Sezar Atmaca

Sezar Atmaca

YazarÇevirmenEditör
9.2/10
5,1bin Kişi
·
17,2bin
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.516
Gösterim
Adı:
Sezar Atmaca
Unvan:
Yazar, Çevirmen, Redaktör, Editör
Amatör-sportif denizcilikle ilgili birçok yayına yazar, çevirmen, redaktör, editör, yayıncı olarak emek verdi. Denizciliğin sorunlarını gündeme getirmeye, tartışmaya çalışan yazıları gazetelerde, dergilerde ve internet sitelerinde yayımlandı (Cumhuriyet kitap, Radikal, Radikal kitap, Yatching World, Yelken Dünyası, Naviga, Yacht Türkiye, Motor Boat&Yachting, Atlas).


Amatör Denizcilik Federasyonu Yayınları’ndan çıkan yayınları: Amatör Denizci Elkitabı (haz.), 2005,
e-kitap, 2015; Denizcinin Günlüğü serisi, 2006, 2007, 2008, 2009 ve 2010; Kısa Mesafe Telsiz Elkitabı
(Tunç Tokay’la), 2009; Dümenbaşı Kartları, 2010.


Çevirileri: Yelken ve Arma Ayarları (Selahattin Erkanlı’yla), Denizler Kitabevi, 2004; Yelkenli Yatçılığa
Başlarken (Elvan Şener Koralp’le), ADF Yayınları, 2011.


Kitaplarda yayımlanmış makaleleri: “Deniz Kültürü ve Amatör Sportif Denizcilik” İskeleye Yanaşan...
Denizler, Gemiler, Denizciler, der. Orhan Berent-Murat Koraltürk, İletişim Yayınları, 2013; “Amatör-
Sportif Denizciliğin Sorunları”, Marmara Üniversitesi, VIII. Türk Deniz Ticareti Tarihi Sempozyumu,
Bildiriler, İstanbul Yayınları, 2016 (dijital baskı: http://www.turkdeniz.org).
Ortaçağ'ın sonuna kadar yelkenli gemiler sadece askeri, ticari ve balıkçılık amacıyla kullanılmışlar, hobi amaçlı olarak amatör denizcilik faaliyetleri ise 17. yüzyılda Hollanda'da başlamıştır.
Sezar Atmaca
Sayfa 2 - Amatör Denizcilik Federasyonu Yayınları
479 syf.
·21 günde·Beğendi·10/10 puan
Ne desem, söze nasıl giriş yapsam bilemiyorum. Yazdığım şeyler bir inceleme değil, kitabı okuduktan sonra hissettiklerimdir. Bu zamana kadar kaç tane yazar, kaç tane kitap okudum, kendimi ifade etmekte zorlanmadım; ama okuduğum her Oğuz Atay eserinde bitirdikten sonra boğazım düğümlenmiş gibi hissediyorum.

''Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.(s.318)'' Yaşarken dilediğin gibi anlaşılmadın belki ama ardından seni ve eserlerini çok seven, en çok alıntılar yapılan ve sanat dünyamızın en önde gelen fikir insanları arasındasın. ''Bir insanın, iyi kötü, ortaya bir eser koyması ne zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin.(s.280)'' Bize bu denli kıymetli eserler bıraktığın için kendi adıma çok teşekkür ederim.

Kitaba gelince ise ana karakterin soyadı bile tek başına özetliyor gibi. Hikmet Benol, kişilik bölünmesi yaşayan bir türlü kendi aslını bulamayan baş karakter. Kimse tarafından anlaşılamayan, bu yüzden kendi iç dünyasına dönen ve kafasında kurguladığı oyunlarla hayatını sürdürmeye çalışan Hikmet Benol. Gecekonduya çekilip albayla tanışmış ve onu da kendi oyunlarına ortak etmiştir.
Ailesinden beklediği ilgiyi göremeyerek büyüyen Hikmet, mutsuz evliliğinin ardından büyük aşkı Bilge'den de umduğunu bulamayınca inzivaya çekildiği gecekondusunda son akşam yemeğini yine oyunuyla beraber vermiş, sıkça kez albayına yorulduğundan bahsetmiştir.

Yazarın bu eseri kaleme alırken kendi hayatından etkilendiği söylenmektedir. Tutunamayanlar da tüm insanları kucaklamak isteyen yazar Tehlikeli Oyunlar da sözlerine şöyle devam etmiştir: ''Bütün insanlığı kucaklamak isterken, neredeyse bu dünyanın altında eziliyordu..(s.231)''. Yorgunluğunun sebebini bu satırlarda çok nahif bir şekilde açıklamıştır.

"İnsanları tanımıyorsun Hikmet oğlum."
Hikmet, uzandığı yerde, gözleri kapalı, albayın sözünü kesti: "Daha önce hiç karşılaşmadım da bu ülkede, ondan albayım. Siz arada bana gösterseniz...(s.332)" Çokça kez ise insanlık adına bir şey kalmadığından söz etmiştir. Senden sonra daha kötü oldu Atay, insanlık kaç kere öldü bir bilsen...

Oğuz Atay'ın son sözleri ''Sevinmeyin, daha ölmedim.'' olmuştu. Kendi yaşantısındaki mizahi kişiliğini eserlerine de yansıtmayı çok başarmıştır. Sen bu dünyadan göçmüş olsan da Olric bizimle, Albay da bizimle...
479 syf.
·17 günde·10/10 puan
Oğuz Atay okumak, öylesine kolay bir iş değilmiş… Bunu bir defa daha anladım, zira bundan yıllar yıllar önce “Korkuyu Beklerken” kitabını okumaya yeltendiğimi de hatırlarım; kitaba tekrardan başlarım ve anlayamazsam sinirden deliye dönerim diye kendime yediremediğimden ve korkumdan “Korkuyu Beklemeden” bir arkadaşıma hediye etmiştim.

