Tahir Uluç

Tahir Uluç

YazarDerleyenÇevirmen
9.0/10
25 Kişi
·
80
Okunma
·
3
Beğeni
·
529
Gösterim
Adı:
Tahir Uluç
Tam adı:
Prof. Dr. Tahir Uluç
Unvan:
Türk Akademisyen, İslam Felsefecisi, Yazar
1994 yılında Ceyhan-İmam Hatip Lisesi'nden, 1999 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 2001 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Tasavvuf Bili Dalı’nda yüksek lisansını, 2005 yılında aynı enstitünün Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı İslam Felsefesi Bilim Dalı’nda “İbn Arabî’de Mistik Sembolizm” adlı tezi ile doktorasını tamamladı. 2011 yılında doçent, 2017 yılında profesör oldu.
Varlık, insanın doğrudan bilgisine sahip olduğu en evveli ve en apaçık kavramdır. Varlıktan daha evveli, daha apaçık ve daha genel bir kavram olmadığından varlık başka bir kavramla anlaşılıp tanımlanamaz.
.
İslam dünyasındaki optik bilimin kurucusu olarak kabul edilen İbn-i Heysem (ö.1039) gelen ışınla yansıyan ışığın açılarının niçin birbirine eşit olduğunu fizik ve geometrik olarak ispatlamıştır. İbn-i Heysem'e göre ışık çok yüksek bir hızla hareket ettiği için ayna gibi parlak yüzeylerde ne durabilir, ne de yüzeye nüfuz edebilir.
Bir kimse bilmediği şeye has olan bir zâtîyi, bir başka yerden bilmiyorsa, bilmemeye devam eder. Fakat bu zâtî, bir başka bağlamda bilinirse, bu kez de tanımlanan şeye has olmaz. O halde o zâti o şeye has olup duyularla görülen ve bilinen bir nitelik değilse, bilinmemeye devam eder. Dolayısıyla tanımlanan de bilinmemeye devam eder.
Görme duyusu ateşi güzel bulur, ancak bir de dokunma duyusunu dinleyelim ateş hakkında ne diyor! Bir şeyden alınan estetik zevk elde edilen yararla kıyaslanamaz. Faydasız güzel, güzel olmayan faydalıdan üstün değildir.
Farz edelim ki zâtî olmayan lâzim arazîlerin içinde yer almadığı bütün meçhul zâtîlere ulaşıldı ve tanımda yer verildi, yani yakın cins zikredildi. Pekiyi, insanoğlu tanımlanan şeye tam karşılık gelecek ve hiçbirisini dışarıda bırakmayacak şekilde bütün kurucu fasılları nasıl elde edecek?... Bu ve benzeri sebeplerle, ancak pek azı dışında, gerçek tanıma ulaşmak mümkün görünmemektedir.
" Maturidi'ye göre ezelde hudûs diye bir şey imkansızdır. Bir şeyin ezelden yaratılmış olması, yani kendisine yokluk sebkat etmeden veya hiç yok olmaksızın varlığa çıkması mümkün değildir."
İbni Arabi'nin Sembolünün Kavramsal Çerçevesi

* * *

Muhyiddîn İbn Arabî, düşünmek, yazmak ve tecrübe etmek eylemlerini yaşamı boyunca göstermiş, kendisine has bir kişilik oluşturarak, herkesin nazarını üstüne çekmiştir. İlmî genişliği, tasavvufî derinliği, fikrî keskinliği, hayal gücünün enginliği ve edebî dehası ile İbn Arabî, İslam tasavvuf ve fikir geleneğinde ‘Şeyh-i Ekber’ (En Büyük Şeyh) lakabı ile bilinir olmuştur.

Parlak bir zihinle, geniş bir hayâl gücüyle buna ek olarak mistik bir mizaçla önemli bir sûfî düşünürdür. Benliğinde ki bu kabiliyeti Türkistan hariç, Kuzey Afrika, Arabistan, Mısır, Anadolu ve Suriye gibi bölgelerin en önemli dinî ve kültürel merkezlerinde kalmış; ilim, fikir ve tasavvuf adamları ile etkileşimde bulunmuştur.

