Sinan Çetin

Sinan Çetin

Tasarımcı
9.4/10
371 Kişi
·
764
Okunma
·
0
Beğeni
·
101
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
984 syf.
·Beğendi·10/10
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Hiç bu kadar güçlü bir kalemi okumamıştım. İnanılmaz tespitlerle dolu bir kitaptı. Kitapta genel olarak insanlığın var oluşundan beri insanın, dönüştüğü menfaatçi insan yapısına ve üreten insan yapısına değinilmişti. İnsanlık var olduğundan beri 2 tip insan vardır. Birincisi üreten insan tipi, ikincisi kullanan insan tipidir. Üreten insan genelde egoist olarak karşılanmıştır. Çünkü o var olana baş kaldırmıştır. Düzeni kabullenmemiş, isyan etmiştir. İnsan yaşıyorsa beynini kullanmalı, üretmelidir demiştir. Hayatta kalmak için üretmelidir. Çevresel etkenlerle başa çıkmanın yolu budur. Kullanan insan tipi her zaman üreten insan tipini dışlamış, onun yaratıcılık fikirlerinden korkmuş, ilk etapta ön yargıyla yaklaşmış, onun kabullenmeyişini gördükçe ondan nefret etmiş, öldürmeye kalkmıştır. Onun üretme arzusunu, ruhunu anlayamamıştır. Sonra utanmadan üreten insanın ürünlerini kullanmaya başlamıştır. Kullanan insan tipi başka bir yöntem geliştirip üreteni bencillikle suçlamış, önemli olanın paylaşmak olduğunu söylemiştir. Ona göre varsak başkaları için varız, kendimiz için değil. Hayır sever olarak kendini tanımlamış, insanlara iyilik yapmayı bir ilke edindiğini söylemiştir. Üretemediği için paylaşmayı meşru kılmaya çalışmış, üreten insanı geri planda tutmaya çalışmıştır. Bu yaklaşım bana Victor Hugo’nun “siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk. “ sözünü hatırlattı. Bunun en temel sebebi bağımsız olarak yaşamayı becerememesidir. Birçok örneği vardır bunun. Bir ürün üretip, tarih sahnesinde kısacık yer alan üreten insan tipi ve bu ürünü ihtiyacı olanlara dağıtıp daha çok üne kavuşan bir sürü kullanan insan tipi vardır. Bizim gitmekte olduğumuz gelecek tamamen budur. Üretenler azalmakta, kullananlar artmaktadır. Bu birçok yönetim biçiminin de işine gelmektedir. Mantık yürütmeyen, düşünmeyen sadece tüketmeye odaklanmış bir toplumu yönetmekten kolay ne olabilir? Buradaki mantık böl parçala yönet değil, bütünleştir ve yönettir. Ortak bir fikir etrafında şekillenen bir toplum yaratıp, parmaklıkları, duvarları, kapıları olmayan birer zihin hapishanesi yaratmak her yönetim biçiminin isteyeceği şeydir. Üretmeye çalışalım arkadaşlar. Düşünmeye çalışalım. Bir fikrimiz olsun. Yanlış veya doğru fark etmez. Ama o fikir yeter ki bize ait olsun. Bu kitabı okuyup, kitabın ruhunu anlayan her kişinin dünyayı daha güzel kılmaya, üretmeye çabalayacağından eminim. Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Listenizin sonuna değil ilk başına almanızı rica ediyorum. Size kitaptan bir alıntı paylaşıp, incelememi bitiriyorum.

“Kolektifin, yani bir ırkın, bir sınıfın, bir devletin “ortak çıkarı”, insanları baskı altına alan her türlü zorbalık rejiminin altında yatan şeydir. Tarihteki her dehşet verici olay, bir hayır uğruna yapılmış görünür. Bencil hareketlerin hiçbiri, hayır severin döktüğü kanla ölçülebilecek bir zarar vermiş midir? Bunun suçu insanoğlunun iki yüzlülüğünde mi yatmaktadır, yoksa ilkenin yapısında mı? En korkunç kasaplar, genellikle en samimi, en içten inanmış olanlardır. Giyotinle ya da idam mangasıyla, kusursuz bir topluma ulaşacaklarına gerçekten inanmışlardır. Hiç kimse onların öldürme hakkını sorgulamamıştır, çünkü besbelli hayır sever bir amaç uğruna öldürüyorlardır. İnsanların başka insanlar uğruna feda edilmesi doğal kabul edilmiştir. Aktörler değişmekte, ama trajedinin akışı aynı kalmaktadır. Bir hümanist çıkar, insanlara ne kadar sevgi duyduğunu söyleyerek yola koyulur, onunda bir kan denizine varır. İnsanlar bir şeyin iyi olabilmesi için bencillikten uzak olması gerektiğine inandığı sürece, bu böyle devam etmektedir ve edecektir. Bu durum, hayırseverin eylemine izin vermekte, kurbanları da buna dayanmak zorunda bırakmaktadır.”
984 syf.
Aylar öncesinde bu kitaba inceleme yazmak istediğimde sadece bunları yazabilmiştim. "Nereden başlayacağımı bilmiyorum, ne anlatacağımı bilmiyorum, nasıl ifade edebileceğimi bilmiyorum. Jack London'un Martin Eden'inden sonra ilk defa bu kadar kararlı bir kişilik gördüm. İlk defa felsefesinden hiçbir şekilde taviz vermeyen bir adam gördüm."
Bu kitabı anlayabilmek, anlatabilmek, özümsemek için bir hayli üzerine düşünmek, konuşmak gerekiyormuş. Kitabın içinden belki de kitabın ötesine uzanmak gerekiyormuş. Bunu ne kadar yapabildim bilmiyorum ama bir şeyler demek istiyorum.

Howard Roark, üniversiteden çok büyük bir başarı ile mezuniyetine ulaşmaya çok yakınken son bir proje ödevinde hocasının, arkadaşlarının yani hakim felsefenin yerine çizdiği bina projelerine kendi fikirlerini, yaratıcılığını yansıtan, bu çerçevede modern bir anlayış kullandığı için içi boş da olsa eleştiriler alan bir iç mimar. Kendi fikirlerinin doğruluğu konusunda o kadar emin ki başta ona kızsanız bile sonraları hak vermeye başlıyorsunuz. Hani Martin Eden kitabında şöyle bir cümle vardı: "Çoğunluk onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye, benim de beğenmemi gerektirmez." Roark da aynı şekilde düşünür. Kendi yaratıcılığı, kendi ortaya döktükleri her zaman daha önemlidir onun için.
Çoğunluğun isteklerinden ziyade kendi yapabildiklerine odaklıdır. Bu minvalde de bir alıntı yapmak isterim.
"Ben bugün, hayatımın tek bir dakikası üzerinde bile hiç kimsenin hakkı olmadığını söylemeye geldim. Enerjimin de. Başarılarımdan herhangi birinin de. Kim böyle bir iddiada bulunursa bulunsun, sayıları ne kadar kalabalık, ihtiyaçları ne kadar büyük olursa olsun. Buraya gelip, başkaları için yaşamayan bir insan olduğumu söylemek istedim."