İşin aslı sinir olmaya, kendine kızmaya, neden ben anlamıyorum demeye hiçte lüzum yoktur. Çünkü Oğuz Atay’ı anlamak bir yaşanmışlık, bir görmüş geçirmişlik, bir sevgili geçmişi, bir dost kazığı, bir aile iç çatışması hülasa bir hayat tecrübesi gerektirir. Bu sebeple her kitabın bir zamanı olduğunu düşünürüm. Şayet çok kitap okuyorsak biliriz ki, sabretmek kitap okumanın en büyük getirisidir. Kitap okuyan insanlar sabırlıdır, anlayışlıdır… Ve her kitabın sonunda sabır taşımızın az biraz daha büyüdüğünü fark etmeyenimiz yoktur; Anlamıyorsan, küsme! Unutma ki vakti henüz gelmemiştir.

Tehlikeli Oyunları oldukça uzun bir zaman dilimine yayarak okumamın sebebi Oğuz Atay’ın fikirlerinin, düşüncelerinin ve hayatı sorgulamasının bendeki hazmının kolay olmamasındandı. Her bir lokmada en hafif tabiri ile kontrpiyede kalıyordum desem yeridir. Sürekli bir ters köşeler, oyunlar, şakalar derken bir de baktım ki gerçek hayattan kendimi soyutlayıp Oğuz Atay’ın kurguladığı dünyada soluk alıp veriyorum. Ah ne oldurdu sanki o dünyada yaşasaydık da Oğuz Atay’ın o edebi havasını ciğerlerimizde solusaydık ya da kullandığı kelimelerin gücüne yaslanarak hayata karşı daha dik durabilseydik…

Maskeler. Zannediyorum ki; bir insanın salt benliği ile gündelik hayatını idame ettirmesi insanlarla dolu bir dünyada pekte olanağı olmayan bir varsayım olurdu. Düşünsenize yüzünüze tatlı, ardınızdan çamur sıçramış düşüncelerini söyleyen insanların maskesiz yani ardınızdaki yüzleri ile var olduklarını. İşte bu sebeple azizim, hiçbirimiz maskesiz yaşayamayız karşımızdakinin çamurunu görerek bizim takmış olduğumuz maskeler de buna dahildir. Oğuz Atay’ın o müthiş saptaması gibi “Başkası gibi yaşamasını bilmeyenler, başkalarını taklit etmeliydi.”

Peki kitap ne anlatmaya çalışıyor bize? Hani hayatımızın çoğu evresinde karşımıza çıkan bir seçim canavarı vardır ve her daim, “Ya ben, Ya o… seç birini?” Der de seni iki arada bir derede bırakır ya. Hah. İşte kitap, o arada kalmış bir insanın hayatını anlatıyor tüm gerçekliğiyle. Üç katlı bir binanın orta katında kalmış adamı, para uzatan yolcu ile şoför arasında kalmış adamı, iki kadın arasında kalmış adamı ve aynı zamanda insanımıza kızarken bir yandan da reçetesini yazmayı ihmal etmeyen o koca yürekli adamı anlatıyor.

Oğuz Atay, hayata, bireye, ilişkilere dair o kadar yerinde saptamalar yapıyor o kadar güzel yorumlar getiriyor ki hayran olmamak elde değil. Hayatını evrelere ayırıp, Herman Hesse’nin Bozkırkurdu’nda yaptığı gibi kişilik paradoksları ve analizleri ile kitabın en top noktasına bizleri ulaştırırken orada saygı duruşuna geçmek mecburiyetinde hissedeceğinizden eminim.

Önünde saygıyla eğiliyorum. Büyüksün Üstad.
479 syf.
·9 günde·Beğendi
DİKKAT! BU İNCELEME TEHLİKELİ OYUNLAR İÇERİR.

"Bütün dünya bir sahnedir.
Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu; girerler, çıkarlar.
Bir kişi birçok rolü birden oynar."
Shakespeare

Oğuz Atay'ın okuduğum ikinci kitabı ve ben yazarı çok beğendim. Kullandığı dili, ustalık isteyen mizahı ve zeka dolu ironisine hayran kaldım. Artık ben de üstada diğer hayranları gibi 'Oğuzcuğum Atay' diyebilirim.

Kitap kurmaca romanlardan farklı olarak üst kurmaca türü olarak yazılmış.Birçok yerde bilinç akışı tekniği kullanılmış. Belli bir olay örgüsü yok. Okurken bir paragrafı kaçırırsanız devamında anlatıcının ( yazar ya da karakter) kim olduğunu anlamayabilirsiniz. O yüzden kesinlikle kolay bir kitap değil. Emek verilerek okunması gereken kitaplardan.

Kitabımızın baş karakteri Hikmet Benol. Hikmet'in hiç yaşanılmayan bir çocukluğu, ailesine kabul ettiremediği bir gençliği ve sona ermiş mutsuz bir evliliği var. Kısacası hayata tutunamamış, hayat karşısında hayal kırıklığına uğramış bir karakter.
İnsan kurduğu hayallerde mutlu olur. Hayallerimizi istediğimiz gibi yönlendirebiliriz. Ama hayallerinde bile başarısızlığa uğramış bir karakter var kitapta.
" Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerine bile hükmedemez mi? "(sayfa 139)
"Hayallerimde bile yenik düşüyorum." (sayfa 294)

Yaşamaktan yorulan, sıkılan ve mağlup olan bir karakter var karşımızda.
" Yoruldum albayım, yoruldum yoruldum yoruldum." ( sayfa 339)
"Mış gibi yapmaktan usandım albayım." (sayfa 364)

Küçük burjuva Hikmet yaşadığı hayattan sıkılıp, üç katlı bir gecekonduya yerleşir. Üst katında o meşhur albay Hüsamettin Tambay vardır. Alt katında ise dul bir kadın oturur. Hikmet'in yaşadığını anlayabilmesi için oyunlar üretmesi gerekir.
Kitapta ayrıca önemli iki karakter daha var. Boşandığı karısı Sevgi ve büyük aşkı Bilge.Kitap baştan sona ironilerle dolu.Öyleki karakter isimlerinde bile ironi var. Eski eşi Sevgi, sevgisizdir. Büyük aşkı Bilge de bilgisizdir. Kendisi de kişilik bölünmesine uğramıştır. Üç dört tane Hikmet çıkar karşımıza. Soyadındaki 'Benol' ironisi de oradan gelmektedir. Bakalım Hikmet kurguladığı bu tehlikeli oyunda benliğini bulabilecek mi?

