Veli Sevin

Veli Sevin

Yazar
8.9/10
20 Kişi
·
90
Okunma
·
8
Beğeni
·
290
Gösterim
Adı:
Veli Sevin
Tam adı:
Prof. Dr. Veli Sevin
Unvan:
Türk Akademisyen, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1944
1944 yılında İzmir'in Ödemiş ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Kürsüsü'nden mezun oldu (1968). Aynı yerde doçent (1979) ve profesör ( 1988) oldu. 1966-1980 yılları arasında Prof. Dr. Afif Erzen tarafından yapılan Van-Çavuştepe, Toprakkale, Van Kalesi, Giyimli ve Edirne-Enez kazılarına katıldı. 1981-1986 yılları arasında Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazılarından biri olan İmikuşağı Höyüğü kazılarını ve Doğu Anadolu yüzey araştırmalarını; 1987-1992 yılları arasında Diyarbakır-Üçtepe Höyüğü kazılarını; 1992-1993 yıllarında Van-Karagündüz ve son olarak da, 1993 yılında Mersin-Yumuktepe kazılarını yönetti.

1988-1992 yılları arasında Prof. Dr. M. Taner Tarhan ile ortaklaşa olarak Van-Gevaş Tarihi Türk Mezarlıkları kazıları ve çevre düzenleme projesini yürüttü.

1993 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü oldu. Aynı yıl Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü'nün genel sekreterliğine seçildi. Gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında birçok senpozyum ve kollogyuma bildirilerle katıldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı'nda öğretim üyeliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü oldu. İngilizce biliyor.

Üye olduğu kuruluşlar: Türk Tarih Kurumu, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, ICOMOS, Klasik Çağlar Araştırma Derneği, Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü.

