Tamer Dursun

Tamer Dursun

Yazar
7.1/10
8 Kişi
·
23
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.222
Gösterim
Adı:
Tamer Dursun
Unvan:
Türk Yazar
Kusursuz bir cinayet için ille de bir silaha ihtiyaç yoktur; bazen bir söz bile bir insanı öldürebilir ve katili sonsuza kadar bulunamaz!..
Tamer Dursun
Sayfa 86 - Hiç Yayınevi, 2.baskı: Mayıs 2015, İstanbul
Sonra aklıma geliyor; değil bir halk, yeryüzünde ağlayan tek bir çocuk varsa bile, mutluluk dediğimiz " Ossuruktan teyyare" den başka bir şey değil.
Tamer Dursun
Sayfa 35 - Hiç Yayınevi, 2.baskı: Mayıs 2015, İstanbul
Öğrendin ki bir kadın, çantasından en son aradığı eşyayı ve hayatından en son ağladığı adamı çıkarırmış.
Tamer Dursun
Sayfa 16 - Hiç Yayınevi, 2.baskı: Mayıs 2015, İstanbul
Gece boyunca gıcırdayan karyolalar şahittirler kadınların yastık altlarında sağladıkları gözyaşlarına. Evlenme cüzdanlı tecavüzlerin günahı yok mudur?
Tamer Dursun
Sayfa 107 - Hiç Yayınevi, 2.baskı: Mayıs 2015, İstanbul
Cami avlusunda abdest alırken ruhlarını yıkamayı unutanların kıblesi paraymış.
Tamer Dursun
Sayfa 165 - Hiç Yayınevi, 2.baskı: Mayıs 2015, İstanbul
Sen kimsin? Yaşamın neresinden içinden mi, dışından mı yoksa dibinden misin?..
Tamer Dursun
Sayfa 90 - Hiç Yayınevi, 2.baskı: Mayıs 2015, İstanbul
Etiyle övünen kadınlardan kasaplar, kalbiyle övünen kadınlardan şairler anlar.
Tamer Dursun
Sayfa 7 - Hiç Yayınevi, 2.baskı: Mayıs 2015, İstanbul
Nedense önce yaraları saranlar unutuluyor bu dünyada. Yaraları açanlar ise bir ömür kalıyor...
Tamer Dursun
Sayfa 24 - Hiç Yayınevi, 2.baskı: Mayıs 2015, İstanbul
192 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Ne de çok hayallerin vardı değil mi?

Sevecektin, sevilecektin, cüzdanında onun resmini taşıyacaktın, uyumadan en son mesajı hep ona yollayacaktın, sabah ilk uyandığında onun yüzünü hayal edecektin, şarkılar söyleyerek çıkacaktın evden, önüne gelene “günaydın efendim, ben çok aşığım bu sıralar, affedin…” diyecektin. Cebinde iki sinema bileti ile onu bir bankta oturup seni beklerken bulacaktın, gözlerini kapatıp kim olduğunu soracaktın, sonra sinemada o filmi sen de onu seyredecektin. Elleri üşüse kendi cebinde ısıtacaktın, kapını çalsa, ona ıhlamur kaynatacaktın, koltukta onunla sevişecektin, sadece soyunmasına değil seviştikten sonra giyinmesine de yardım edecektin.

Ne çok hayallerin vardı değil mi ve sen şimdi ne kadar da hayalsin.
188 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Yoksa dünyanın her köşesinde işlenen cinayetlerin tek şahidi bir ben miyim? n’olur yardım et bana, gördüklerim çıldırtıyor gözlerimi, aklımı, umudumu. susturamıyorum geceler boyu göğüs kafesimde çırpınan yaralı keklikleri. n’olur yardım et bana yoksa hayat denilen bu mezardan çıkamayacağım.