Kitaptaki Bilge karakteri birçok kişiye göre Atay'ın gerçek aşkı Sevin Seydi'dir. Zaten Atay bu kitabı Sevin Seydi kendisinden ayrıldıktan sonra yazmış. Oğuz Atay'ın hayatını biraz olsun biliyorsanız kitaptaki Hikmet'in kendisi olduğunu anlıyorsunuz. Hikmet'in Bilge'ye ya da Atay'ın Sevin Seydi'ye olan aşkı kesinlikle okunmaya değer.

Cem Yılmaz bir söyleşisinde, "Etkilendiğiniz ve beslendiğiniz bir mizahçı var mı?" sorusuna " Belli aralıklarla Oğuz Atay okuyorum ve memleketimden böyle birisi geçtiği için heyecanlanıyorum." cevabını vermiş. Gerçekten de Atay beni de heyecanlandıran yazarlardan birisi oldu.Diğer kitaplarını da okumayı büyük bir heyecanla bekliyorum.

Tehlikeli Oyunlar yazarın Tutunamayanlar'dan sonra yazdığı ikinci kitabı. İlk kitabı ummuduğu ilgiyi görmemiş. Onu da bu kitabında ironik bir dille eleştirmiş.
"Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım." ( sayfa 282)

Kendi tabiriyle Türk Edebiyatının mutfağından geçmeden doğrudan salonuna giriş yapmış bir yazar. Bence de salonda başköşeye oturmuş. Dram, mizah ve ironiyle harmanlanmış bu güzel kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.


Oğuz Atay'ın karizmatik sesinden kitaplarını anlattığı 3 dakikalık ses kaydı. Dinlemenizi tavsiye ederim.
https://youtu.be/-vRXu-sWkJM


Son olarak sevip de karşılık bulamayanlara gelsin bu alıntı :)
"Beni sevseydi, onun çok yararına olurdu." ( sayfa 412)
479 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
Hikmet Benol ilk ''Hayatın Acemisi'' olarak çıkıyor karşımıza. Tıpkı Tutunamayanlardaki Selim gibi.. Bir ara Selim geliyor gözünüzün önüne bir anda Hikmet oluyor. Yaşama yoksulluğunu okuma zenginliğiyle denkleştirmeye çalışan karakterlerimiz Selim/ Hikmet. Bazen o kadar çok Selim'i görüyorsunuz ki. .İşin içinden çıkmak zorlaşıyor. Hikmet Benol- Hüsamettin Tambay- Nurhayat Hanım. Kutsal üçgenimiz böylece oluşuyor. Her eleştiride birazcık özeleştiri, her özeleştiride birazcık eleştiriyle başlıyor Hikmet kendini bulmaya. Daha ileriye giderek, genel insan örneğinin bunalımlarını, her şeyden önce düşünsel bunalımlarını ortaya koyuyor.
Dışsal-içsel çatışmasında bireyin içinde bulunduğu koşullara karşı tavrını Hikmetin her düşüncesinde her hareketinde her sigara içisinde gözler önüne seriyor Oğuz Atay. -haa, haa!!! nidaları ve çevresindekileri ince alay; insanın değiştirilmesinin, dünyanın değiştirilmesinden daha önemli, daha zor olduğunu içinize işletiyor.. O kadar haklı ki; Kendi içinde yapayalnızdır insan.. Oğuz Atay okumak hiç kolay değil, bazı kelimeler bazı anlamlara gelmiyor.. Başkaları gibi yaşamayı bilmiyorsanız Hikmeti ve yapmak istediklerini çok seveceksiniz. Mesela bir başkaları gibi yaşayabilmenize yaracak ansiklopedi. :) Tehlikeli Oyunları okuduktan sonra ''ben o kitabı okudum'' deyip bir kenara koyamazsınız.. Hep sizinle kalıp yaşamaya ve sürekli içinizde bir yerlerde, elinizin altında olmaya devam edecek.. :)
479 syf.
Tehlikeli Oyunlar da, diğer Oğuz Atay kitapları gibi, yine o hüzünlü hazzı yaşattı bana. En sevdiğim kitabı mı oldu bilmiyorum ama farklı bir iz bıraktığı kesin.

Hayat tarafından hayal kırıklığına uğratılmış Hikmet'in, bir yanda sevmediği karısı, bir yanda sevdigi kadın, komşuları, arkadaşlıkları ve günlük yaşantısıyla, zihninden geçenleri okuduğumuz bir 'tutunamama' hikâyesi. Ve yine tıpkı Tutunamayanlar gibi yorumlaması zor bir kitap.

Duygusal olan, hayata tutunamayan, insan ilişkilerinde sorun yaşayan herkes, bu kitapta kendinden bir şeyler bulacaktır. Özellikle anlaşılmadığını düşünen ve bunu dert eden herkes eminim şu satırlarda kendini bulacaktır: " beni anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra beni kimse okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum..."

Fakat Oğuz Atay'ın romanlarını okumak için bence biraz sabırlı bir okur olmak gerekiyor. Ama lütfen sabredin, okuyun, çünkü Oğuz Atay okunmak istiyor. Bu nedenle Korkuyu Beklerken'i "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" diye bitirmişti.