Kitap 4 ana karakter üzerinden bir toplum şekillemesi çizer bize. Birincisi Howard'ın okuldan arkadaşı. Howard onu, fayda elde etmek uğruna ruhunu satmak ile itham eder. Toplumumuzda çokça görebiliriz böyle simaları. "Yalan söyleyen, hile yapan ama görünüşte saygınmış gibi davranan adam" cümlesinin vücut bulmuş halidir Peter. İnsanların beğeni kaygısı üzerinden kendini şekillendiren, onların doğrularını kendisinin doğrusu haline getirmekten asla çekinmeyen bir kişilik tipi. Nitekim kitaptan şu cümle de onu anlatıyordur.
"Bu doğru mu?" diye sormuyorlar. "Başkaları bunu doğru buluyor mu?" diye soruyorlar.
Yine şu cümleler çok şey anlatacaktır Peter hakkında. Hem de Howard'ın Peter'e bakışını görmek adına iyi bir kaynak.

"Sana öğretildiği için hep tekrarladığın şeyleri unutup, kendi beyninle, hakkıyla düşünebilir misin? Anlamanı istediğim şeyler var. Bu ilk şartım. Ne istediğimi söyleyeceğim sana. Diğer insanlar gibi düşünürsen, o bir şey değil dersin. Ama öyle dersen, o zaman yapamam bu işi. Sen tümüyle anlamalısın. Bunun önemini bütün zihninle anlamalısın."
"Çalışırım, Howard. Ben sana ... dün dürüst davrandım."
"Evet. Öyle davranmasan, dün reddetmiş olurdum. Ama şimdi, en azından birazını anlayabilirsin gibi geliyor."
"Yapmak istiyor musun?"
"İsteyebilirim. Bana yeterince cazip bir teklif yaparsan."
"Howard ne istersen. Ne olursa. Ruhumu satmaya hazırım ..."
"İşte anlamanı istediğim şey de o. Ruhunu satmak dünyanın en kolay şeyidir. Bunu herkes her saat yapıyor. Ben senden ruhunu korumanı istesem ... bunun neden daha zor olduğunu anlayabilir misin?"
"Evet... evet, sanıyorum."

Evet Peter böyledir ve böyle olmasında en az onun kadar kendisine dayatılan beğenilme kaygılarının da yeri vardır. Sigmund Freud böyle insanları çok büyük bir mevkiye gelse bile başarılı bir kişilik olarak tanımlamaz. Başarılı kişilik, kendi heykelini kendisi yapan, çekici hep kendine vurup kendi kendini inşa eden insandır. Burada fiziksel değil de bilişsel düzeyde bir kişilik inşasından bahsettiğimi de söyleyeyim.
Kitabın ikinci karakteri Toohey. Saygı değer bir insan onu Feto'ya benzettiğini söylemişti. Gerçekten öyle bir benzerlik var. Kitleleri etkileme konusunda çok başarılıdır. Özellikle kelimelerin gücünü ve onları iyi kullanmayı bilir. Benim bu kitapta hiçbir şekilde sevemediğim, okurken "arkadaş bir tane olumlu hareketin yok, bir tane sevilebilecek özelliğin yok" diyebileceğim adamdır.
Bir diğer karakterimiz ise Gail Wynand'dır. Hikayenin başlangıç noktasında Howard'a yol gösteren iç mimarın en büyük düşman olarak nitelendirdiği Gail. Büyük bir zenginlikle yaşamını sürdüren, her istediğini elde edebileceği gibi her istediği kişinin yaşamını bir anda parlatıp bir anda söndürebilecek bir isim. Bunu elde etmek için de kendi ruhunu feda etmiş bir isim. "Ermişlerle dervişler ancak maddesel şeyleri feda eder. Ruhun kurtulması için küçük bir fiyattır bu. Ruhunu kendine saklar, dünyasal şeyleri feda eder. Ama ben... ben otomobilleri aldım, ipek pijamaları aldım, çatı daireyi aldım, karşılığında da dünyaya ruhumu verdim. Eğer sevabın ölçüsü fedakarlıksa, kimin feda ettiği daha büyük? Asıl ermiş, asıl aziz kim?" Yine kendi deyimiyle aktarayım: "Kollektif bir ruh üzerinde güç istiyordum, onu elde ettim. Kollektif bir ruh." Kollektif ruh ise kitabın oklarını çevirdiği noktadır Howard üzerinden. Kitlelerin ne yeyip ne içeceğine nasıl giyineceğine nasıl davranacağına halkın tamamının ayrı ayrı değil de, bir kesimin bunu seçmesiyle diğerlerine şans tanımayacak şekilde onların hareketlerini düzenlemesidir diye açıklayabilirim sanıyorum. Ayn Rand'ın Ego kitabını da okuyunca bahsedilen bu kavramı daha iyi anlayabilmiş oldum. Kollektif yaşam biçiminde insanlar birbirleri için yaşar, nefes alır, birinin canı yanarsa ötekinin de yanar. Aynı anadan doğmasalar da insanlar kardeş olarak görürler birbirlerini. Ego kitabından alıyorum. "Bizi yöneten kanunlar; insanlar arasında hiç kimsenin, hiçbir zaman yalnız olamayacağını söyler. Çünkü yalnızlık, bütün kötülüklerin kökü ve günahların en büyüğüdür." Bu toplumun "Biz" kısmını içeren düşünceyi anlatıyor. Ama "Ben" ise şöyle söyler: "Sevgimi hiç kimseye laf olsun diye, sebepsiz yere veremem. Şans eseri yanımdan geçen, yanımda duran, yanımda doğup yaşayan kimse onun sahibi olamaz." Howard Roark işte bu anlayışla bahsi geçen bilince karşı çıkan kişidir. Kolektivizm yerine objektivizm'i savunan karakterdir. Ben'in yaşamı asla biz tarafından belirlenemez ona göre. O kendi yaratıcılığını savunur. Özgün düşünceyi savunur. Tarihin her noktasında yaratıcıların tüketiciler tarafından sindirildiğini düşünür. Kitabın hemen başında şu cümleler vardı: Sonunda Roark, "Eğer benim fikrimi istersen Peter, sen hatayı şimdiden yaptın," dedi. "Bana sormakla. Herhangi bir kimseye sormakla. İşinle ilgili konuları asla başkalarına sormayacaksın. Ne istediğini kendin bilmiyor musun? Nasıl dayanabiliyorsun bilmemeye?"
Belki de ta başından belliydi Roark'ın hikayesi ve 2.sayfadan itibaren bunu anlatmaya çalışıyordu; Özgünlüğü, orijinalliği, yaratıcı düşünceyi ve kendi olmayı... Peki yukarıdaki karakterler ile baş edebilecek miydi acaba? Bu kadar ruhsuz adamın karşısında kendi karakterini korumayı sürdürebilecek miydi, akıntıya karşı sonuna kadar yüzebilecek miydi?

"Sevgili oğlum, kim yaptıracak sana o binaları?"
"Mesele orada değil. Mesele, beni kimin engelleyeceğinde." (Ramiz Dayı konuşuyor :D)

Kitabı okuduktun sonra Roark'a, yaşadıkları sebebiyle hak veriyor olsam da, Ben'lik bilincine, hayatının başrolu olarak kendi kararlarını başkasının düşüncesini önemsemeden alışına hayran kalsam da objektivizm felsefesini hala doğru buluyor değilim. Sebebi olarak ise Öğretmen dizisinde https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be bu sahnenin 1.34 - 3.03 arasında söylediklerini gösterebilirim. Toplum bazı konularda bizi hapsedip kendiliğimizi oluşturmada engel teşkil ediyor olsa bile insanı anlamlı kılan şeyi insanlığa katkı noktasından yola çıkarak bulabileceğimizi düşünüyorum. Bencillik kadar biz olmanın da büyük bir değer ifade ettiğini düşünüyorum.