Tahir Uluç, “İbni Arabi'de Sembolizm" doktora tezi İbni Arabi’nin dil ve terminolojiyi kendi mistik felsefesine uygun bir yapıya, yani sembollere, dönüştürerek kullanma halini anlatan bir kılavuz niteliğindedir. Arabi, tasavvufi tecrübesini sembolik bir zemin haline dönüştürerek anlatmıştır. Bu durum: tefsir ve fıkıhla ilgili konular, tasavvufî haller ve makamlar, kozmoloji, anjeloloji ve Kutuplar hiyerarşisi gibi pek çok konu arasına serpiştirmiştir.

Uluç, Arabi’nin felsefesini açıklarken en sık biçimde müracaat ettiği üç sembol üzerinde durur. Bunlar; ‘ayna’, ‘harf’ ve ‘ışık’ sembolleridir. Bu üçünü, ‘metafor’ veya ‘allegori’ değil ‘sembol’, olarak hazırlanmasının nedeni, İbn Arabî’nin düşüncesi ile dili arasındaki bu güçlü bağdır. İbn Arabî’nin düşüncesi ile kullandığı sembolik dil arasındaki ilişki göz önünde bulundurulmadan onun fikirleri tam olarak anlaşılamaz ve açıklanamaz.

Uluç, bu çalışmada dayandığı temel kaynak “el-Fütûhâtu’l-Mekkiyye’”dir. Çünkü Fütûhât, İbn Arabî’nin felsefesini en ayrıntılı biçimde işlediği ve en hacimli eseridir.

Dahası, bu üç sembol bu eserde çok sık ve geniş biçimde kullanılmıştır. Fütûhât’ın İbn Arabî düşüncesi ile ilgili olarak yapılan Türkçe çalışmalarda anlaşılabilir sebeplerden dolayı hak ettiği ilgiyi görememesi, Ulaç’ın bu eser üzerinde yoğunlaşmasının bir başka sebebidir.

Uluç, “İbni Arabi'de Sembolizm" eserinde: giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşturarak hazırlamıştır. Girişte, temel terimleri ele almaya çalışılmıştır. ‘Mistisizm’ sözcüğünün literal ve terminolojik anlamı, tarihsel gelişimi, mistik tecrübenin ifadesi sorunu ve mistisizm-tasavvuf ilişkisi üzerinde durmaktadır. Daha sonra ‘sembol’ terimini ve sembolle VI ilişkili olan işaret, metafor ve allegori terimlerini ele almaya çalışmaktadır. İbn Arabî’nin mistik şahsiyetinin belirginleşmesi için onun birkaç tasavvufî tecrübesinden bahseder. Yazar, bu tecrübelerin, eserlerinde kullandığı dil ve üslup üzerindeki etkisini göstermeye gayre eder.

İbn Arabî’nin ‘işaret ilmi’ olarak isimlendirdiği fenomenle sembolizm arasındaki ilişkiyi gösterilir. Yazar, son olarak İbn Arabî’nin felsefesinden anahatlarıyla bahseder.

Uluç, birinci bölümde ‘ayna sembolizmi’ni incelemeye çalıştı. İbn Arabî’ye gelinceye kadar aynanın dinî ve mistik geleneklerdeki kullanım seyrinden bahseder. Daha sonra İbn Arabî’nin yaratma, Tanrı-âlem ilişkisi, mümkünlerin statüsü ve insân-ı kâmil gibi ayna sembolüne dayanarak anlattığı konuları incelemeye devam eder.

İkinci bölümde ‘harf sembolizm’ini incelenmeye, harflerin dinî ve mistik geleneklerde taşıdığı anlamlardan bahsetmeye çalışır. Sonra İbn Arabî’nin, harflerin ve kelimelerin oluşumu ile varlıkların oluşumu arasında kurduğu ilişkiyi incelemeye çalışır.

Son olarak varoluşsal mertebelerle harfler arasında kurulan benzerlik üzerinde durur.