ucu bucu görünmeyen kupkuru dağlar ve toprak yollara dizilen insanlara bakıyorum. dal parçalarını kendilerine baston eylemiş ihtiyarların üstleri başları toz toprak içinde. kiminin sakalında, kiminin eşarbında taze gözyaşı. elim uzatsam, silsem…ah azze, silebilir miyim evrenin tüm gözyaşlarını? bir de çocuklar…bir de çocuklar kocaman korkulu bakışlar ile annesinin elinden tutan, kuru bir ekmeği yemeye çalışan, yırtılan ayakkabısını sürüye sürüye gidenlere yetişmeye çalışan, annesinin kuru memesinde kuru dudaklarına ırmaklar arayan çocuklar. kuruyor birer ikişer içimdeki nehirler, affetmeyin beni yerinden yurdundan ömründen çoluk çocuğundan edilenler. affetmeyin beni roboski’de parçalanan bedenler, sivas’ta yanan çocuklar, ırak’ta, afganistan’da, suriye’de ırzına geçilen kadınlar, parçalanan kollar, bacaklar, kesilen kafalar, sürgün edilen halklar affetmeyin beni. dilsiz miyim, neden haykırmıyorum? yatalak mıyım, neden size koşmuyorum? yok mudur kolum, elim, neden sarıp sarmalamıyorum sizi? taşım yok mu atayım? küfürüm yok mu edeyim? aşım yok mu sizinle paylaşayım. bir ‘ah’ ile ‘ bir ‘of’ a sıkışan sahte acımalarla mı kurtaracağım sizi. ben insanların yüz karasıyım, affetmeyin beni!

yoksa dünyanın her köşesinde işlenen cinayetlerin tek şahidi bir ben miyim? n’olur yardım et bana, gördüklerim çıldırtıyor gözlerimi, aklımı, umudumu. susturamıyorum geceler boyu göğüs kafesimde çırpınan yaralı keklikleri. n’olur yardım et bana yoksa hayat denilen bu mezardan çıkamayacağım.

alkışlar arasında bir panayır gösterisine bakıyor gibiyiz azze. utanmazların dünyayı nasıl bir mezhabaya çevirip, topraktan fışkıran kanlara kahkahalarla güldüklerini görüyoruz. veremli, aidsli, tifolu, koleralı, kanserli insanları gösteriyorlar bize. tıka basa bindikleri sandallar ile bir avrupa ülkesine ulaşayıp derken, sandallarının nasıl azgın dalgalara pes edip battıklarını, umutlarının ve bedenlerinin nasıl sulara gömüldüklerini gözlerimize sokuyorlar büyük bir ustalıkla. ağlıyormuş gibi, üzülüyormuş gibi yapıyorlar. bizden de bekliyorlar. bir ‘ah’ ile bir ‘of’ arasına sıkışmış vicdan vicdan değildir!

yoksa dünyanın her köşesinde işlenen cinayetlerin tek şahidi bir ben miyim? n’olur yardım et bana, gördüklerim çıldırtıyor gözlerimi, aklımı, umudumu. susturamıyorum geceler boyu göğüs kafesimde çırpınan yaralı keklikleri. n’olur yardım et bana yoksa hayat denilen bu mezardan çıkamayacağım.

azze…şiir bakışlım…

haber bültenleri, ajanslar, gazeteler, radyolar, televizyonlar, internet, dergiler, kitaplar, yardım kampanyaları, yürüyüşler, açıklamalar, kınamalar, bürokratlar, bakanlıklar, resmi daireler, el ilanları, afişler, resmi rakamlar, sokaktaki insan, mutfaktaki kadın, okuldaki öğretmen, hastanedeki doktor, sahnedeki aktör, onu izleyen seyirci, esnaf, memur,işçi, sen,ben, yazar, çizer, sanatçı, zaanatçı, işveren, hademe, polis, jandarma, nato, uluslararası yardım kuruluşları,yani biz, yani insan yetmiyorsak, yetişemiyorsak bir çocuğun acısına, aldığımız nefes bile haramdır bize.
bir zamanlar ne kadar uzak olursa olsun ulaşabildiklerimiz vardı. bir dertte, tasada, efkarda, zorda kaldığımızda kapılarını çaldıklarımız, omuzuna başımızı dayayıp doya doya ağladıklarımız vardı. bir zamanlar azze, hastaysak çorba yapanımız, yalnızsak bağrına basanlarımız vardı. acının yollarında kaybolduğumuzda bizi bulanlarımız, intiharlarımızdan sonra bizi yaşatanlarımız vardı. şimdi aradıklarımıza ulaşamıyoruz. bizi arayanlar bulamıyorlar. labirentlerde şaşkın şaşkın vakit öldürüyoruz. bir zamanlar yolda tökezleyeyşp düşen çocuğu kaldırıp üstündeki tozu silkeleyenler, yanağını okşayıp gülümseyenler vardı. kapılarının önlerinde çalışan yol işçilerine, inşaat işçilerine evlerinden su taşıyani ayran yapan, çay getirenler vardı. şimdi yağmur gibi ölümler yağıyor kapılara. ne bakan var ne de ciğeri yanan.