Kitap sayfa sayısı itibariyle çok uzun görünse de bir çırpıda okunabiliyor gerçekten. Okuyacak arkadaşların asla gözü korkmasın. Siz kitabı açın o zaten ilk sayfalardan itibaren akıp gidiyor. Akıcılık ve merak ettirme noktasında birçok dünya klasiğini geride bırakır. Elden düşürmeme garantili kitap bu.
Bu kadar az okunmuş olması kitabın okurları tarafından çokça şaşılan bir durumdur. İncelemede bu kadar çok alıntı yapmam normalde ama kitabı okumanız için bir merak oluşturmak istedim.

Kitaptan uyarlanan bir film de bulunuyor. 1949 yapımı. Çok iyi olmasa da güzel bir film yapmışlar. The fountainhead ismi ile ararsanız bulup Türkçe alt yazılı olarak izlersiniz.

Kitabın baskısı olmadığı için kütüphaneler dışında bulmak zor ama epub ya da pdf yoluyla da rahat rahat okunabilir bu sitede bu şekilde kitap okuyan birçok arkadaşımız var. Kitap linkleri bende var isteyene atabilirim pdf ya da epub.
984 syf.
·Beğendi·9/10
Sene 2013...Dolar 1.30..Elimde tuşlu ablamdan ondan ablama sonra bana gelmiş arka kapağı cıkmış takoz Nokia telefonum Kasa gibi hepimizin ailecek kullandigi rengi beyazdan kahverengiye bilgisayarımızla msn girip GTA oynuyorum silah almak tek derdim polislerden kaçmak amacim:) arada arkadaşlarla çetlesiyorum.

facebooga girmek kolay olmuyor tabi şimdi dayıların ele geçirdiği gibi de değil hesabı olan da kıymetli hani...Oturuyorum Haberleri açmışım mehmet ali Briand anlatıyor..Gundem de boyle abuk sabuk şeyler yok Şeyma subaşılar,o sen olsun bariler, Yok En çok ben Türküm kürdüm zazayim zirvaliklari,Estetikten makyajdan ruha makineye dönmüş bayanlarda yok..
Siyasetten kafayı sıyıranlar onu bunu tekfir eden gruplar hacı hocalar da yok.Bıçaklayan kesen asan kadına şiddet böyle revaçta değil bide daha düzgün bir türkçemiz var..

Akşam yine ailecek kurtlar vadisi pusunu izleyeceğiz ya da yaprak dökümünü 7 numarayı,Ekmek teknesini...

Duyguduan duyguya geçiyoruz hepimiz muhabbet ediyoruz çay yapmis ablam yanında lokum/piskuvit yiyoruz değerlendirme yapıyoruz o mutluluğu anlatamıyorum..

Mahallede çocuklar top sektiriyor telefonlar felan yok bir kere ellerinde..camdan izliyorum bir yağmur yağarsa dışarı çıkıp ıslanmak azar işitmek annemden yine hoşuma gidiyor :)

Kitap+kahve fotoğrafları bilmiyorum bile o zamanlar kitapla kahve icilip okunuyor ama kimse bilmiyor tabi.Kahve uçmak bile elit bisey Kurukahveci mehmet efendiyi bile tanımıyorum:)Çay içiyoruz hep..

Twitter böyle cennet gibi herkes fikrini ideolojisini güzel yazıyor küfür yok random insanların suratında oluşuyor mesajı okurken :)..Eskortlar ele geçirmemiş böyle..oyuncak olmamış kimsenin elinde.Guldurmek için şekilden şekle giren tipler de yok.

Kürk mantolu Madonna,Tutunamayanlar,küçük prens okuyanlar nadir ama anlatılıyor bir ortamda..Kitap değerli herkesin ulaşamayacağı şekilde böyle okuyana da anlatana da farklı bakılıyor.

Bide aşk,adalet,hak,özgürlük böyle diller de çok dönmüyor sanki.mesela ask Iki kişi birbirini seviyorsa utanma var aralarında ,hazlar böyle çok gündem de degil ,birbirlerini kullanmıyorlar sevgi verip alıyor çoğu. beyefendilik hanimefendilik ön planda..Emege değer veriyorlar.Guzellik yakışıklılık neymiş?Ev araba sigortalı iş neymiş?Bunlara bakana farklı bakılıyor sanki kınanıyor.Iliskiler bunun üzerine değil Ağır roman gibi birbirlerini seviyorlar..
Unutmak kolay mı be birden ?
Yarın ötekine koşmak seviyorumlari sıralamak, o acıyla yaşanıyor sırf o gözleri görmek için böyle lafta da değil..

Seni seviyorum,senin için herşeyi yaparimlar da çok söylenmiyor ;gözgöze gelinse düşünülse bile heycandan ölünecek gibi olunuyor.

Demeyin keyfime...Bir de Pilli bir Mp3 çalarım var böyle en sevdiğim kırmızı renkte Barış manço,Muslum gürses,Emre aydın dinliyorum..Bozulup duruyor tamir ediyorum surekli :)ama nasıl mutluyum bir görseniz ayna karşısinda tarakla söylemeye çalışıyorum..detone olunca baştan açıyorum.

Kütüphaneler Halk eğitim merkezleri dolu böyle mahkemelerde,hastanelerden çok..
Ingilizce sevilerek öğreniliyor işsizlik için şu bu icin degil z..Akşam eve gelince severek ödevimi yapıyorum baskı yok uzerimde Toplum için faydalı şeyler yapmaya üretmeye kararliyim.

kalemtrasimla kalemimi açarken sivri başıyla güzel yazmak yine keyiflendiriyor :)Böyle faber castell kullanamıyorum öyle kolay da bulunamiyor pahalli bir kere 2 lira olmasi aslinda bir tane kalemim var kıyamıyorum kullanmaya sadece en sevdiğim derste kullanıyorum Aytac hocanin türkce dersinde :)

Bide hastasonuysa sormayın gitsin sabahları güneş doğunca kalkıp Tüplü TV açıyorum en sevdiğim çizgi film başlıyor..

La/la/la /la/la/la/la/la.....Eğer bir gün iyi bir çocuk olursanız şirinleri bile görebilirsiniz sesiyle heyecanlanıyorum iyi olacağım diyiyorum ıçimden göreceğime inanıyorum.

Arada kardeşimle biriyle kavga ederken bile tek bir küfür biliyorum (salak)diyorum...Salak deyince sikayetlenirsem terlik yiyorum o biraz korkutuyor:)

Böyle ıçimden sövdügum gibi değil bugün..
Kedim var mahallede görüp almıştım eve annemin kızmasına rağmen tüy döker,pis demesine rağmen yıkamıştım bütün ev işlerini yapmıştım herşeyi yapmıştım.Kabul edilmesi için .bir görseniz böyle mahzun boncuk boncuk bakıyor bana kıyamıyorum dışarı atmaya :)

Adini da ama kadar kuş adı o demelerine rağmen boncuk koydum :)

Şimdi Iphone telefonum var,2 plazma tvmiz var iyi bir yerde okuyorum..Faber castell kalemlerim de var,Kitaplarım daha da artmış şekilde ..Ama etrafım da tek samimi insan yok sanki kendim bile kendime karşı samimi değilim ortaokulda,lisede sahip olduğum hicbir mutluluk yok.Sırtımda bicak koleksoyonuyla dolasir haldeyim.Sosyal medyadan nefret ettim narsist insanlarla dolu..Herkes kendini başkasına begendirme amacında..(En çok ben müslümanım)fikirleri,paylaşımları realde yaygın Allah kitap sözde,Ama özde tek bisey yok.En sevdiğim şiirler dillerden düşmüyor anasayfalardan.Ama emek yok öyle..Bilim dil yabancı ahkam kesmek üstün olmak moda çünkü.. Aşk saatlere işlenmiş mekanizma..
Kalp kırmak bardak kırmak gibi ne olacak sanki..aglayarak bitirdigim Kürk mantolu Madonnam Tutunamayanlarim da bana bir yabanci sanki sormayın..Adalet hak hukuk Kaf dağına cıkmış sanki..Kadınlar ölüyor.Acliktan çocuklar ölüyor.Hastalıklar artmış..Sevdiğim mesleği yapamıyorum okuyamıyorum..
Boncukta öldü zaten konuşmaya gerek yok.. Bu gereksiz duyarimi çekip gidemiyorum..

