Türkler, bir insana gösterilebilecek en büyük merhametin, onu İslâm dininin selâmet dairesine sokmak olduğu düşüncesindeydiler ve bu gaye ile de denenmedik ikna metodu bırakmamışlardır: On altıncı yüzyıldan bir Hollandalı seyyahtan şöyle bir bilgi ediniyoruz; kendisi muhteşem Aya Sofya camisini gezerken bazı Türkler onun estetik duygusundan hareketle dini hisleri üzerinde etki kurmaya çalışmışlar ve ona şöyle demişlerdir, "Eğer Müslüman olursan ömrünün her günü buraya gelebilirsin." Yaklaşık bir asır sonra, bir İngiliz seyyah da benzer bir tecrübe yaşar: "Bazen, iştiyak duygusunun bir abartısı olarak, bana Ayasofya'nın kemeraltında sorulduğu gibi, bir Hıristiyan'a oldukça kibar bir tavır içinde niçin Müslümanlığa dönüp bizden biri olmuyorsunuz diye soru yöneltebilirler." Yeni birisinin kendi dinlerine geçmesi umumi bir sevinç doğurur ve bu hal onların, kendi dinlerine adam kazanmak için iştiyaklı olan bu adamların, insanlar için taşıdıkları coşkulu sevgiye işaret etmektedir. Yeni Müslüman olmuş birisi bir atın üzerine oturtulur ve şehrin sokaklarında sevgi gösterileri arasında dolaştırılırmış. Bir kişinin din değiştirmesinde gerçekten samimi olup gönüllü olarak İslâm saflarına katıldığı veya iyi mevkide biri olduğu bilinirse, yüksek bir şerefle karşılanır ve onu desteklemek için bazı imkânlar sunulurdu. Şunu söylemekte kesinlikle bol miktarda delil vardır ki "Türkler, Hıristiyanları kendi dinsizlik dinlerine geçirmek veya dahası ayartmak için saçmalık derecesine varır boyutlarda yakarış içinde olurlar: her gün tapınaklarından kalpten dua ederler ki Hıristiyanlar Kur'ân'a kucak açsınlar ve kendi dinlerine geçsinler, ve bunu gerçekleştirebilmek için korku ya da iltifat, ceza ya da mükâfat anlamında denemedikleri metot kalmaz."