Üçüncü bölümde ‘ışık sembolizmi’ni tahlil etmeye, ışığın felsefî ve tasavvufî gelenekteki kullanımını ele alır. Uluç, sonra İbn Arabî’nin ışıkla varoluş arasında kurduğu ilişki üzerinde durur. Işık sembolizminin Tanrı-âlem ilişkisi, sudûr nazariyesi, mümkünlerin statüsü ve psikoloji konularındaki kullanımlarını inceler.

Uluç, sonuç bölümünde, İbn Arabî’nin düşüncesi ile dili arasındaki ilişkiye dair genel bir değerlendirme yaptı.

Tahir Uluç, İbn Arabi'de Sembolizm, İnsan Yayınları

Yunus Özdemir
Sömürge ve sömürge sonrası edebiyat dersi alırken tanıştığım ve ‘aaa ben bu teoriyi biliyorum demek Homi Bhabha’ya aitmiş ‘ diye zaman zaman şaşırdığım ve sonrasında alıp okuduğum bu kitap eğer ilginiz varsa tam bir rehber kitaptır. Koloni sonrası edebiyatla (post-colonial literature) ilgilenen herkesin yakından tanıdığı Homi Bhabha kültürel kimlik ve toplumsal aidiyetlik konularındaki teorileriyle çok konuşulurken, bu kitapta Said, Fanon, Conrad gibi isimlerin fikirlerini tartışarak ‘kültürel melezlik’ kavramını ortaya atmıştır. Kültürel Konumlanış’ta Homi Bhabha melezlik, arada kalmışlık, taklitçilik ve eşitlik gibi konularını sömürge sonrası oluşan yeni medeniyetlere atıf yapıp çeşitli örnekler vererek okuyucuya empati yoluyla açıklamaya çalışmıştır. Tarih sahnesinde birçok kez karşımıza çıkan ve hatta günümüzde bile sıkça karşılaştığımız ve belki de Homi Bhabha’ya ait olduğunu bilmediğimiz teoriler bu kitapta çok kaliteli ve açık örneklerle sunulmuş ve diğer sömürge sonrası yazarların fikirleriyle harmanlanmıştır.
Nitelikli ve bu alana ilgi duyanların okuması gereken bir kitap olan Kültürel Konumlanış, akıcılıktan tamamen uzak, anlaşılması güç Türkçe çevirisiyle okuması ve bitirmesi aylak okurlar için çok zor olan bir sömürge sonrası başyapıtıdır. Eğer ilk kez okuyacaksanız kitap bittikten sonra anlamadığınızı fark edip bir boşluğa düşeceksiniz fakat ikinci okumada tamamen ne demek istediğini anlayacaksınız. Çok daha iyi anlamak istiyorsanız İngilizcesini okuyun derim.
104 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Felsefi yönden varlık problemini içeren bölümlerden oluşan varlık ve mahiyet ayrımını açıklıyor ve insanların nefsin durumunu ele alıyor Allah ın varlığını açıklıyor biraz farklı bir eser
360 syf.
·186 günde·Beğendi·7/10 puan
İki yazıyı özellikle tavsiye ediyorum: DAVID JONES - SANAT VE SAKRAMENT, WENDELL BERRY - İKİ EKONOMİ! Birincisinde işaret ve anlam; ikincisinde ise Tanrı'nın Krallığı temalarına dikkatinizi çekerim!

Yazarın biyografisi

Adı:
Tahir Uluç
Tam adı:
Prof. Dr. Tahir Uluç
Unvan:
Türk Akademisyen, İslam Felsefecisi, Yazar
1994 yılında Ceyhan-İmam Hatip Lisesi'nden, 1999 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 2001 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Tasavvuf Bili Dalı’nda yüksek lisansını, 2005 yılında aynı enstitünün Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı İslam Felsefesi Bilim Dalı’nda “İbn Arabî’de Mistik Sembolizm” adlı tezi ile doktorasını tamamladı. 2011 yılında doçent, 2017 yılında profesör oldu.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 80 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 165 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.