Ne güzel hayaller...
Geçmiş..
Insanlar..
Hayat..
Toplum..

Ben nereye geldim böyle ne oldu bana?

Anılarım öldü sanki hafızamız oynanıyor gibi..

Şimdi yazdıkların kitapla ne ilgisi var? diyeceksiniz Ne alaka bu Küçük Ceylan modu?dediginizi duyar gibiyim bütün bu hislerimi yaşadıklarımi bu kitapta tekrar hissettim yaşadım çünkü.. Boncuk bile geri geldi..

Çıkmaz sokağa girdigim anda bütün herşeyin altında bugün ezilerken o sokağın gökyüzünden bir kitap önüme düştü..100 senedir dunyanin cok degismesine ragmen bazi temel seylerin degismemis olmadigini gosterdi bu kitap. mesela kadin-erkek iliskileri, alfa/beta/friendzone durumu, isini severek yapmak vs..
Kaynağa ulaştım desem yeridir ismindeki gibi:)

Öhum öhüm neyse ..Şimdi kaynağa gidelim birazını anlatayım devamını siz yaşayın:)

___INCELEME___Spoiler şeyinden anlamam Olabilir __

Önsöz kısmında Türkiye’de eğer Hayatın Kaynağı iyi okunmuş ve anlaşılmış olsa; hiçbir ideoloji aklın önüne geçmez ve Türkiye inanç dolu militanların cenneti olmak yerine, meslek sahibi insanların ülkesi olurdu. Bir işi iyi yapmak, işine saygı duymak, o işi başarmak bu kadar çok aşağılanmaz, insanlar yaptıkları işten, üretmekten ve para kazanmaktan utanmazdı kesinlikle.

Hayatın Kaynağı  dünyanın fedakarlık tüccarları tarafından yok edilmemesi için bir AKIL KALKANIDIR. Ben’in bir savunusu ve kalabalıklara karşı duran yaratıcılara verilmiş bir ödüldür. Aklın ve mantığın yolunu izlemek isteyen herkese bu rehberi taktim etmekten onur duyuyorum.

Sinan Çetin böyle başlıyor önsöz kısmında..

Ayn rand ile beni tanıştıran ilk kitap. bireysellik ve pragmatizmin kapitalizmin güzel bir sentezini iç dunya da sürekli yapardım yukarda bahsettigim durumlar gibi Bu nokta üzerinde düşünürdüm hep..
ancak pragmatizmi belki hayatıma kalıcı olarak oturtmuş olsa da hala bireyin tek başına aşırı bir güce, yenilmez bir karaktere modern hatta bugün post modern diyeceğimiz hayatta hala erişebilir olduğuna inancım zayıftı yaşadığım geçmiş ve bugün arasında kalmam etkindi.

konusu kısaca; yetenekli bir mimarin klasik çizgiden sapan özgün modern eserler üretme mücadelesi. mimar karakteri, yeteneklerini toplumun muhalefetine rağmen isteği doğrultusunda kullanmaya çalışan üstün vasıflı insanları temsil ediyor. mimarın mücadelesi çetin, zira halk yeni mimari tarzlara kuşkuyla bakıyor. kanaat önderleri olan köşe yazarı ve eleştirmenler, vasat ama geleneğe bağlı mimarları öne çıkarıyor. bir de gazete sahibi patron var para kazanmak için halka istediğini veren. kendisini şehrin en güçlü adamı sanıyor; ama sonunda anlıyor ki aslında o da topluma hizmet ettiği müddetçe ayakta kalabilir. falan filan... kısaca, sürüden ayrılmak isteyenle, sürünün kalanı ve çobanlarının mücadelesi. mesaj da açık aslında koyun olmayın, birey olun diyor.

Bir kolon howard roark'ın dediği gibi kabaca "ancak işe yarıyorsa güzeldir" ama en güzel kolonun da tek başına bütün yapıyı taşıyabileceğine inanmak oldukça gülünçtür bence. ayn rand yarattığı felsefe ile güçlü bir eleştiri mekanizması kurmuş aslında kitapta, belki de dünyada genelgeçer tartışmaların çoğu zaman merkezinde olmamasının esas sebebi bu. bir sistem önermiyor, bir çözümü açıkça yok. bireysel, herkesin kendi ekseninde kuralları olduğu, en işe yararın öne çıktığı bir felsefe pek de pratik olarak, pragmatik olarak, tartışılabilir değil; ya da insanlar bunu tartışmayı sevmiyor.

Evet bu noktada öncelikle önemli bir kitap kesinlikle özellikle bizim gibi doğu kültürüne yakın bir toplumda okunması iyi olur. Birey olmak, bencillik, bireyselcilik, kolektivizm, fedakarlık, modernizm, gelenekselcilik gibi kavramların zaman zaman basit, zaman zaman derin bir şekilde sorguluyor ve sorgulatıyor. bu da bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri bence..

ayn rand hayattan bir kesiti ne güzel gözlemlemiş ve ne güzel aktarmış dedirtiyor. Mimarlık alanıylailgili olmamasına rağmen içine bu kadar girebilmesi ayrı bir başarı zaten. ama bence her okuyanda kendinden, çevresindeki diğer insanlardan bir şeyler buldurmuştur, bulduracaktır ben okurken hayatımdan çok fazla iz buldum. Arada tekrarlara düşülmüş olsa da genel olarak aktı gitti. kitap elime geçtikten sonra uzun zaman aralıklarıyla iki kere başlayıp yüz küsur sayfaya gelip bıraksamda üçüncü başlayışımda bir hafta da bitirdim öyle kiremit gibi olduğuna bakmayın hakikatten alıyor:)

Edebi dili çok iyi değil bence öyle felsefeninde derinliklerinde değil ama biraz felsefe biraz günlük hayat biraz hepimizin çevresinde var olan çeşit çeşit kişiliğin iç seslerini yükseltmesiyle ve ütopik sayılabilecek karakterlerin varlığıyla o karakterlerin yaşamdaki duruşu tutkusuyla bir gruba sokmaya çalışmadan sevdiğim ve herkesin hayatinda iz bırakacağını düşündüğüm kitaptır.

Temel mesajlardan birini vermek gerekirse ;

üretmek için de sevmek için de yaşatmakmak içinde önce sen olmalısın ve içindeki 'ben'e saygı duymalısın.

sanatsal kaygının toplumda algılanış, kabul edilmeyiliş ve kabul ediliş evrelerini çok iyi işletir. anlayış kapasitesi yaşam standartlarını belirlemeli teması hakim.