ESERLERİ:
Yeni Assur Sanatı I: Mimarlık. Ankara:Türk Tarih Kurumu,1991.
Anadolu Arkeolojisinin ABC'si. İstanbul: Simavi Yayınları,1991.
İmikuşağı I: 6.-1. Yapı Katları.Ankara: Türk Tarih Kurumu
Anadolu'nun Tarihi Coğrafyası I. Ankara:Türk Tarih Kurumu,2001.
İnsanoğlu mağara gibi geçici doğal barınaklardan çıkıp köyler kurmaya, yani kalıcı konut yapma becerisini ortaya koymaya Neolitik Çağ'ın en erken evrelerinden itibaren başlamıştır.
"Dünyanın en eski ulaşım sistemlerinden olan Urartu karayollarının günümüze kalabilmiş en güzel ve en etkileyici kalıntıları Bingöl dağları üzerindedir."
Veli Sevin
Sayfa 229 - Demir Çağı: Anadolu Devletleri
İnsanoğlu bugün içinde yaşadığı kentleri, her gün girip çıktığı, ömrünün geçtiği evleri hiç yadırgamaz. Sanki bildim bilesi vardır bunlar insanın yaşamında, sanki insanoğlu gözünü daima bir çatı altında açmıştır dünyaya. Hep böyle sanılır, hep böyle düşünülür nedense.
Bir yerleşim alanının ısrarla kullanımındaki etkenlerden bir başkası da inşaat malzemesinin yarattığı ilgidir. Kereste ya da taş gibi inşa malzemelerini uzak yerlerden bin bir zahmetle taşımak yerine var olan eskileri değerlendirmek çok daha pratiktir.
"Urartular bazen ölülerini yakıyor ve külleri özel vazolara( urne) koyarak saklıyorlardı. Ağızları kapatılan bu gibi vazoların omuzları üzerinde genellikle, cesedin ruhunun girip çıkabilmesi için birkaç delik açılmıştır."
Veli Sevin
Sayfa 213 - Demir Çağı: Anadolu Devletleri
Küçük ve alçak bir tümülüs kazılırken izlenecek en iyi yol birbirini dik kesen dilimler bırakarak tepeyi dört parçaya bölerek kazmaktır. 1916'dan beri uygulanan ve "quadrant" (çeyrek dilim) denen bu yöntemde kazı alanı sıra ile kazılabilecek bir takım parçalara ayrılmıştır.
"Toplum, soylular, savaşçılar, çitçiler ve köleler olmak üzere sınıflara ayrılmıştı."
Veli Sevin
Sayfa 210 - Demir Çağı: Anadolu Devletleri
Arkeolojinin gerçek bir bilim haline gelmesinde en önemli adım ise Johann Joachim Winckelman (1717-1768) tarafından atılmıştır.
Yeraltına inşa edilmiş oda biçimli mezarlar çoğu kez fazla sayıda gömü içeren aile mezarlarıdır. Böyle odalarda kimi zaman 20-25'ten 70-80'e değin çıkan sayıda cesedi iç içe bulabilmek olasıdır. Burada da taban düzeyine ulaşıldığında, mezardaki iskelet ve buluntulara hiç dokunmadan öncelikle odaya lüxlü cm.lik karoyaj döşenmesi ve çalışmaların buna göre sürdürülmesi gerekir.
308 syf.
·31 günde·Puan vermedi
Sevgili Okur,
Tarih, yoğun bir anlatımı olduğu için insanı yorar bu bir gerçek lakin onu okumak geçmişi okumaktır. Geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak neden bilmiyorum ayakların daha sağlam yere basması gibi bir his uyandırıyor bana... Anadolu Arkeoloji kitabı ağır bir kitap bunu kabul etmek gerek. Lakin bu ağırlığın içinde bile şaşırarak okuyacağınız bölümler olacak. Kitabı bitirmek kolay olmuyor buna da kabul, yoruyor insanı tarih okumak lâkin bilgi hazinenize yeni hazineler katmak için bu yorgunluğa değer...
Sizi yoran tek şey kitaplar olsun...
iyi okumalar
308 syf.
·9/10
''Medeniyetler beşiği'' kabul edilen Anadolu'nun 'arkeolojik' tarihi. Sanırım yeni baskısı da çıkmış. Önceki baskısı da gayet iyiydi, bazı bölümler benim gibi konuya uzak olan kişiler için karışık ve ayrıntılı gelebilir. Ama genel hatlarıyla yaşadığımız, yurdumuz olan Anadolu'da kimler yaşadı, nasıl yaşadılar bilmek için bir ön bilgi kazandırıyor. Kitapta Göbeklitepe'den de bahsediliyor. Şu aralar oldukça popüler olduğundan yeni baskısında ayrı bölüm veya daha ayrıntılı işlenmiş olabilir.
127 syf.
Mayıs 1987’de Gösteri dergisi’nde ayın dosyası bölümünde yer alan 20 yazıdan oluşan kitapta arkeolog, genel müdür, öğretim üyesi, mali şube müdürü, genel sekreter, müdür, bölüm başkanı, öğretim görevlisi ve sanat tarihçisi pek çok kişinin arkeoloji üzerine yazdığı yazılar yer almaktadır.

Geçtiğimiz yıl kurtarma kazıları dahil 117 kazı yapıldığı, 1987'de de bu sayıya yakın çalışma yapılmasının planlandığı görülmektedir. Günümüze gelirsek, Bakanlığa bağlı müze müdürlükleri tarafından 140 kurtarma kazısı yapılmış olup, Türk ve yabancı bilim insanlarınca 2019 yılı içerisinde yapılan toplam kazı ve yüzey araştırması sayısı 513’dür. Günümüzde yapılan kazıların o yıllara oranla 5 kata yakın arttığı görülmektedir. Gelecek on yıllarda bu kazıların ve araştırmaların kat be kat artarak topraklarımızda bulunmayan tek bir tarihi parça kalmamalıdır. Halkımız da tarihi yerleri define bulacakları ümidiyle bombalamadıkları sürece arkeologlarımız hedefine biraz daha yaklaşacaktır. Bütün yerleri korumak mümkün değildir. Türk milleti, tarihini zarar vermeyecek kadar sevmelidir ve onları korumalıdır.