ah azze! kimsenin tanımadığı, şiirlerini okumadığı bu şairin yazdıklarını bir sen oku, bir sen anla, bir sen uyurken kucağında sakla. istanbul ve sen, beni hiç yalnız bırakmadınız. bana hiç yalan söylemediniz. defalarca gittim sizden, aylarca, yıllarca aramadım sormadım yine de gönül koymadınız bana. istanbul ve sen, acılarımı anlamasaydınız mutluluklarıma şaşırırdınız değil mi. ıstıraplardayım, yanımda kalın bu gece.

yoksa dünyanın her köşesinde işlenen cinayetlerin tek şahidi bir ben miyim? n’olur yardım et bana, gördüklerim çıldırtıyor gözlerimi, aklımı, umudumu. susturamıyorum geceler boyu göğüs kafesimde çırpınan yaralı keklikleri. n’olur yardım et bana yoksa hayat denilen bu mezardan çıkamayacağım.

aşkla kal…benle kal azzem…
212 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Beni mutfağa götürdü ve buzdolabının kapağını açtı. "Bakın Tamer Bey bakın. Buzdolabını her hafta ağzına kadar dolduruyorum.

Çikolata mı dersiniz, şeker mi dersiniz, süt, peynir, sucuk, et mi dersiniz. Hepsi bol bol var. Bu çocuğun daha derdi ne anlamıyorum. Adam olmadı gitti.

Aç değil açıkta değil yahu." dedi. Bu sırada çocuk da mutfak kapısının önünde, başını öne eğmiş, babasının bağıra çağıra konuşmalarını dinliyordu. Dolabın kapağını kapattım. "Çocuğun karnından önce kalbini doyurmalı.

Aç karnı doyurmak üç beş paraya bakar ama aç bir kalbi doyurmaya yara yetmez." dedim.
188 syf.
·14 günde·5/10 puan
Çok daha önceden okumuş olmam gereken bir kitap aslında, sıralama hatası yapmışım bunu fark ettim.
Kitapta yazarın okuyucunun "Soru sorma" eylemini engelleyen sitemlerine rastladım bundan çok hoşlanmadım açıkçası.
Aslında okurken yazarın Azze'ye yazarak kendisiyle dertleştiği, kendi içini yine kendisine döktüğünü gördüm... Okurken tanıdık zamanlar, tanıdık ve boyumuzu aşan canımızı çokça yakan ortak kaygı,kayıp ve zamansız vedalara tanık oldum..
Kitapta ilgimi çeken ve beni üzerinde düşündüren Yazı /Dil noktalama, Büyük / Küçük harf gibi Türkçe yazı kurallarına çok uymayan ama kendi doğal duygu ve düşünce akışını gayet iyi aktaran bir yol izlemiş olması.. Yazarın diğer kitaplarında da bu ayrıntıya özellikle dikkat edeceğim ve eğer onlarda da aynı biçim uygulanmışsa bunun tercih edilen ve bilince çıkartılmış bir tavır olduğuna "Bize öğretilen, dikte edilen " basit gibi görünen ama ruhumuzla duygularımız ve gerçekliğimiz arasına çekilmiş dikenli telli çitler gibi duran “Kurallara” karşı; Kendi duygu ve düşüncelerini istediği gibi aktarma hakkına sahip çıktığını gösterir ki bu takdire değer bir duruştur…
Yazarın en dikkatimi çeken yanı kitaplarının gelirinin büyük kısmını Sosyal sorumluluk projelerine aktarıyor olması.. Çeşitli dayanışma etkinliklerinin Yazarın da desteğiyle hayata geçiyor olması kendisine Teşekkür sebebimdir..
Hele bir de Turan Engin var ki… Ondan sonra söze gerek yok derim…
Azze'e sevgiler...

Yazarın biyografisi

Adı:
Tamer Dursun
Unvan:
Türk Yazar

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 23 okur okudu.
  • 19 okur okuyacak.