Malzemeler;
3 ölçü Hayatın Kaynağı
2 ölçü Üç Aynalı Kırk Oda
Bir tutam Zen

Hazırlık aşaması;
Sana iyilik yapıyormuş gibi gözüküp, seni en derinden yaralayanları bir düşün.
Bıçağı kalbine kadar saplamalarındaki tek sebep, sana en yakın kişi olmaları değil mi?
Seni en çok üzenler, en güvendiğin kişiler değil mi?
İçine bak.
Hala kanayan yaraların kimden kaldı bir düşün…

Harekete geçiş;

Kimseye güvenmemek de, her şeyin hep iyi yanını gören Polyanna kadar hastalıklı bir durumdur. Ancak eğer en yakınındakiler sana zarar vermeye başlıyorsa, o zaman masalını ve mekanını terk etme zamanı gelmiştir. Oturup mantıklıca düşünmen gerek. Duygularını bir kenara bırakıp, aklınla bir yol çizmelisin kendine. Hatta ve hatta belki de kendine en büyük zararı veren kendin bile olabilirsin. Bence esas olan şudur ki; mantığını, aklını kullanmaya başlarsan iyi edersin. Taş kalpli olmak demiyorum ama akilla hareket etmeye başlarsak iyi ederiz duygusallık bazen de zayıflıktır.

insanların nasıl güdülebilen sürüler haline dönüştürülebildiğini şaşırarak okurken gördüm..Bireysel aklın kalabalıkların onaylamadığı büyük bir güç olduğunu, bireye saldırırken hep iyilik, fedakarlık, misyonlarının arkasına saklandıklarını görürüz.howard roark tüm bu engelleri aşarak her şeye rağmen ben'in bir savunucusu olmuştur.bencillik kötüdür öğretisinin yanlışlığı, ben'in yaratıcılığı güçlendiren akıl ve mantıkla desteklenerek daha da etkili olabileceğini bizlere öğretmiştir.kitabda yaşanan aşk da çok etkileyici, bir o kadar da düşündürücüdür.

Gerçek kurtuluşa ve gerçek çözümlere kendi içimize yapacağımız yolculuklar sonucunda ulaşacağımıza inanırım. Pekçok problemin gerçek sebebini, kendi içimizde çözebileceğimizi düşünüyorum. Bu yüzden de herkes durmaksızın başkalarını eleştirmek yerine, kendisini tedavi etmekle, düzeltmekle başlayabilir. İç yolculuklar sayesinde pekçok şeyi düzeltebiliriz. Ayrıca ben’liğimizi kısıtlayan, zarar vermeye çalışan kim olursa olsun, ben’liğimizden taviz vermeden, masalımızdan doğru zamanda çıkmayı bilmeliyiz ya da en yakınımız bile olsa, çıkması gereken insanı çıkarmalıyız. Yolda tek başımıza yürümek zorunda kalsak da, yola devam etmeliyiz.

Ayn Rand'in psikoloji ego/objektivizm analizleri üzerinden kitapla ilgili yine şu sonuca ulaştım;

howard roark aslında yeterince egoist birisi değildir, sadece yeteneklidir. parazit insan/düşünen insan kıyaslamasına da sonuna kadar katılıyorum. ancak ego tek kişi merkezli kalırsa yeterince büyüyemez, fazla büyüdüğünde problemler yaşanabilir, ki kitabın yazarına da olan buydu bence.

ego'nun büyüyebilmesi için dışarı çıkması gerekir. sadece kendi diktiği binaları görmek istemesi egoist bir mimarın en büyük egosu olamaz, o binaların daha çok olması gerekir, bu da kendisi gibi düşünen başka yetenekli mimarlar olması gerekiyor anlamına gelir. howard'in yetiştirdiği kendi yeteneklerini aşıladığı birilerinin olmasi gerekiyordu. mesele ego ise, büyük ego bunu gerektirir.

Rand, “egoizm” kavramının, etik bir kodun yalnızca bir yönünü tanımladığını ifade eder. Egoizm, bize bir insanın hangi eylemleri yapması gerektiğini değil, onlardan kimin yararlanması gerektiğini anlatır. Egoizm, her insanın birincil ahlaki yükümlülüğünün kendi iyiliğini, esenliğini veya kendi çıkarlarını gerçekleştirmek olduğunu ifade etmektedir. Her insanın “kendi çıkarları ile ilgilenmesi” gerektiğini ifade eder; o kişi, kendi ahlaki eylemlerinin yararlanıcısı olması anlamında “bencil” olmalıdır. Bir insanın rasyonel olarak gerçekleştirdiği bir eylemin sonucundan sorumlu olması gerektiği gibi o eylemden yararlanması gereken de yine o insanın kendisi olmalıdır. Rasyonalite, bir insanın sadece akla uygun eylemde bulunmasını değil aynı zamanda dürüstçe konuşabilmesini de gerektirir: Aklım, gerçeklerim ve değer yargılarım doğrultusunda benim hedeflerime ulaşma aracımdır. Rand'ın belirttiği gibi, “en bencil şey, özgür bir aklın kendi otoritesinden daha yüksek bir otorite tanımaması, kendi gerçeklik yargılarından daha yüksek bir değer tanımamasıdır.

Rasyonel bir varlık olmak, bir seçme eylemiyle bencil olmaktır. Bencil insan, rasyonel insandan başka bir şey değildir çünkü rasyonalitedeki herhangi bir kusurun onun sağlığına zararlı olduğunun farkındadır. Bencil insan, amaçlarını aklın rehberliğinde seçen insandır. Objektivizme göre her insan, kendi düşüncesiyle ve kendi hatırı için yaşamalıdır; her insan, değerlerin peşinden gitmeli ve insan hayatının gerektirdiği erdemleri uygulamalıdır. Objektivist yorumda egoizm, kendi ihtiyaçlarını veya arzularını tatmin etmek için başkalarının ahlaki veya politik haklarını ihlal etme politikası anlamına gelmez. Objektivizm, üretim ve ticaretle yaşayan, arzuladıkları herhangi bir değeri kazanma sorumluluğunu kabul eden ve fedakârlık yapmayı ya da kabul etmeyi reddeden akılcı insanlar arasında çıkar çatışması olmadığını kabul eder. Objektivist, “ben yalnızca kendime değer veririm” demez; “eğer belirli bir kişi iseniz, bundan dolayı kendi hayatım ve mutluluğumun ilerlemesinde benim için bir değer olursunuz” diyor.

Objektivizme göre; genel olarak;

__yorumlandığı şekliyle bencillik, doğuştan bir zayıflık değil nadir bir güçtür. Bu, kendi hayatına ve kişinin aklına sadık kalmanın başarısıdır.

Kitabı okurken doğru bildiğimi mi yapsam, yoksa benden bekleneni mi?Ben de dahil ezici çoğunluğumuz bizden bekleneni yapmıştır. Bu nedenle hem biz, hem de bizden beklentisi olanlar mutlu olmuştur veya mutlu olduğunu sanmışızdır. Ama tarihe baktığımızda topluma yön veren veya çağ atlamaya sebep olanlar bizim gibi düşünenler değil, bizim toplum dışı, garip ya da sıra dışı yani aykırı kişi olarak adlandırdıklarımız daha çok.. Bu kitabı okuduğumda Howard Roark’a hem kızdım, hem imrendim, hem de kendimi suçladım. Ama şu bir gerçek ki, herkes Howard Roark olamaz. Hepimizin çevreden, eğitimden ve aileden gelen kalıplanmışlıklarımız var. Bunun dışına çıkmayı maalesef pek çoğumuz göze alamaz. Ya da kalıba uygun davranmanın verdiği ödüller ve rahatlık bizi bundan alıkoyar.