1982 yılındaki Trakya araştırmaları sırasında saptadığı 22 höyüğe 1985-86'da tekrar giden araştırma ekibi, bunlardan sadece 5'ini mevcut bulmuş; çoğunun toprak alma, 4'ünün tarla düzeltme, 3'ünün karayolu, 1'inin kanalet yapımı için yok edildiğini saptamıştır. Bunların yanı sıra tümülüslerden 1'inin tören platformu 3'ünün su deposu yapımı nedeniyle, 2'sinin ise fabrika arazisi içinde yok edildiğini görmüşler. Taşınmaz kültür varlıklarımızın önemsenmiyor oluşundan veya kurumlar arası koordinasyon eksikliğinden olsa gerek maden, altyapı ve benzeri işlerle yok olup giden nice kültür varlığı vardır, kim bilir? Geçmişte yapılan hatalardan ders çıkararak gelecek kuşaklara bu kültür varlıklarımızı aktarabilmek için çalışanlara yöneticilerimiz destek çıkmalıdır.

Tarihi binlerce yıla varmasa da 1. Dünya Savaşı ve Türk İstiklal Harbi’nden kalma tarihi siperler, binalar ve alanlar 2863 sayılı Kanun gereğince korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmıştır. Bizlere binlerce öncesinden miras kalan tarihi yerler gibi istiklalimizi sembolize eden o tarihi alanlarda bizim kültür varlığımızdır. Tarihi siper ve şehitliklerimizin bulunması için çaba sarf eden “MSuleymanDuman” ve “SakaryaSavasi” Twitter hesaplarının sahiplerine teşekkür ediyor, gayretlerinin karşılık bulmasını ümit ediyorum. Daha dün gibi hatırladığımız harpten kalan tarihi siperlerin ve alanların yeraltı madenleri çıkartmak için yapılan kazılardan kurtarılmalıdır. Yeraltı madenlerine ihtiyaç olduğu kadar milletimizin hafızası olan o siperlere ve alanlara da ihtiyaç var.

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) içinde Dicle Nehri'nin bütün kolları üzerinden baraj yapımları planlanmış ve bunlardan ikisi bitmek üzeredir. Ilısu Barajı bölgenin en ilginç yerleşimi Hasankeyf'i hemen hemen tümüyle sular altında bırakacaktır. Hasankeyf binlerce yıllık geçmişinin yanı sıra bugün de ayaktaki anıtlar açısıdan önemli bir Türk-İslam şehridir. 1987’de dergide bahsi geçen ve 2006’da bu kitaba konu olan Hasankeyf’in taşınmasından önce geçmişte hakkında yer habere göz atacak olursak taşınma işlemi için 6 milyar TL ayrılmıştır.

1987 yılında 48 yerde Türk bilim kurumları tarafından, 27 yerde de yabancı bilim kurumları tarafından arkeolojik kazı yapılması planlanmış bulunmaktadır. Ayıca 28 Türk, 10 yabancı bilim adamı tarafından da arkeolojik yüzey araştırması yapılacaktır. Bu çalışmaların yanında 20 yerde müzelerimiz tarafından kurtarma kazısı yapılması programa alınmış bulunmaktadır. 2019 yılında, Türk bilim heyetlerince 124, yabancı bilim heyetlerince 32, Bakanlığa bağlı Müze Müdürlükleri tarafından 44 kazı ile 140 kurtarma kazısı yapılmıştır. Türk bilim heyetlerince 130 yüzey araştırması gerçekleştirilmiş olup, bunların 4’ü Müze Müdürlüklerinin denetimiyle yapılmıştır. Yabancı bilim heyetlerince 5 yüzey araştırması gerçekleştirilmiştir. 5 sualtı araştırması ile 5 sualtı kazısı ve 33 kamu yatırım alanı kazısı gerçekleştirilmiştir.