Altını çizdiğim yerlersi dönüp tekrar tekrar okuyacağım, çok sevdiğim bir roman oldu.
Umarım daha çok okunur.

Tehlikeli Oyunlar, şubat ayı kitabımızdı. Eşlik eden herkese teşekkürler.
479 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Bütün dünyanın virüsle boğuştuğu günlerde, dünyayı ne hale getirdiğini hiç umursamadan virüsün kendi halinde içine kapandığı gibi, Hikmet 1 masasında oturmuş çok ciddi bir konu hakkında düşünmektedir. Karmaşık bir kitabı yeni bitirmiş, kitabın heyecanıyla bir şeyler yazmak istese de devamını getirebileceğinden emin değildir. Her ne kadar oyunlarla dolu kitabın yanında birkaç kitap daha okuduğunu göstererek konuya hâkim olduğu izlenimi vermek istese de durumun ciddiyetinin farkındadır.

Çünkü okullar kapanmış, ev kalabalıklaşmış, sakin kafayla yazı yazmak imkânsız hale gelmiştir. Her zil çaldığında birisi bavuluyla eve girmektedir. Hikmet zili iptal etmek zorunda kalır. Bu sırada ısrarlı bir şekilde kapıya vurulur, buna engel olmanın da bir yolu olmalı. Bunu düşünelim. Bu ses kendinden emin bir komutanın koğuşa girerken gösterdiği pervasızlığa benzer. Hikmet sesi takip ederek kapıyı bulur. Kendisi dışarı çıkmak istediği zaman bile herhangi bir sese ihtiyaç duymadan kapıyı bulabilmektedir. Evde kimsenin olmadığı zamanlarda (bunu kestirmekte güçlük çektiği olmuştur) daha önce defalarca denemiştir çünkü. Bu yüzden kapıya vurulduğunda gidip açmak onun için çocuk oyuncağıdır. Ses olmasa bile kapıyı bulabileceğini bilmenin haklı gururu benliğini kaplar. Herkes yapabilir bunu hayatı boyunca, insanlara şans verilmiyor albayım. Bir de önlerinde yeteri kadar örnek yok, nasıl yapılacağını bilmiyorlar. Sadece kapıya vardığınızda iş bitmiyor ki, kapı ne tarafa açılacak, kolu hangi yönde çevireceksiniz, gelen misafiri içeri almak isteyip istemediğinize bağlı olarak hangi tarafta durursanız misafir mesajı alabilir, bu sorunların kayıt altına alınması lazım albayım. Yoksa ev dediğimiz binalarda kapı olmazdı. Buraya kadar iyi düşünülmüş. Devamında ne yapılacağına dair büyük bir belirsizlik var. Bu konuya ben el koyuyorum. Kapıyı açmayacak mısın Hikmet? Ses yakından geliyor, demek ki kapıya kadar gelmişim. Mesafeyi çok iyi hesaplamak lazım…

Albayım senin üst katta yaşayıp yaşamadığın bile varoluş sancısının üstünde bir sorun teşkil etmektedir. Ne var ki, bu kadar zengin bir oyun için kuvvetli bir aktöre ihtiyacım vardı. Bu kişi mesleğine herkesin saygı duyacağı biri olmalıydı ki, diğer eksiklerimizi telafi etme imkânımız olsun. Eli kalem tutan biri olmalıydı hatta, biraz kitap okuyan ve oyunlarıma katlanabilecek biri. Yoksa benim deli olduğumu düşünebilirdi. Hâlâ da böyle düşünen insanların varlığından bahsedilmektedir. Oysa ben dünyada olup biteni takip ederek değişiyorum sürekli, sonra bunlara numaralar vererek sıraya diziyorum. Dünyadaki salgın hastalıktan sonra Hikmet 2 olarak insanlığın yararına çalışmaya karar verdim. O kadar güvendiğimiz bilim küçük bir virüsle baş edemiyor. İnsanlık körleşmenin eşiğinde artık. Bir yol haritamız olacak, “hep birlikte saçmalayıp aklımızı dinlendireceğiz. “ İnsanlığın bilimsel aklı mevcut sorunlarımızı çözmeye yetmiyor. Aşının canlılar üzerinde ve canlı olduğu sanılan insanlar üzerinde denemeleri yapıldıktan sonra diğer Hikmet’ler durumun aciliyetine göre devreye girecekler, biz aramızda öyle anlaştık. Diğerleri henüz anlaştığımızı bilmiyor, panik yapmamaları için bu bilgiyi gizliyoruz.

Tek çıkar yol olarak ev halkıyla birlikte bir oyun oynamaya karar verdik albayım. Dünya yüzeyine inen uzaylılar neden hep Amerika’yı tercih ediyor buna bir son verme günü gelmiştir. İnsanlığın sıkışıp kaldığı bu dönemde kurtuluşu biz başlatacağız. Evet çocuklar hep birlikte oyun oynayacağız. Ders çalışıyormuş gibi yapmayı bırakın!

Öyle bir oyun olmalı ki bu, kitap okuduğumuz belli olsun. “Baba Cioran’dan bahsedeyim mi ben?” Yok oğlum, sıkışık bir durumdayız, insanlığa ümit aşılamamız gerekiyor. Tanpınar gibi bir enstitü kurmalıyız, saatleri ayarlamaya gider gibi virüslerden kurtulmak için buraya gelmeli insanlar. Maç izler gibi haberleri takip ediyoruz artık. Bu akşamki tanı ve ölümler açıklandı mı? Nasıl da sayılara bağladık her şeyi, iyiye gidiyoruz bugün üç kişi daha az ölmüş. Sanki bir kişi öldüğünde o kişinin tamamı ölmüyor mu? Aaa ne güzel, bizim cenazemiz var ama neyse ki ülke genelinde sayı çok yüksek değil diye teselli mi buluyor insanlar? Oğlum Hikmet konuyu dağıtma. Acı var diye haklı duruma geçtiğini mi sanıyorsun, oyun değil bu, bir savaş. Savaşta ölüler her zaman olacaktır. En az kayıp veren kazanır savaşı. Çin sarayının basılmasını biliyor musun Hikmet? “Başını ve sonunu biliyorum albayım”. Ahh! Kürşad’ın yerine ben girecektim ki Çin sarayına, insanlık bu durumlara düşmezdi. Kaç kişiydiniz albayım? 40 kişiydik, ben operasyonun devamından yanaydım, re’sen emekliye sevketmeseler virüs bu kadar bulaşmazdı. Ben Hikmet 2 olarak bu konuya el koyuyorum. Kötü günler bitecek artık...