Kitaba ve Ayn Rand görüşüne göre;
Kendine gerekli olan değerleri, kendi seçimi olarak keşfetmek, iyi eylemleri kendi seçimi olarak uygulamak zorundadır. Çünkü insanın bilinçli bir şekilde yapmış olduğu seçim sonucu kabul ettiği değerler kodu, ahlâk kodudur. Böyle bir sürecin sonucunda ortaya çıkmış olan ahlaki değerler doğrultusunda hareket eden insan, ahlâklı insan olarak değerlendirilebilir. Ahlâklı insan, aklını kullanmadan, tarihsel, toplumsal ve diğer etkenleri göz önünde bulundurmaksızın, ataları tarafından kendisine miras bırakılmış olanı, herhangi bir eleştiriye tabi tutmaksızın tekrarlayan insan değildir. Ahlâk kuralları olarak kabul edilen kuralların, akıl süzgecinden geçirilerek insani değerler doğrultusunda şekillendirilmiş olmaları gerekir. Hiç şüphesiz, insana yaraşır bir ahlâk vardır ve insanın hayatı, kendi değerler standardıdır. Bu demektir ki, Ayn Rand’a göre, rasyonel bir varlığın hayatına uygun her şey iyidir; onu yok edecek her şey kötüdür.

İnsan doğasının gerektirdiği hayat, düşünen bir varlığın hayatıdır. İnsanın hayatı ahlâkın standardıdır fakat kendi hayatınız onun amacıdır. Herhangi bir insanın hedefi dünyada var olmaksa, eylemlerini ve değerlerini insana uygun standartlara göre seçmesi, hayatını sürdürmesi, doyuma erdirmesi gerekir . İnsanın aklı sağ kalmasının temel aracıdır. İnsana hayat verilmiştir ama sağ kalma verilmemiştir.

Rand’a göre insan, hayatta kalmak için düşünmek zorundadır . İnsanın iki temel işi; düşünmek ve üretmektir. Rand’a göre insan, ancak insan olarak hayatta kalabilir. Bir insan, insan olmayı seçerek insan olur. İnsana insan olmayı nasıl seçeceğini ise ahlak öğretir. Ahlakın değer standardı, insana özgü hayattır. Her bireyin ahlaki amacı kendi hayatıdır. Kendi hayatı bir insanın nihai değeridir . Değer, bir eylemin amacıdır . Erdem ise bir değeri elde etmekte kullanılan eylemdir. Her bir insanın kendi nihai değerini yani(kendi hayatını) elde etmesinin, gerçekleştirmesinin aracı olan üç temel değer; akıl, amaç ve gurur duyulacak bir kişiliktir; bunlara denk düşen üç erdem ise rasyonellik, üretkenlik ve kendine saygı ve güvendir . Bu değerler, tek başlarına elde edilemezler, birbirleriyle bağlantılıdırlar: İnsan hayatının merkezi amacı, bütün değerler hiyerarşisini belirleyen merkezi değer, üretken etkinliktir. Akıl, insani üretkenliğin ön şartıdır, onun kaynağıdır. İnsan, hem maddi ihtiyaçlarını gidermek hem de gurur duyulacak bir kişiliğe sahip olmak için üretir; üreterek amacını gerçekleştirdikçe aklına olan güveni artar, kişiliğinden gurur duyar.

Anlatılıp özetlenecek bir şey değil. Kitabın düşüncelerini, sözlerini kitabın kelimeleriyle duymanız lazım. ABD'de incilden sonra en çok satan, okunan ve amerika halkını yine incilden sonra en çok etkileyen kitaptır bundan.

Ayn rand bu kitabı aslinda Avrupa edebiyatını, goetheleri dostoyevskileri balzacları desteklemek amacıyla yazmamıştır. istediği şey, yetiştiği coğrafyanın ihtiyaçlarına cevap verebilmekti. bildiğimiz amerika'dan sesleniyor bize işte. incil'i yorumlamak, savaş anılarından söz etmek, daha yerel örnek vermek gerekirse komşuya oturmaya gitme alışkanlıkları yok onlarda. Romanın konusu baba filmindeki Vito'nunki gibi bir başarı hikayesi işte. rand'ın istediği de amerika'nın üretim-tüketim değerlerini yansıtmaktır. kesinlikle başarılı da olmuştur. biryerlerinde bana maslow'un ihtiyaclar hiyerarsisini hatırlattı. Roark mevcut piramidin en ustu, keating bir alti gibi sanki...

kitabın en büyük destekçileri sinan çetin ve hıncal uluç olmuştur ondan dolayı. manidar bir durum bence. hayatın kaynağı'nı okurken dar ve karanlık sokakları değil de center binaları, sırt sırta vermiş iş kulelerini ve holdingleri gözünüzde canlandırırsınız. birbirini çiğneyerek güç kazanan bireyler vardır kitapta

Rand'ın tanımındaki “ahlak”, “seçim yoluyla kabul edilen değerlerin bir kodudur” ve insanın yalnızca bir sebepten dolayı ona ihtiyacı vardır: Hayatta kalabilmek için ona ihtiyaç duyar. Ahlaki değerler, bir insanın eylemlerinin itici gücüdür . İnsanın hedefi, dünyada var olmaksa eylemlerini ve değerlerini, kendisine (insana) uygun standartlara göre seçmesi gerekir. Rasyonel bir varlık için ilkeli eylem, etkili olan tek eylem türüdür. İlkeli olmak, uzun vadeli bir hedefe ulaşmanın tek yoludur. Objektivist görüşte ahlaki ilkeler, kendini-koruma ile ilgilenen herkes için pratik, dünyevi bir zorunluluktur. Rand’a göre objektivist ahlak, bir değerler kodunu tanımlar. Burada “kod” ile bir insanın uzun vadeli seçme, planlama ve hareket etmesini sağlayan düzenli, hiyerarşik olarak yapılandırılmış, çatışmayan bir ilkeler sistemi ifade edilir. Geçerli bir ahlak kuralının Rand, akla dayalı ve insana uygun bir kodun insan hayatını değer standardı olarak kabul etmesi gerektiğini savunur. “Rasyonel bir varlığın yaşamı için uygun olan her şey iyidir; onu yok eden her şey kötüdür” sevgiden yoksun bir bencillik heykeli çizer kitaplarında. ona göre ahlak, bireye faydası olandır..

Rand, nietzsche'den çok etkilenmiştir ondan. romanlarında kahramanları gerçeklikten tamamen kopuk, kusursuz, herkesin hayran olduğu kişiliklerdir.
Kitabın bir yerinden ondan dolayı şu alıntı geçer;

"namussuz insanların en kötü yanı, kafalarındaki dürüstlük kavramıdır"

Ayn Rand özellikle sosyalistlerle ve eşitliği savunanlarla ilgili korkunç bir öfkesi, tahammülsüzlüğü ve aşağılayıcı ifadeleri var kimi yerde kitapta kapitalizmi övdüğü kısımlar da vardı biraz içerledim dogrusu . sosyalist bir ülkeden kaçıp amerikaya sığındığı için önyargısını anlamak mümkün, ama bunu bir kutuptan diğer kutuba aynı derecede savrularak yapıyor olması, altında başka sıkıntıların olduğunu düşündürüyor.

felsefe dünyasında da felsefeci yerine konmaması ve ciddiye alınmamasının altında bu aşırılıkları yatıyor. dahası, ihtiyacımız olan felsefe kitabındaki bir skandal sözu de şaşırtmadı zannımca yahudi olduğu icin;

" toprağı olmayan bir başka “hükümet” örneği de kendilerine ait bir ülkesi olmayan fakat dünyanın her yerinde terörist saldırılarda bulunan ve “yabancıları” boğazlayan filistinli gerillalardır."

