Soykan Özyurt

Soykan Özyurt

Çevirmen
7.0/10
1 Kişi
·
3
Okunma
·
0
Beğeni
·
5
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
368 syf.
·Puan vermedi
Aslında çoğu zaman bir gerçekliğin kıyısında yaşıyoruz. Bu gerçeklik ise bazen seçimimiz olmuyor. Bir çok isteğin ortasına yuvarlanmış bir egonun seçmek için güdülenmiş gerçekliği. Seçim yaptığımızı sandığımız bir güdülenme şartları etrafımız. Tüm kuralların eğilimlerin öğretilerin geleneklerin oluşturduğu bir süperego ile en ilkel dürtülerimizin yani şiddet eğilimimiz libidomuz arasında sıkışmış bir egonun seçimleri. Bir arayışın ortasında duruyoruz; akan nehirde bir kez yıkanmanın mecburi istikametinde nasıl bir arayış olduğu mechul bir arayış. Ne nehiri değiştirme şansımız var ne akan yönü. Sadece temizlendiğimizi düşünüp mutlu oluyoruz; ya da temizlenmek değilde karşı tarafa geçtiğimizi düşünüp mutlu oluyoruz. Ama nehrin ortasında kendimizi yakaladığımız her an aradaki farkı asla bilemiyoruz.

“Kaygılarımdan kurtulmuş, bütün arayışlardan vazgeçmiş, kendimi oluruna, rastlantıya bırakarak, gündelik Brausen’i belirsiz bir değersizleşmeden korumaya devam ediyor, onu kurtarmak için sonlanmasına izin veriyor, Arce’nin doğumuna yol vermek için kendimi yok ediyordum. Her iki yatakta ter içinde, ona diğerlerinin, ondan önce gelmiş geçmişlerin, artık orada olmayanların, hatta kendisinin koyduğu sınırlamalarla bir surat biçmeye çabalayarak o sağduyulu, sorumlu adama veda ediyordum. Monyevideo’da, Pocitos’ta yapayalnız bir evde, Gertrudis’in çıplak vücudunun görüntüsü ve lütfu eşliğinde talihini sırtlanmak gibi saçma bir emri kabul eden Brausen’e veda ediyordum.”

Bazen o gerçekliğin kıyısından sıkılırsınız ya da birileri sıkılır ya da önemli bir olay hayatınızın ortasına gelir yerleşir. İskambil kağıdından kule gibi yıkılır her şey. Yüksek ökçeli pabuçların yokluğudur belki de farklı olan. Bir batıp bir çıktığımız ve bazen hep aynı kabusla uyandığımız günlerin sıradanlığı içimize sinmediği isyan anlarında gerçekliği yırtmak isteriz. İşte bu anlarda tek başvurduğun şey yalan olur! Kendinden başlayıp sıyrılmak istediğin tüm anlara yalan söyler çarpıtır ve abartırsın. Yalanına hayallerin olmak istediklerin katarsın. Ortaya senin olmadığın içgüdüleri ve şiddeti ön plana çıkmış bir başkası çıkar. Olmadığın bir insana evrilip onun gibi düşünmeye başlarsın onun gibi yaşayıp onun gibi hayal kurarsın.
Bir olay ufacık önemsiz de olabilir çok önemli de hiç fark etmez kurduğun dünyanın yıkıntıları arasında kalırda kurtulmaya çalışırsın. Geçmişin gölgesi bırakmaz peşini bazen de hayatından yanlış dersler çıkardığını ancak o yıkıntılar arasında nefes alıp kurtulmaya çalışırken anlarsın. Bir çok bezmişlik vazgeçmişlik de size eşlik ederken kaçarsın tüm bu akıştan veya kaçmak istersin. Sorun da burada başlar işte iskambil kağıtlarından başka bir kuledir tırmanmaya çalıştığın. Tam tepesine asla varamazsın; yıkılır çünkü taşımaz seni, ne geçmişini ne hayallerini. O zaman içini kemiren yıkıcı bir hayal kırıklığı seni yiyip bitirir ve yeni bir sen olur senden kalanlarla.
Dezorganize bir akış içinde bir boz-yap oluşturmuş yazar. Bir sürü manzara içine olmayan bir şehrin olmayan insanlarını ve kendini koymuş. Bir sürü ruhsal ve davranışsal çelişkiye değinerek bir tablo oluşturmuş ve arasından gerçekle kurguyu ayırt etmemiş. Bir çok kimlik vermiş kahramanlarına birçok hal içinde. Aslında bu kurgusal ve gerçek dünyanın karışması yormuyor sizi. Yazarın kalemi burada devreye giriyor ayrıntyı kaçırma diyor sana yoksa yolunu kaybedersin. Bir çok güzel cümle içinde öfkeyi, çelişkiyi, ikiyüzlülüğü ve bir sürü insan hallerini yazmış. Bir yazarın hayatına bakarken karısına ve onun hastalığına dair yaşananları aktarmış. İnsanın acısının ve yansımasının geçmişi sorgulamasına ve geleceği planlarken bu dönüm noktasının oynadığı role gönderme yapmış. Ve bence temel bir soru sormuş bir insanın hayatını değiştiren şey gerçekte ne kadar büyüktür? Benim çıkardığım sonuç ise acıların kişisel olduğu. Can Yücel’in “herkesin kanseri kendine” dediği gibi herkesin acısı kendine büyüktür. Ve olayın yarattığı acının olayın kendisi ile hiçbir alakası yoktur.
Keyifli okumalar!
368 syf.
·Beğendi·7/10
Garip kitap... Magmatik bir madde gibi yavaş ve hipnotik bir akışı var. Bazen her şey rüya oluyor. Neredeyse zihni ateşli bir insanın hayallerden mürekkep bir kurgusu var. Yoğun, aşırı psikolojik etütler yüklenmiş, çok barok bir senaryo.
Her sayfada art arda birikimlerle ilerleyen kasıtlı olarak gizlenen bir kitap, pasajlardaki sivri hisler bir çığ gibi büyüyor.
Okuması kolay değil, psikogerilim dozu kararında. Ben sevdim.
368 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Gerçekten iyi okurların çok severek okuyacağını düşündüğüm bir metin. Tabii ki okumak çok kolay diyemem üç yoldan takip ettiğiniz bir metin için fakat edebiyat açısından metinsel olarak muazzam bir roman olduğunu düşünüyorum. Özgün bir konu veriyor diyemem ama edebi açıdan değişik metinler görmeyi seviyorsanız muhakkak keyif alacaksınızdır diye düşünüyorum.


https://www.youtube.com/watch?v=Bl_0YmRh3cg

Orada Bir Yerde
Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır
Kayda Geçsin
Kısa Hayat
Sondan Sonra
Arkadaşlarla Sohbetler
Adı Sanı Belirsiz Bir Olay
Tütüncü Çırağı

Yazarın biyografisi

Adı:
Soykan Özyurt
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 3 okur okudu.
  • 3 okur okuyacak.