İşte eski eser kaçakçılığı gizli kazıyı teşvik ettiği için, gizli kazı ise eserin kültür belgesi niteliğini tahrip ederek geçmişimize ait bilgiyi yok ettiği içindir ki biz bu olaya karşıyız ve karşı olmalıyız. Bir ülkenin geçmişinden kopmasının ne denli zararlı ve üzücü olduğunu belirtmeme gerek yok herhalde... 2004-2019 yılları arasında 4437 kültür varlığımızın iadesi sağlanmıştır. 15 yıllık dönemde ülkemize iade edilen tarihi eserler bu kadar fazlayken günümüze kadar yurtdışına kaçırılıp gelmeyen eserleri siz hayal edin.

Anadolu'da isimli isimsiz 15.000'den fazla höyük vardır. Adlarını ve yerlerini bildiğimiz kentsel nitelikte 300'den fazla yerleşme, ondan bir kaç kat fazla kırsal yerleşme olduğunu söyleyebiliriz. Ülke genelinde 113 bin 137 taşınmaz kültür varlığı bulunmaktadır. Yeraltı ve yerüstü kültür varlıkları açısından zengin topraklara sahibiz. Bu varlıklarımıza zarar vermeyerek ve zarar verilmesine göz yummayarak gelecekteki çocuklarımıza ve torunlarımıza aktaracağız.

Bunlar hep "arkeolojik sit"lerdir. Kültürün tapu senetleridir. Bu tapu senetlerinin ise, Türkiye bütünü için yapılmış bir taşınmaz kültür varlıkları envanteri yoktur. Aradan geçen bunca yıla, onca yazma, çizme ve söylemeye rağmen bu envanter hala yapılmamıştır. Ülke genelinde 20 bin 146 sit alanı bulunmaktadır. Bu sit alanlarından 19 bin 475’i arkeolojik sit alanı, 331’i kentsel sit alanı, 191’i tarihi sit alanı, 35’i kentsel arkeolojik sit alanı ve 114’ü karma sit alanlarıdır.

Bugünün en önemli sorunu sanırım insan ve doğa tahribatı ve hatta eski eser yağmacılığı değildir. Esas sorun, altyapısını tamamlamak üzere atağa kalkmış Türkiye'nin, bu büyük bayındırlık savaşında, eski eserler konusunda verdiği ve vereceği kayıplardır. Eski eser kaçakçılığı yoluyla elden çıkan eserlerin yüzlerce, hatta abartmadan söylemeliyim, binlerce kat fazlası bugün yol, liman, fabrika, sulama, hidroelektrik tesisleri, turizm yatırımları, tarla düzenleme, makineli tarımlar, kentleşme ve yaşamını düzenleme gibi yüzlerce faaliyet içinde ülkemiz envanterinden çıkmaktadır. Bu olağanüstü boyutlardaki kültür erozyonu ve tarihsel eserlerin ortadan kalkmasını önlemek için sadece halkın eğitilmesi yeterli değildir. Yapılması gereken şeylerin başında, kalkınma savaşına gönül vermiş teknik, bürokrat ve politik kadrolara eski eser sevgisi hatta tutkusu verebilmektir.

Taş eserlerde bu tehlike, ağırlıkları ve boyutları nedeniyle azdır. Ancak onlar da, içlerinde define olabileceği düşüncesi ile tahrip edilmektedir. Kaya yazıtlarının bile dinamit lokumları yerleştirilerek parçalandığına şahit olunmaktadır. Her kaya yazıtına, her ören yerine birer bekçi koyulamayacağına göre, tek umut, halkın bilinçlendirilerek bunlara sahip çıkmasıdır.

O günün şartları, sorunları ve önerilerinden bahseden yazıların bir kısmına günümüzdeki verileri ekleyerek bir nevi istatistikleri güncellemek istedim. O günü sorunları ve onların düzeltilmesine yönelik öneriler ne kadar gerçekleştirildi bilemeyiz. Ancak şu zamanlarda arkeolojideki sorunlar nedir ve nasıl giderilir bunları rahatça görebiliriz. Bize basit bir taş parçası gözüyle baktırılan binlerce eserimizin yurtdışındaki müzelerde milyonlarca ziyaretçinin karşısına çıkarılmamalıdır. Kaçırılan her eser ait olduğu yere, vatanına dönecektir.