Yine de her insanın okuması gereken dahiyane bir kadın filozoftur..
özellikle iş hayatına atılanlar kesinlikle okumalı bence..

Zannimca her kadın okuyucu etrafimda gozlemledigim kadariyla gibi sonunda bir howard roark beklemek uzere dominique francon oluyordur mutlaka...:)

howard roark harika bir insandır. böyle biri bir yerlerde gerçekten yaşıyorsa tanışmak isterim; tabi dominique francon'la da...
Umarım ben de öyle olurum.

Kitabı okurken geçmişe gittim kendimle savaştım hep.Yenilgilerimi sevdim korkularımı da dışarı da olmak da mutlu ediyor:)

Galiba artık kazanıyorum;)

Inceleme uzun oldu yer yer günlüğe de döndü biliyorum ama Kitap değerli ve basımı bile yok..Yer yer kaynaklardan faydalandım üzerinde ne yazıldıysa okumaya çalıştım bilinmemesi üzücü bence..

Sevdiğim alıntılar:)

Bir fikri yargılamaktansa, bir insanı yargılamak çok daha kolay gelir”

“Düşünmeye çalışma, hisset, dersin. İnanman gerek dersin. Mantığı bir kere kenara ittirdin mi, artık meydan senindir. Ne zaman, neye ihtiyacın olsa elinde sayılır. Düşünen adamı yönetebilir misin? Biz düşünen adamlar istemiyoruz.”

“O dünyada her adamın kafasındaki düşünce, kendi düşüncesi olmayacak, komşusunun kafasındaki düşünceyi keşfetmeye çalışmak olacak, o komşunun da kendi düşüncesi olmayacak, o da öbür komşunun düşüncesini keşfetmeye çalışacak, tabii onun da düşüncesi olmayacak…”

“İtaattan başka bir şey öğrenmemiş insanlardan, sınırsız itaat görmenin zevkini tadacağız. Ona “hizmet” diyeceğiz.”

Bu kitapla ilgili benimle konuşan üzerinde tekrar derin düşüncelere sevkeden saygın değerli insanlara da teşekkür ediyorum onlarin da etkisi var hayli mutlu etti teşekkür ediyorum.

Lütfen okuyun okutun filmi de var izleyin izletin pdf hali mevcut dileyene atarım:)

Iyi okumalar..
984 syf.
·35 günde·Puan vermedi
Kendini gerçekleştirme cesareti elinden alınmış ve buna rağmen köleleştirilmiş özgürlüğüne şükran duyan, üzerindeki bu rezil işgalin farkında bile olmayan insanlığa, karanlıkta açılmış aydınlık bir kapıdır; 'The Fountainhead'... Herkesin içinde bir yerde olan o şüpheci ve egoist sesin, toplum yararına masallarıyla duyulamayacak hale nasıl getirildiğini, kişiliksiz bireylerin nasıl üretildiğini anlatan bu kitabın her okur tarafından muhakkak okunması ve yeter seviyede idrak edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kitap dört ana bölümden, dört ayrı davranış ve varoluş biçiminin insan hüviyetinde cisimleşmesinden oluşmaktadır. Bunlardan ilk üçünü, yeryüzünü ne yazık ki baştan sona kuşatmış olarak görürüz. Bunlar, zevahirde yaşayan lakin gerçekte ölü olan nesnelerdir; kendi benliği olmayan insanlar. Birinci bölümün ölü nesnesi, kendi yararına en kutsal değerlerini bile hayâsızca gözden çıkarabilen, ruhunu satmak hususunda bir an bile tereddüt etmeyen, dünyanın en aşağılık insanı da olsa önemli değil, yeter ki toplum nazarında bir itibar, bir ağırlık kazanmış olsun, toplumun şekillendirdiği insan modeli Peter Keating ile hayat bulmuştur. İkinci insan tipi ise, bu kişiliksiz yığınların zaaflarını kolaçan ederek onları fetheden, kanlarından ve kırılgan hayallerinden beslenen, arzularından istifade eden, vasatlığı pompalayan, böyle büyüyen, kendi fikirlerini onların fikirleri yapan, toplumu şekillendiren, krallığını asalak olmasına borçlu olan Toohey’dir. Üçüncü yaşamın ölü nesnesi ise Gail’dir. Şekillendirilen ve şekillendiren arasında şekillenen ikiyüzlü bir imparator! Her şeyin farkında olan, tüm kokuşmuşluğu gören; ruhlarını satıp geçinenlerle bu ruhları alıp şekillendirenler arasında aracı olan, komisyoncu bir imparator! İyilik, fedakârlık, hayırseverlik, diğerkâmlık adına yapılan sömürüyü kendi çıkarına kullanan, kimin canı ne duymak istiyorsa onu duyuran, ne görmek istiyorsa onu gösteren tutsak bir gazete; Gail. Ve Roark! Tüm ölü nesnelerin arasında yaşayan bir anıt! Her şeyden ve herkesten bağımsız, ne oyuncak olmaya gelmiştir dünyaya ne de oyuncaklarla oynamaya. Ne yönetmek ister ne de yönetilmek. O ateşi keşfedendir ve keşfettiği ateşte yakılan. O tekerleği icat edendir ve icat ettiği tekerleğin altında boynu kırılan. Benliği elinden alınmışların kurşunları önünde, kendi benliğini oluşturan çelik yelektir. Kurşun işlemez. O, içimizdeki yaratıcı güçtür. Eğilip bükülemez. Geride ayak izi bırakmış her ölümsüz isme selam olsun.
984 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bu benim en zor ve en keyifli yazılarımdan biri olacak diye tahmin ediyorum. Kitabı ilk bitirdiğimde, iki gün önce, o kadar heyecan doluydum ki milyonlarca kelimem var gibiydi. Şimdi ise sakin, dingin bir şekilde kendimi ifade yolları arıyorum.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...en-keyifli.html#more
984 syf.
1.Bölüm :Kısa inceleme
Malesef mutlaka okuyun diye tavsiye edemiyorum.Dizi veya film senaryosu çıkar.Hatta eskiden Dallas dizisi vardı aynı heyecanla izlenir.Ama insana birşey katar mı, sanmıyorum.Anonim şirketler ,şirket çalışanlarının üretip patronlarına armağan ettiği bir dünya anlatılıyor.Eğer çalışma hayatına yeni  başlayan bir bireyseniz yanlış fikirlere kapılabilirsiniz. Çünkü kitap karekterleri uç fikirler  savunuyor ve eylemlerde bulunuyor.

2.Bölüm: Uzun inceleme
Kahramanları gözümde canlandıramadım.
Nedenini düşününce anlatılan kişilerin tüm içsel çelişkileriyle yazılması diye karar verdim .Kendi adıma bu kadar derinlemesine bir insanı tanıyıp karar verebilecek öngörüm yok .Bu yüzden kafama bir fiziksel görüntü gelmedi.Yada gelenler de sanki bulutlar içinde kaldı.

