Tuba Ayık

Tuba Ayık

Çevirmen
8.3/10
34 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
28
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
301 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Emile Zola'nın anlatımı oldukça kuvvetli. Kişi ve yer tasvirleri çok iyi. Zola bu kitabında insanların iç çatışmalarını, felsefik bir şekilde aktarmayı başarmış. Böyle bir eseri sıkılmadan okuyabildiğine şaşırıyor insan.

Thérése Raquin halası tarafından büyütülen ve hastalıklı kuzeniyle evlenmek zorunda kalan karakterimizdir. Şehre taşınmaları ve yeni insanlarla tanışmalarıyla, eski bir tanıdığın da evin içine dahil olmasıyla gelişen olaylar gittikçe dramatik bir hal alacaktır.

"Siz siz olun başkalarının mutsuzluğu üzerine mutluluk kurmaya kalkmayın." diyerek kitabı okuyunca anlayacağınız bir vecizeyi de şuraya bırakayım.
301 syf.
·8/10
[SPOILER İÇERMEKTEDİR]

Yaşam, çatışmalarla dolu acı bir serüvendir. Bu serüvende çoğu birey en büyük çatışmayı ailesiyle yaşar. Tipik ebeveynler, akla gelecek birçok sebepten, çocuklarını da kendilerine benzetme eğilimindedirler. Hatta bazıları severek büyüttükleri yavrularının köklü kararlar alıp özgün birer kimlik oluşturma arzularını garipsemekle kalmaz, bunu engellemek için elinden geleni yapar. Bir başka deyişle, çocuklarını edilgen bir duruma getirip, kendi isteği doğrultusunda bir kimlik inşasına izin verir. Bu inşanın ne denli travmatik sonuçlar doğurduğundan dem vurmak bu yazının kapsamını aşacaktır. Bu nedenle bu yazıda bireyin edilgen durumdayken yaşadığı dramdan, etken duruma geçmek için verdiği çırpınışa ve Therese Raquin adlı romanında bireyin dramdan trajediye kayan hazin öyküsüne değineceğiz.

Halası tarafından birlikte büyüdüğü, hastalıklı ve tekdüze kuzeni Camille ile evlendirilen, taşındıkları Paris’te mutluluğu bir başka adamın kollarında bulan genç ve güzel bir kadının trajik hikâyesidir Therese Raquin. Birbirinin tekrarından öteye gitmeyen günlerde, dükkânlarında çalışan Laurent ile yaşadığı aşk ayakta tutar onu. Koynuna girebilmek için hemen her gün işten bir bahaneyle sıvışan sevgilisiyle tek vücut olan Therese bir müddet sonra ondan mahrum kalır. Bu durum onları üzer ve Laurent, aralarındaki engeli ortadan kaldırmak için bir plan yapar. Nihayetinde Camille’i öldürürler ve ortalık sütliman olduğunda evlenirler. Aralarına ölü girdikten sonra çift eskisi gibi olamaz. Birbirlerini suçlamaya, aldatmaya kadar gider iş. Hatta ilerleyen dönemde felç geçiren Mme Raquin’a Camille’i öldürdüklerini bile söylerler. Nihayetinde hikâye Laurent ve Therese’in intihar etmesiyle son bulur.

