1995 yılında Aydın'da, kaderin ilk cümlesi yazıldı. Eğitim hayatını, zaman denilen para birimini cömertçe harcadığı bir dizi durak olarak gördü. Bu yolculuk, Hamdi Çalış İlköğretim Okulu'nun sıralarında başlayıp Zafer İlköğretim Okulu'nda devam etti. Lise hayatı ise Cem Sultan Lisesi'nde, kaderine enjekte edilen o parlak ve yüksek dozajlı finalle başladı; ancak sadece bir yıl sonra, okul müdüründen hademesine kadar uzanan geniş bir ittifakın kararıyla okul hayatına bir nokta değil, bir ünlem konuldu.
Ancak bu hesapsız harcamaların gölgesinde, ruhunun en akıllıca yatırımını yapıyordu: Edebiyat. O, alfabe ve formüllerden çok, kelimelerin ve şiirlerin açtığı o derin, o sarsıcı dünyada biriktirdi kendini. Dan Brown'un sembolleri , Maxime Chattam'ın karanlığı , Emrah Serbes'in isyanı ve Murat Menteş'in absürt zekası, psikolojisinin neşterle kesilmiş haritasını çiziyordu.
Babasının vefatıyla omuzlarına yüklenen hayat sorumluluğunu, klavyenin tuşlarında, kodların soğuk ve net mantığında bir sığınağa dönüştürdü. Yazılım sektöründe, sıfırdan zirveye uzanan büyük bir başarı inşa etti. Ancak tam da bu dijital krallığın zirvesindeyken, "arkadaş kurbanı" denilen o en eski ve en paslı hançerle tanıştı ve hayatının bir sonraki perdesi cezaevi duvarlarının arasında açıldı.
Şimdilerde, hayatı daha yavaş bir tempoda akıyor. Bir zamanlar ruhunun gıdası olan kitaplar, şimdilik bir yıldır rafta beklese de okuma sevgisi baki. Müzik, o en sadık yoldaşı olmaya devam ediyor. Ve gri bir koltuk, artık onun için sadece bir eşya değil; uykuya daldığı ve yeni bir güne uyandığı bir sığınak, bir gözlem kulesi haline gelmiş durumda. Gri koltukta uyumak ve uyanmak hobileri arasında sayılması gereken mühim bir alışkanlığıdır.