---İçindekiler---
Sunu (s. 6)
Toprağın Altındaki Geçmiş ve Ülkemiz / Nezih Başgelen (s. 7)
Arkeolojide Devlet Ne Yapıyor / Nurettin Yardımcı (s. 15)
Eski Eserlerimiz ve Dış Politikamız / Ekrem Akurgal (s. 18)
Müzelerimiz ve Envanter Sorunları / Çelik Gülersoy (s. 22)
Uygarlıklar Beşiği'nden Uygarlıklar Mezarlığı'na / Halit Çambel (s. 27)
Geçmişin Sömürüsü Eski Eserler Kaçakçılığı / Nuşin Asgari (s. 31)
Kaçakçılık ve "Kültür Varlıkları" / Cevdet Saral (s. 37)
Kültürel Varlık Sorunu ve Arkeolojik Sitler / Ümit Serdaroğlu (s. 40)
Sorunlar ve Öneriler / Refik Duru (s. 45)
Tahribatlar ve Öneriler / Mehmet Özdoğan (s. 49)
Geçmişi Gelecek İçin Korumalıyız / Alpaslan Koyunlu (s. 54)
Yazıtların Diliyle Geçmiş / Ali M. Dinçol (s. 58)
Çiviyazılı Kaynaklar / Veysel Donbaz (s. 63)
Perge ve Side'de Roma Çağı Kazıları / Jale İnan (s. 66)
En Doğudan En Batıya İki Merkezde Kazılar: Enez ve Van / Afif Erzen (s. 78)
Bir Kurtarma Kazısı Örneği: Değirmentepe ve Arkeometrik Çalışmalar / Ufuk Esin (s. 90)
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Arkeolojisinin Sorunları / Veli Sevin (s. 99)
Türkiye'de Yabancı Bilim Heyetlerinin Kazıları / Nezih Başgelen (s. 103)
Türk-islam Dönemi Kazıları / Ara Altun (s. 119)
Türkiye'de Arkeoloji Alanında Yayıncılık / Deniz Esemenli (s. 125)

Yazarın biyografisi

Adı:
Veli Sevin
Tam adı:
Prof. Dr. Veli Sevin
Unvan:
Türk Akademisyen, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1944
1944 yılında İzmir'in Ödemiş ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Kürsüsü'nden mezun oldu (1968). Aynı yerde doçent (1979) ve profesör ( 1988) oldu. 1966-1980 yılları arasında Prof. Dr. Afif Erzen tarafından yapılan Van-Çavuştepe, Toprakkale, Van Kalesi, Giyimli ve Edirne-Enez kazılarına katıldı. 1981-1986 yılları arasında Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazılarından biri olan İmikuşağı Höyüğü kazılarını ve Doğu Anadolu yüzey araştırmalarını; 1987-1992 yılları arasında Diyarbakır-Üçtepe Höyüğü kazılarını; 1992-1993 yıllarında Van-Karagündüz ve son olarak da, 1993 yılında Mersin-Yumuktepe kazılarını yönetti.

1988-1992 yılları arasında Prof. Dr. M. Taner Tarhan ile ortaklaşa olarak Van-Gevaş Tarihi Türk Mezarlıkları kazıları ve çevre düzenleme projesini yürüttü.

1993 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü oldu. Aynı yıl Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü'nün genel sekreterliğine seçildi. Gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında birçok senpozyum ve kollogyuma bildirilerle katıldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı'nda öğretim üyeliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü oldu. İngilizce biliyor.

Üye olduğu kuruluşlar: Türk Tarih Kurumu, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, ICOMOS, Klasik Çağlar Araştırma Derneği, Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü.

ESERLERİ:
Yeni Assur Sanatı I: Mimarlık. Ankara:Türk Tarih Kurumu,1991.
Anadolu Arkeolojisinin ABC'si. İstanbul: Simavi Yayınları,1991.
İmikuşağı I: 6.-1. Yapı Katları.Ankara: Türk Tarih Kurumu
Anadolu'nun Tarihi Coğrafyası I. Ankara:Türk Tarih Kurumu,2001.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 90 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 67 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.