Buraya kadar anlatılanlar günümüzde de bir şekilde yaşanmıyor değil. Birbirini aldatan eşler, cinayetler, hep aşina olduğumuz havadisler. Burada dikkat çekmek istediğimiz husus bireyin içinde bulunduğu dramdan kurtulmak için bir yol arayışıdır. Therese, monoton hayatında kendine bir eğlence aramaktadır. Güçlü ve yakışıklı bir erkek onun bu ihtiyacını tatmin edebilmektedir. These, bu yasak aşkla bir nevi intikam alır geçmişten. Dahası, hayatında asıl aradığı şeyi bulmuş gibi, sahip olduğu ilişkiyi sürekli hâle getirmek ister ve Camille’in öldürülmesine göz yumar. Buna rağmen, vicdanı onu rahat bırakmaz ve arzuladığı adam ona düşman görünür. Bu noktada kitaptan bir alıntı yapmak faydalı olacaktır. “Gelecekten ümit kesilince, bugünkü hayatı da zehir olur insanın.” Therese, bunu iki defa yaşıyor. Biri Camille öldürülmeden önce, günlerin yeknesaklığından şikâyet ettiği; ikinci olarak da vicdanının omuzlarına abandığı, büyük bir itiraf etme isteğiyle dalgalandığı dönemde. Bu aşamada Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı şaheserinden ufak bir alıntı yapmak ihtiyacı duyuyorum. “Bu daima böyledir. Hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlilerini affettiren daima öbür hadiselerdir.” Görüldüğü gibi Therese’in Camille’i Laurent’la aldatması, Camille’i gözlerinin önünde öldürmesine izin vermesi, hiçbir şey yokmuş gibi yaşamına devam etme çabası, Laurent’la evlendikten sonra onu da başka erkeklerle aldatması; omzundan düşmek bilmeyen geçmişin yükünü, bir başka deyişle, hadisenin tesirini bir başka hadiseyle hafifletme ihtiyacına işaret etmektedir. Tüm bunların yanında, Therese’in içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak adına kitap okumaya başlaması ve kitaplarla düşünmesi ifade edilmeye değerdir. “Okumak gözlerinin önünde onun şimdiye kadar bilmediği şairane ufuklar açmıştı. O şimdiye kadar bedeniyle sevmişti. Şimdi kafasıyla sevmeye başladı.” Burada yaşamda tensel zevklerin ötesinde bazı şeyler olduğuna dikkat çekiyor yazar. Okurların tekrar tekrar göz gezdirmesi gereken bir satır olduğu kanısındayım. Bedensel zevkin belli bir düş veya bir gerçekleşme olduğu durumlar var. Onun bu farklı boyutunu görmek belli bir birikim gerektirebilir.

Nihayetinde insanın zincirlerini kırmak için, bir başka varlığın mutsuzluğu ve ölümüne neden olmakla kalmayıp, bireyin kendi kendini imha etmesiyle sonuçlanan bu romanda, Emile Zola titiz bir gözlemci olduğunu, yaşamın kıyısında kalmış bir acı hayatı betimleyerek kanıtlamıştır. Sonuç olarak, kendi olmak isterken toplumun temelini oluşturan aile adlı müessese ile çatışma yaşayan herkesin sevebileceği, hayat kadar gerçek bir öykü çıkmış ortaya. Zola’nın dili, karakterlerin çaresizliği ve ölümün adım adım yaklaşan sessizliği ve bu sessizliğin gölgesinde kalmış bir sonsuz bir arayış…
301 syf.
·9/10
İnsanın kabusuna girecek kadar okuru karakterlerin iç sesinde,zihninde yaşatan bir eser olduğu gibi akıştan da koparmayan başarılı bir çeviri.Dürtülerin anlık bastırışlarına teslim olmanın, başta zafer hissi ya da zevk yarattığı ve anlık dürtülerin insanı ebedi sonuçlara sürüklediği film gibi akan bir eser.Karakterlerin huzursuzluğunu okura bölen bir Emile Zola başarısı.
301 syf.
·125 günde·Beğendi·10/10
Film tadında bir kitap arıyorsanız işte bu kitap tam size göre. Kitabın sonunu iple çekeceksiniz. Aynı zamanda kitapta ki kahramanların bir kısmına içten içe çok kızacaksınız. Bazılarına üzüleceksiniz.
301 syf.
·6/10
Zola' nın genel olarak akıcı bir dili var. Bu kitabında, Yetim olan Thérésé' nin yakın akrabasının yanında kalırken yaşadığı, bir takım ekonomik, sosyal ve cinsel sorunları anlatılıyor. Sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.