İlk önce kelimeleri çözeceğiz. Çok fazla anlam verilmiş onlara. Sonra bütün insanlık bu duyguları yaşamak için kendimizi mecbur hissediyoruz. Âşık gibi görünmeye çalışmaktan âşık olmaya vakit kalmıyor. Başkaları nasıl âşık olmuşsa onlara benzemeye çalışıyoruz. Dışardan bakanlar akıl sağlığımız konusunda endişeye kapılıyor. Bir masala inanıyoruz, sonra uyuyunca göremiyoruz rüyamızda, uyuduk mu uyumadık mı ondan da emin değiliz. Ölüm konusunda bile tam bir mutabakat yok. Bu kadar örnek görüyoruz ama binlerce yıldır çözemiyoruz. İnsanlar daha iyi anlasınlar diye savaşlar ve salgın şeklinde daha kalabalık ölümler görüyoruz, görmemiş gibi yapıyoruz. Buna bir son vermemiz lazım artık. Zamanımızı çok iyi değerlendireceğiz. Her duyguyu yeni baştan yazıp onlara isimler vereceğiz. Bu isimler onların olmasını istediğimiz kalıplara uygun fakat gerçekten uzak olmayacak. Bilge deyip, Bilmezge’ye çevirmeyeceğiz sonra. Hikmet bütün insanlığa yayılmalı, her yere yetişmem mümkün değil. Bu iki katlı gecekonduda insanlığın büyük bir trajediden kurtulması için devrim yapacağız. “Çılgın bir kalabalığın ortasında nereye döneceğimizi bilmeden koşup durmayacağız.”

Güvenilebileceğimiz çok az sayıda kişinin katılmasını istiyoruz. Nurhayat hanım katılabilir bize, çok kahve içmemiz gerekecek. Hatta hemen şimdi başlatıyorum bu büyük devrimi.

Bu kadar büyük bir devrim için kapılardan başlamak gerekiyor albayım. Yoksa insanlık kapılarda sıkışıp kalacak. Bazen içeri giremeyecek, bazen de dışarı çıkamayacak insanlar. Kimin içerde, kimin dışarda olduğunun netliğe kavuşması lazım. Ülkeler nasıl istediği zaman sınırlarını ve havaalanlarını kapatıyorsa insanların da böyle bir özgürlüğü olmalı. Bunun için de kapı kolunun ne yöne çevrileceğini ve kapının hangi tarafa açılacağını bilmesi lazım. Senin gibi emekli bir asker bile merdiven boşluğunda kalırsa insanlık bunun altından kalkamaz. Senin yaşın 65 in altında değil mi albayım, buna dikkat etmemiz gerekir. Gençler hafta içi, yaşlılar Pazar günleri, bunu unutmayalım. Önemli, önemli, önemli... Pazar günü gelirken Mütercim Arif’in kitabını da getir ki, yazdığımız yazıyla uyumlu hale getirmeye çalışalım, yoksa bu yazıyı toparlayabilecek gibi görünmüyoruz...

Kalabalık bir yemek vereceğiz bu gece, oyunda adı geçen herkesi bu yemekte görmek istiyorum. Bunun son yemeğimiz olmaması için sosyal mesafeye dikkat etmemiz gerekiyor. Masaların köşelerine ve çapraz oturalım lütfen, insanlığa bir sözümüz var. Virüs küçük bir yerden dünyaya yayılabiliyorsa kurtuluş da bir gecekondudan yayılabilmeli. Evet bunu iyi düşündüm. Nurhayat hanım, bir kahve yapar mısınız bize?

Hikmet 3 topla kağıtları, daha önemli işlerimiz var…yazmıyoruz…
479 syf.
·Beğendi
(Bu yazı, kitaptan alıntılar içermektedir.)
"Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden onlarla oynadım. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım."(Tehlikeli Oyunlar, s.448)
“Tehlikeli Oyunlar”ı araya pek çok kitabı da sığdırarak ve uzun bir ara vererek tam 32 günde bitirmişim. Ben saymadım günleri de 1000 Kitap benim yerime sayıyor:) Kitabı bitirip alıntılarımı gözden geçirip bir şeyler yazmak istediğimde A4 boyutunda yaklaşık yedi sayfalık bir alıntı biriktiğini fark ettim. 1000 Kitap’a gelip alıntı eklemeye başlayınca fark ettiğim bir husus var: Bazı kitaplar öyle dolu ki elinizden gelse kitabın her sayfasından alıntı yapmak istiyorsunuz. Hatta bence bazı kitaplar öyküsünden çok cümleleri, dili ve üslubu için okunuyor. “Tehlikeli Oyunlar” da tıpkı Atay’ın diğer kitapları gibi –Bir Bilimadamının Romanı hariç- satır satır alıntılanabilecek dolulukta.
"Peki bu kitap ne anlatıyor?" diye soracak olsak herhalde aşağı yukarı kitabı okuyan herkes “Hikmet Benol ismindeki bir adamın hayatından kesitler” cümlesinde hemfikir olacaktır. Kitapta Hikmet’in evliliğinden, karısı Sevgi’den, sevgilisi Bilge’den, komşularından, arkadaşlarından kısacası bir bireyin sıradan günlük yaşamından bahsediliyor. Peki Hikmet Benol mühim bir adam mıdır? Cevabımız kocaman bir “hayır” olacak. Peki Oğuz Atay nasıl oluyor da sıradan bir adamdan 476 sayfalık hacimli bir roman çıkartabiliyor? Üstelik bu roman hemen her satırıyla dolu dolu ve her satırıyla okunmaya değer olabiliyor? O da Oğuz Atay farkı diyebiliriz. Oğuz Atay’ın ironik dili kitabın her satırına sinmiş durumda. Zaman zaman kendine göndermeler yapıyor ki bence bu göndermelerden en güzeli şu satırlar:
"Beni okumayı sakın ihmal etmeyin, bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu -deli midir nedir- böylesini de hiç görmemiştim şekerim adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu?"(s.319)
"beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım..." (s.318)

