§afak sökmek üzereydi. İhtiyacımız olan ne varsa topladık, unu iki çuvala doldurduk ve ormana yol lan k. Oradan, neler olup bitecegini gözlemeye başladık.
Gün ışıyınca, yanında yörük müşterilerle degirmenci çıkageldi.
Onlar içeri girer girmez sesler duyuldu. Aralarında hır sızlık yapıldıgını sanan degirmenci küfrediyordu.
Ögleye kadar oradan ortalıgı kolladık. Ortalık yatışınca, degirmenden aldıgımız ne varsa hepsini toparlaka üzere magaraya gittik. Nafakamızı iyice düzmüştük. Zey tinyagı, un, tuz, civardaki bahçelerden patlıcan, domates.
Gece magarada odun közü üzerinde yemek yapıyor, köy pidesi pişiriyorduk. Sabahları yemegimizi alıp ormana çekiliyorduk. Orada akşamı ediyorduk.
Bir gün böyle gizlenmiş otururken önümüzde elinde çiftesiyle bir yörük belirdi. İyice bizi süzdü. Biz titriyorduk.
Onu korucu sanmıştık. Bize:
"Neredensiniz, hemşerim?" diye sordu. Ona:
"Makedonya 'dan muhaciriz" diyoruz, "Hükümet bizi buraya, Çavir-köy'e yolladı. Bu tarla şimdi bizim. Ya sen, buralarda ne arıyorsun?" "Nah, geçiyordum ve biraz kestane toplamak için or mana girdim. Gavurlar artık gitti" dedi ve yanımızdan ayrıldı.
O gözden kaybolurken arkadaşımla ben bakıştık. Ona:
"Eee dostum" diyorum, "Güneş battı, gidelim."
Sayfa 38 - Belge yayınları 2003