Sidal Tiryakioğlu

Sidal Tiryakioğlu

Çevirmen
6.9/10
8 Kişi
·
15
Okunma
·
0
Beğeni
·
0
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
392 syf.
Sizce artık mahkemeler olmasaydı ne olurdu? Şöyle sorayım; hakime ihtiyaç kalmasıydı? Bir insanın suçlu olup olmadığına siz-biz- karar veriyor olsaydık? Hem de evlerimizde oturmuş kanıt aramadan sadece gördüklerimizden yola çıkarak. Yapmamız gereken şey çok basit. Parayla oy veriyoruz, "öl" ya da "yaşa" diye.
■Işte Martha'da böyle bir adalet sisteminin içinde suçlu bulunuyor. Suçu büyük. İnsan öldürmek. Hele bir de o öldürdüğü kişi caddeler bölgesinde yaşayan Jakson Paige ise.
■ Peki neden öldürürsün ki Paige'yi konutlar bölgesinde yaşayan öksüz öksüz 16 yaşındaki bir kız?
''Ben öldürdüm." demesi insanlar için yeterli. Kanıt ve neden aramaksızın hücreye gönderiliyor. Hücre1, hücre2, ..., hücre7. Son gün.
● Konusu gerçekten çok ilginç, farklı. Sevdim. Her sayfayı merakla okudum, sona yaklaştıkça heyecanım da artıyordu. Ve son. :)
~Güzel okumalar~
392 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Adaletsiz bir ülke mezbahadan başka bir şey değildir.... Kitapta adaletsiz bir adalet sisteminin işleyişi anlatılıyor...Öyle bir sistem ki okurken urperdim...Tanık yok,kanıt yok,savcı,mahkeme kısaca adalet namına hiç bir şey yok...Bir insanın suçlu veya suçsuz olduguna sadece parmaklarinizi kullanarak karar veriyorsunuz...Televizyon kumandasi,telefon veya internet aracılığıyla oy kullanıyorsunuz...Ve o insan ya ölüyor ya da yaşıyor...TABİ paranız varsa...Kisaca paran varsa adalet ....
Sen ağlayarak yazarsın, o gülerek okur.... Hayatın adaleti bu ....
392 syf.
Yanlışı yanlışla temizlemeye çalışırsanız ne olur?
Kitabı okumaya, ilginç bir tesadüf üzere, Black Mirror dizisinin 3. sezon 6. bölümünü izledikten sonra başladım. İzleyenler bilir, suçlu görülen biri sosyal mecralardan lince uğrar, sonrasında da puf! Kitaptaki konu da tam olarak bu şekilde olmasa da bunu çağrıştırıyor. Eski adalet sisteminin yozlaştığını ve yeteri kadar adalet dağıtamadığını (!) savunan bir takım adil girişimciler (!), krizi fırsata çevirerek yeni bir adalet sistemi ortaya atarlar. Artık tüm vatandaşlar yargıçtır, jüridir, karar vericidir. Ölsün dedikleri ölecek, masum gördükleri yaşama devam edeceklerdir. Kulağa hoş geliyor değil mi? Gün içerisinde, haberlerde, yaşadığımız ya da gördüğümüz birçok olayda, "Şu tiplerin de yaşamasına ne gerek var ki? Öldürün gitsin" dediğimiz olmuştur. İşte halka bu imtiyaz verilmiş olacak ve "ölsün" temennisinden öteye geçerek, o suçlunun ölümünü de sağlayabilecekler. Toplumu zararlı unsurlarından temizleme operasyonu. Tabii... Yalnız gerçekten de öyle değil.
Sistem size güzellenerek sunulacak tabii ve ardında dönen dolapları bilmeyecek, adil kararların alınmasında söz sahibi olduğunuz için kendinizi, görevlerini yerine getiren ve vatanına bağlı bir yurttaş kabul edecek, verdiğiniz karar uygulandığında huzur içinde yatağınıza gireceksiniz. Siz yatağınızda huzurla uyuyacaksınız ama suç işleyen imtiyazlılar aklanmaya devam edecek, deliller karartılacak (gerçi bu düzende delil falan pek de hüküm sürmüyor, soruşturma falan hak getire), masumlar suçlu damgası yiyecek ve herkese adalet dağıtıldığını sandığınız sistemde, eğer varlıklı değilseniz bir oy hakkını zor denkleştirirken, zenginler telefonlarından veya internetten binlerce oy atabilme hakkına sahip olacaklar. Fakir-zengin ayrımı dedik, bu kitapta da izole edilmiş yaşamları ile farklı sınıftan insanlar var. Toplu Konutlar halkı ve Şehir Merkezi'nde, Caddeler Bölgesi'nde yaşayanlar. Ve sınıf ayrımına müteakip bir de işin şov kısmı var. Genelde suçlananlar zaten haliyle varoş kesimden olanlar ve bunların suçlanmasından idamına kadar giden yol, zengin kesim için bir eğlence malzemesine dönüşmeli değil mi? E o zaman bu, idama giden yolu bir tv şovuna çevirelim, yedi gün boyunca yedi ayrı hücrede tutalım mahkumu, yedinci günün sonunda da suçlu görürsek elektrikli sandalyede kızartalım onu ve parasını ödediğimiz kanallardan canlı canlı izleyelim ölümünü... İnsanoğlunun zihniyeti Ortaçağ'dan beridir, hatta ortaya çıkışından beridir hep aynı. Medeniyet falan hepsi bok püsür yani.
Kitabın işleyişine dair yeterince detaya yer verdim diye düşünüyorum. Karakterlerden falan bahsetmeyeceğim. Zaten konu ilgimi çektiği için almıştım kitabı ve olması gerektiği kadar da iyiydi benim açımdan. Yazar da ödülleri ve ödül adaylıkları olan bir yazar yani. Ama şu da var ki, kitap bir gençlik kitabı. Yani genç okurlara hitap eden düzeyde. Anlatımında kafa karışıklığı yapan bir geçmiş-şimdiki zaman karmaşası mevcut. Bazen de 1. kişi veya 3. kişi anlatımı tarzı arasında sıkışıp kalınmış gibi. Bunu çeviriye mi yormalı yoksa yazarın anlatım hatası mı bilemedim. Yine de bu durum, okurken bazen kimin ne dediğinin anlaşılmadığı durumunu değiştirmiyor. Gençlik kitabı dedik, aşk unsurunun atlanması tabii ki kabul edilemezdi, onun için atlanmamış :) Sonuna gelecek olursak, bazı şeyler tahmin edilebilir, bazı şeylerse sürpriz gelebilir okurken. Bir de finalde oluşan durum, kitabın bir devamı olabilir mi, olursa nasıl olur, kitabın cılkını çıkarır mı düşüncelerini doğuruyor. Duygusal (£) nedenlere sığınılırsa, kitabın devamı gelebilir tabii, belki de vardır halihazırda da ben bilmiyorum.
Karakterlerden bahsetmeyeceğim dedim ama birine sövmeden de rahat edemeyeceğim. Kristina sen tam bir ... (boşlukları kendin doldur)

Yazarın biyografisi

Adı:
Sidal Tiryakioğlu

Yazar istatistikleri

  • 15 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 14 okur okuyacak.