Oğuz Atay’ın sağlığında kıymetinin pek bilinmediğini, “Korkuyu Beklerken” hikaye kitabının sonunda “Ben burdayım sevgili okuyucu sen nerdesin?” cümlesiyle okuyucusuna seslendiğini düşündüğümüzde bu satırlar daha da anlam kazanıyor. Zira her yazar okunmak ister. Bu bağlamda Oktay Akbal’ın 1977 yılında yaptığı şu değerlendirmeler Oğuz Atay’ı anlamak için okur olarak üstümüze düşenleri de ifade ediyor:
“Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay’ın romanlarını çok seveceğiz. Onlarla çağımız insanının, daha doğrusu büyük kentte yetişmiş kentsoylu bir aydının tüm duyarlığı, iç muhasebesi, kendi kendisiyle tartışması, kendini eleştirmesi, çok değişik bir güldürü havasıyla bizlere ulaştırması, sunması var…”(Cumhuriyet, 19 Aralık 1977)

Kitaba inceleme yazmak için alıntılarımı gözden geçirdiğimde oyun kelimesinin hem benim alıntılarımda hem de kitabın genelinde bir leit motif şeklinde sıklıkla tekrar edildiğini fark ediyorum. İşte içinde oyun geçen alıntılardan birkaçı:
"Yarın için senden iyi oyunlar yazmanı, yazdığın gibi, içinden geldiği gibi oynamanı bekliyoruz." (s.56)
"Birlikte oynuyoruz. Bu arada anılarımla da oynamama izin verir misiniz albayım? Oyunlar yazmayacak mıydık albayım? Aklıma takılan anılardan kurtulmama yardım etmeyecek miydiniz?" (s.45)
"Ben de bir zamanlar başını hatırlayıp sonunu unuttuğum, bazı cümlelerini aklımda tuttuğum bir ya da birkaç oyunda, küçük rolleri oldukça başarısız yorumlamıştım; seyircinin baskısı yüzünden, rolümü değil kendimi hissetmiştim." (s.60)
"Oysa ben bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum." (s.62)
Kimse rolünü ezberlememiş. Bu ne biçim tiyatro? (s.459)
"Oyuna gelmemeliydim bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim(...)Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum. "(s.63)
"Zaten biz her zaman alkışlarız. Beğensek de beğenmesek de, oyumuzu versek de, vermesek de, her şeyi oyun sandığımız için durmadan ellerimizi çırparız." (s.147)
"Bu düzmece oyun sona ermeli. Kendi benliğimizi bulmalıyız. Yalvarıp yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız. Gerçekleri rüya yapmalıyız."
"Her şeyi unutmayalım. Yağmurun dinmesini beklediğimizi unutmayalım. Hayatın bir oyun olduğunu unutmayalım. En büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım. Aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım." (s. 398)

Alıntıları ve kitabın tamamını düşündüğümüzde Oğuz Atay’ın genelde aydın insanın yalnızlaşmasını, bireysel sorunlar içinde boğulmasını, tutunma çabalarını anlattığını söylemek mümkün. Özelde ise Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalmış arafta bir Türk aydını anlatılıyor. Hikmet Benol bir Bozkırkurdu belki ama bir taraftan da Atay onunla; Türk aydınının modernleşme macerası içerisinde kendisini tam olarak bir yere ait hissetmeyen arada kalmışlığını, yalnızlığını çeşitli oyalanma vasıtaları bularak dindirmeye çalışmasını –kadınlar, oyunlar, arkadaşlar, içki vs.- ama son kertede kendi kendisine yenik düşmesini anlatıyor. Hikmet Benol diğer taraftan "Siz ona bakmayın; hiçbir işte tutunamamıştır." (s. 429)cümlesinde ifade edildiği gibi bir tutunamayan aslında...
Kitapta tersten bir isim sembolizasyonu yapıldığı da görülüyor. Hikmet, isminin aksine kendine bile faydası olmayan bir adam. Karısı Sevgi’de sevgiyi değil sevgisizliği buluyor. Bilge de romanın pek çok böümünde de geçtiği gibi felsefe okumuş olmasına rağmen Bilgelikten pek nasibini almamış.

Tehlikeli Oyunlar gerek altı çizilesi cümleleriyle, gerekse asırlık yaralarımıza yaptığı nazik, ironik tespitlerle okunası bir kitap. Hayatı bir oyun olarak görmek yaraları hafifletir mi derseniz Oğuz Atay bu sorunun cevabını Hikmet Benol üzerinden veriyor. Sürprizi bozmamak adına bu sorunun cevabını kitaba bırakıp herkese oyunla gerçeği dozunda yaşadığımız, hakiki manada dolduğumuz ve doyduğumuz yaşanılası hayatlar temenni ediyorum. İyi okumalar…

BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...n-mu-bu-oynadigimiz/

TEHLİKELİ OYUNLAR'IN TİYATROSU HAKKINDAKİ YAZIMI OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...nusmesini-seyretmek/
479 syf.
·4 günde·10/10 puan
İnceleme yazmasam içimde kalacak, yazsam kelimeler kifayetsiz. İçimde kalmasın diyorum ve birkaç şey söylüyorum;

Tamamen şahsi olarak Tutunamayanlar’dan daha güzel olduğunu düşünüyorum. Belki okuduğum ruh hali, belki okuduğum ortam buna etki etti inanın bilmiyorum.