Kitap bir çok  kitaba bedel hem sayfa hem içerik olarak çok yoğun.
Hayatın içinde var olan bütün alanlar :insan psikolojisi
siyaset, aşk ,ihtiras, delilik, felsefe
herşey var.
Kahramanlar eğitim almış kişiler ve sahip oldukları bilgiler ile hayat arasında dengeyi kurmaya çalışıyorlar.Bilgileri ile gerçekler arasında yaşadıkları çelişkiler çok uç noktalarla anlatılıyor.
Pdf olarak okudum. Çok uzundu.
Bir karekterin kabul edilir tavrını alkışlarken birazdan onu aşağılık,aptal ,mantıksız bulabiliyoruz. Önce bunun gerçek dışı olduğuna karar verdim.sonra  hayatta bu kadar keskin birbirine tamamen zıt karekteristik özellikeri kendi içinde  taşıyan bireyler olduğunu da düşündüm. Her zaman bizi şaşırtan insanlar olmuştur. Kitapta baştan sona  ömürleri anlatılan insanları bütünlük içinde görünce şaşırtıcı gelmemeye başladı.
Bireysel mutluluğu ön planda tutan bir kahramanın karşısında kapitalist toplumda  başkalarının üzerine basarak ilerlemeyi kendine yaşam biçimi seçmiş insanlar var.
Kahramanlardan biri başkalarının başarısızlığının kendini başarılı göstereceğini düşünerek bundan haz alıyor  ama  bu karekteri kendini rahatsız ediyor. vicdanını insani duygularını susturuyor. Böyle  susturarak iyi yerlere geleceğini düşünüyor.
Çünkü gerçek kapitalist dünyanın kuralı budur.
Bir yerde tüm değerlere güvenini yitirip inandığı hiç birşey kalmayınca ruhsuz bir adama dönen medya patronuyla karşılaşıyoruz.keske o noktaya gelmeseydi diye içimden geçti.
Bir şey dikkatimi çekti : karekterlerden  birini komünist olarak tanımlayan ve eylemlerine bu doğrultuda yön verdiğini yazan yazar sonra  bu karakteri  ısrarla kaypak ahlaksız vurgusu yaparak gözden düşürüyor.
Bunun bilinçli bir anti komünizm çabası olduğunu düşünüyorum.
Çünkü çok bariz vurgular var.
Medyanın,halkın sesi olmak, halkın yararını gözetmek yerine günlük çıkarlar peşinde olması bayağı bir şekilde işlenmiş.Velhasıl hayatı bu kitaptan öğrenmeye kalkmamak lazım.Bir hayat tecrübesine sahip olanların okuduktan sonra eleştirel bakması daha kolay olabilir ki bence öyle okunmalı.
Çok alıntı yaptım.Çünkü yaşam felsefesine dair konuşmalar var.Yapılanlar söylenenleri tutmuyor o da başka bir konu.
Yanlış anlamayın ama okuyucular eğer çok şey öğrenilecek bir kitap olarak görüp öğrendikleri şey olarak bireysel haz için yaşayan bir adamın felsefesini göklere çıkarıyorlarsa bu kitap yanlış şeyler öğretiyor. okunmasın daha iyi diye düşünüyorum.Evet ortalama üstü bir kitap çelişkileri görüp dile getiren için.Bireysel haz mı yoksa çıkarcı insan mı ? İkisi de değil.Ama yazar malesef tercih yapın diyor ve bu oyuna geliniyor.Yada kayıtsız şartsız teslim olan bir kadın mı yoksa teslim olmamak için çirkefleşen bir kadın mı ? Evet yine tercih edin diyor .İkisi de değil .İşte bunları görüyorsak doğru okuduk diyorum. Teşekkürler .Burada bırakayım uzun inceleme okumayı sevmiyorum.Benim gibi sevmeyenleri sıkmak istemiyorum.
984 syf.
·Beğendi·10/10
HER ZAMAN KENDİNİZ İÇİN YAŞAYIN, BAŞKALARININ HAYATLARINA GÖRE YAŞAMAYIN!

Ayn Rand, zihnimizi hayali serüvenimizle eşdeğer kılmayı betimlemiş ,düşünce dünyamızı genişletip, yollarımıza aydınlık sunmuş ,gönül kapısını bizlere sonuna dek açmış, hayatını kendi fikirlerini insanlığa adamış bir yazar... Okurken sıkılmayacağınız su gibi akan, bir yerde biran önce bitsin dediğiniz ,bir süre sonra keşke hiç bitmesini istemediğiniz hâle bürünüyorsunuz ...Samimiyetine, dürüstlüğüne, inceliğine ,sadeliğine, sıradışılığına, özgürlüğüne,yüreğinize naif dokunuşlarına hayran olurken,bir taraftanda çevresindekilerin her bir olayda ruhunuza idrak eden, vicdan muhakemesine tanık olacağınız bir eser...Adeta okurken o anları yaşatıyor insana... Okursanız, bana hak vereceğinizi düşünüyorum.Kısacası; Felsefe sevenler için harika bir kurgu,başucu kitabı keyifli okumalar dilerim...!


Kitabın ana fikri:
Kolektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler."
788 syf.
·27 günde·Beğendi
https://youtu.be/8LHWyBVZ8ak
inceleme videosu için tıklayınn
.
Keşke daha erken karşıma çıksaydı dediğim ilk kitap. Lise yada üniversite yıllarında okumuş olsaydım keşke. Ayn Rand’ın Objektivizm felsefesini işlediği, 5 ana karakter ve yan karakterler arasında kurguladığı efsane eser.
Okurken birçok alıntısını paylaştım. Altını çizemediğim için renkli pinleri o yüzden kullandım.
Sayfalarını iştahla çevirdiğim ve gerçekten hayatı sorgulatan, farkındalık seviyemi yukarılara çeken bir kitap oldu.
Hayranlık ve öğrenme hevesiyle okuduğum karakter tabii ki Mimar Howard Roark. Zaten yaratma ve üretme kavramları onun üzerinden işleniyor.
“Yaratıcının temel ihtiyacı bağımsızlıktır. Mantık yürüten zihin, herhangi bir türlü zorlama karşısında çalışamaz. Kısıtlanamaz, feda edilemez, başka amaç ve düşüncelere boyun eğemez. Gerek işlerlikte, gerekse amaçta, tam bir bağımsızlık ister. Bir yaratıcı için insanlarla olan ilişkilerin tümü ikinci plandadır.”
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
984 syf.
·Puan vermedi
kitap uzunca bi kitap 900 küsür sayfalarda bi gün uzunca bir tatile çıkarsam bu kitabı tekrar elime alıp bitene kadar bir daha okumayı düşünüyorum. her okudugunda başka şeyler bulabileceğim kitaplar arşivine attım bile
984 syf.
Birey olmanın ne demek olduğunu ve önemini Ayn Rand' ın rehberliğinde öğreten. Güç elde etmek için her yolu ve her şeyi mübah görenlere karşı verilen olağan üstü bir mücadele ve sonu zaferle sonuçlanan bir hayat yolu. Bu kitap her eve girse ve okunsa keşke....

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 764 okur okudu.
  • 147 okur okuyor.
  • 1.733 okur okuyacak.
  • 36 okur yarım bıraktı.