Tahsil hayatından sonra Ezher’e müderris tayin edildi. Gerek verdiği dersler ve eserleriyle gerekse örnek şahsiyetiyle devrinin en gözde âlimlerinden biri oldu; devlet adamları ve halk nezdinde büyük itibar kazandı. Gerektiğinde Hanefî mezhebine ait görüşleri eleştirir, çelişkili veya yanlış nakillere dikkat çeker, kendi görüş ve değerlendirmesini ortaya koyardı. Fıkıh yanında usûl-i fıkıh, tefsir, hadis, kelâm, akaid, tasavvuf, Arap dili ve edebiyatı alanlarında da yetkin bir âlim olduğu anlaşılan Şürünbülâlî’nin dilinin sadeliği, verdiği bilgilerin güvenilirliği ve mantıkî örgüsünün sağlamlığı bakımından dikkat çeken çok sayıda kitap ve risâlesi ilim çevrelerinde yaygın kabul görmüştür.
Tam adı:
Ebü’l-İhlâs Hasen b. Ammâr b. Alî eş-Şürünbülâlî el-Vefâî el-Mısrî, Hasan Bin Ammar Şurunbulalı, Allame Hasan b. Ammar eş-Şürünbülali
18- Burnundan sert olan kısım ve alnı ile (her ikisiyle birden) secde etmesi vaciptir. Secdeyi sadece burun üzerine yaparak yetinmek sahih olmaz. Ancak alında bir mazeret söz konusu olursa caiz olur.
İmamın, uzun uzun Kur'an, tesbihat ve benzeri şeyler okumak suretiyle namazı uzatması mekruhtur. İmama uyanların bundan memnun olup olmamaları birşeyi değiştirmez. Nitekim Rasûlullah (sav):
"îmam olanlar (namazı) kısa tutsun" buyurmuştur.
Bir başka hadis-i şerifinde Efendimiz:
"Ey insanlar, içinizde (namazın uzun tutulmasını) hoş karşılamayanlar olabilir. (Dolayısıyla) cemaatla namaz kılanlarınız (namazı uzatmayıp) kısa tutsunlar; çünkü içlerinde yaşlı (düşkün), zayıf ve ihtiyaç sahipleri olabilir' buyurmuştur. (Öte yandan) Peygamber (sav), sabah namazında Felak ve Nâs sûrelerini okuyunca, "Ya Rasûlallah, kısa tuttun" dediler.
Efendimiz, bunun üzerine buyurdu ki:
"Küçük bir çocuk ağlaması duydum ve annesinden uzaklaşmış olacağından endişelendim."