Bir “Poyraz Karayel” dizisi izleyicisi olarak biliyorum ki dizi çok fazla alıntı içeriyor. Şuan kitabını okumadan filmini izlediğim bir eserin pişmanlığı gibi bir his var üzerimde.

Beklediğimden daha kısa sürede bitti. Özellikle son 4-5 bölümün alıntılarını bekletmeden paylaştım çünkü bugün biteceği gidişattan belliydi.

Ana karakterimiz Hikmet, Tutunamayanlar’daki Selim’in reenkarnasyon hali diye okumuştum kitaba başlamadan önce bir incelemede. Büyük ölçüde katılıyorum ama reeankarnesi olacak kadar da aynı değiller. Oğuz Atay gerek ruhu gerek konusu bakımından benzer eserler yaratmış. İki kitapta da Titanik misali batan bir insanı, batmakta olan gemide keman çalmaya devam eden kemancılar gibi okuyoruz.

Kitap yer yer donuk bir gülümseme yaratırken yer yer göz dolduruyor. (Hem de benim gibi kırk yılda bir ağlayan insana.) Anlatım ve dil bakımından değişen bir şey göremedim. Oğuz Atay’ın kendine has ve mükemmel anlatımı..
Anlatımına alışmakta zorlandığım iki yazar var; Biri Stephen King diğeri Oğuz Atay. İkisine de zor alışır zor vazgeçersiniz.

Yazar bilinç akışı tekniğini yine çok güzel kullanmış. Karakterin iç dünyasında gezinirken ve kendinizi onun yerine koyarken bunu çok net anlıyorsunuz.

Tutunamayanlar’ı okuyup Tehlikeli Oyunları okumayı düşünenler; Ne duruyorsunuz? verin siparişi.

Oğuz Atay okumaya başlamak isteyenler; Tutunamayanlar kalın gözüktüğü için önce bunu okumak istediniz muhtemelen. Siz de okuyabilirsiniz. Hatta bunu önce okumanız daha iyi sizin için.

İki kitabı da okumadım, anasayfama çıktı diyenler; hayatınıza benzerini başka bir yazarda bulamayacağınız bu eseri katmak için müthiş bir fırsat. Geç kalmayın derim...
479 syf.
·Puan vermedi
Boşluğa düştüğünüz oldu mu hiç? İnsan iseniz böyle bir şeyin olmaması abes olur aslında. Her insan, hayatının bir döneminde kendini sorgular hatta yargılar. Bu, çokça ergenlere atfedilen bir özellik gibi görünse de alâkası yoktur. Bence fıtrat gereği bir insan ömründe en az bir kere boşlukta savrulur, dibe batar. Ta ki iyice batıp, battığı yerden gücü alıp kendini yukarı itene dek batar. Bir yaprağın romanı belki bu.

Nereye ait olduğunu bilmediği ve ben neden düştüm, ya da düşmeseydim ne olurdu diye kendini boğan bir yaprağın hazin ve kara öyküsü belki de. Bugün hep birlikte ele alacağımız bu eser, sizin de anlayacağınız üzere yukarda bahsettiğimiz durumları kapsayan bir roman. Olaydan çok durumun, kişinin psikolojik tahlilin olduğu post modern tarz romanın hâkim olduğu bir eser olarak nitelendirmek yerinde olacaktır.

Post modern tarz romanlar genelde okuru sıkar ama bir kere alıştığınız takdirde olay akışı su gibi olan romanları okumakta zorlanırsınız bu defa. Dili ağdalı ya da ağır değil bu romanların. Sadece okurun zihnini biraz yoran, karamsar, olaydan çok psikolojiyi ön plana çıkaran, bireyin içinde bulunduğu durumlardan ötürü girdiği bunalımlı havanın size yansıdığı romanlar. Yansıması derken aynı bunalımı yaşattığı olayı değil anlatmak istediğim. Kişi ister istemez zihninde bir ağırlık hissediyor.

Benim görüşüm, bu tarzda eser kaleme alan her yazarın kitabının okunmaması gerektiği. Kalemine güvendiğiniz ve aşina olduğunuz isimlerden okuduğunuz zaman seveceğiniz bir tür olduğunu düşünüyorum. Keza Oğuz Atay bu işin pirlerinden diyebilirim. Bulanık havaya sahip olan eserleri tercih etmememe rağmen Oğuz Atay vazgeçemediğim bir üsluba sahip. Keşke onlarca eser vücuda getirseydi de hepsinin tadına bakabilseydim diyorum. Çünkü bizleri o büyülü kalemden biraz mahrum bırakmış. Az ama öz yazan yazarlarımızdan kendisi.

Tutunamayanlar adlı romanını illa ki duymuşsunuzdur. Yazarını bilmeseniz dahi birçok kez kuşağınıza çalınmıştır. Oradaki intihar eden Selim karakteri ile Tehlikeli Oyunlar’daki Hikmet benzerlik göstermektedir. Biraz daha bahsettiğim zaman varmak istediğim yeri zaten anlayacaksınız. Tehlikeli Oyunlar, yazarımızın hayat hikâyesinden de kesitler sunması açısından da oldukça kıymetlidir. Yazarımızın biyografisine dair ufak bir araştırma, sizi daha da aydınlatacaktır ve ne demek istediğimi daha net anlayacaksınızdır.

Neyse biz gelelim Selim-Hikmet benzerliğine. İkisi de intihar eden karakterler olarak okura sunulmuştur. Hikmet’i ele alalım bu yazımız da. Belki sonrasında Selim’e de eğiliriz. Özet gibi bir durum olmayacak çünkü özet yapılacak bir olay yok. En genel hatlarıyla romanı sizlere anlatmaya çalışacağım sonrasında ise oturup Hikmet Bey ile tiyatro yazmaya gidersiniz zaten. Hikmet Bey, karısından ve işinden ayrılmış kendini bir gecekonduda inzivaya çekmiş bir adamdır. Sürekli kendini sorgulayarak geçmişini deşer durur.

İç konuşma ve geriye dönüş tekniğinin kullanıldığı romanda, haliyle Hikmet Bey’de zaman zaman kendiyle konuşup, geçmişini dürtüp duracaktır. Yazmaya çalıştığı oyunlarla ise aslında kendi geçmişi üzerinde oynamalar yapmaya çalışmaktadır. Nitekim başarısız olmuştur ve nihayetinde kendini üç katlı evden atarak intihar etmiştir. Her neyse, mükemmel bir kitaptı herkesin okumasını tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)))
479 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Öncelikle, Oğuz Atay okumaya Tutunamayanlar ile başladım, Tehlikeli Oyunlar eserini okuyarak yarım kalan düşünceleri tamamladım. Okumak isteyenlere tavsiyem ilk önce Tutunamayanlar'ı okuyup, sonrasında Tehlikeli Oyunlar eserini okumasıdır.

Hikmetin kafasında yarattığı oyunlar ile sahnelediği Albay, Tutunamayanlar'daki Turgut'un kafasındaki Olric aynı amaca hizmet ediyordu. Bu amaç insanın toplumdan uzaklaşıp kendi içine yönelmesi demekti. Her iki kitapta birbirini yapbozun parçaları gibi tamamlamaktadır. Birini okuyup diğerini okumamanın düşünceleri yarım bırakacağı kanısındayım. Hikmet aslında toplumdan uzaklaşma sebeplerini, insanların istediği kişi değilde kendi istediği kişi olmak için çabalarken yaşadığı yorgunluğu, hayattan beklentilerinin yaşadığı hayat ile örtüşmediği, Sevgi ile bir evlilik yapıp mutlu olmadığı, Bilge'nin ise kendini anlamamasına rağmen onu sevmesini, beklentilerin insanı yoracağını yada herkese eşit düzeyde yorgunluk getirmeyeceğini, kimisi hayatına mücadele ile devam ederken kimisinin hayattan vazgeçişlerini anlatmaktadır. Aslında anlattığı kişiler, tamamen toplumun kendisi ve bireydir. Birey, toplum karşısında güçsüzleştiği zaman kendinden ödün vermek durumda kalır. Hikmet'in durumuda budur.

İki büyük eseri Tutunamayanlar ile Tehlikeli Oyunlar'daki Hikmet ve Selim'in intahar ile sonlanan hayatları aslında insanın insana neden lazım olması gerektiği üzerine bir eleştiridir, tekrardan hayata dönüştür; uyanıştır.

Hikmet ve Selim yalnızlığa gömülmüştü. Bu yalnızlık insan eksikliğinden oluşan bir yalnızlık değildi; bu insanın insanı anlamama çabası üzerine kurulmuş bir yalnızlıktı. Ruhen yıpranan bedenler zaman içinde kendini boşluğa bırakarak yeni çıkış yolları arar. Hayata tepkisizleşir, olanlara seyirci olarak bakmayı tercih eder. Yapması, eyleme dökmesi gereken herşey zihinde eylemsizce kalır. Hikmet ve Selim bunların özetidir.

Hikmet ve Selim'i bir bütün olarak ele alıyorum, sadece Tehlikeli Oyunlar üzerinden konuşmak Oğuz Atay'a haksızlık olur düşüncesindeyim. Oğuz Atay'ı anlamak insanlığı anlamaktır; insan insana her daim lazımdır diyerek sözlerimi noktalıyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sezar Atmaca
Unvan:
Yazar, Çevirmen, Redaktör, Editör
Amatör-sportif denizcilikle ilgili birçok yayına yazar, çevirmen, redaktör, editör, yayıncı olarak emek verdi. Denizciliğin sorunlarını gündeme getirmeye, tartışmaya çalışan yazıları gazetelerde, dergilerde ve internet sitelerinde yayımlandı (Cumhuriyet kitap, Radikal, Radikal kitap, Yatching World, Yelken Dünyası, Naviga, Yacht Türkiye, Motor Boat&Yachting, Atlas).


Amatör Denizcilik Federasyonu Yayınları’ndan çıkan yayınları: Amatör Denizci Elkitabı (haz.), 2005,
e-kitap, 2015; Denizcinin Günlüğü serisi, 2006, 2007, 2008, 2009 ve 2010; Kısa Mesafe Telsiz Elkitabı
(Tunç Tokay’la), 2009; Dümenbaşı Kartları, 2010.


Çevirileri: Yelken ve Arma Ayarları (Selahattin Erkanlı’yla), Denizler Kitabevi, 2004; Yelkenli Yatçılığa
Başlarken (Elvan Şener Koralp’le), ADF Yayınları, 2011.


Kitaplarda yayımlanmış makaleleri: “Deniz Kültürü ve Amatör Sportif Denizcilik” İskeleye Yanaşan...
Denizler, Gemiler, Denizciler, der. Orhan Berent-Murat Koraltürk, İletişim Yayınları, 2013; “Amatör-
Sportif Denizciliğin Sorunları”, Marmara Üniversitesi, VIII. Türk Deniz Ticareti Tarihi Sempozyumu,
Bildiriler, İstanbul Yayınları, 2016 (dijital baskı: http://www.turkdeniz.org).

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 17,2bin okur okudu.
  • 1.310 okur okuyor.
  • 14,3bin okur okuyacak.
  • 863 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları