Yudit Namer

Yudit Namer

Çevirmen
8.1/10
32 Kişi
·
105
Okunma
·
0
Beğeni
·
78
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
432 syf.
Rollo May okuduğuma bir kez daha pişman olmamanın mutluluğunu yaşıyorum.
Kitaptan beklentim çok yüksekti ve beklentimi karşıladığını her sayfayı okurken deneyimledim.
Öncelikle kitap Viktorya döneminden, püritenlikten, daimonlardan, erostan, aşk, irade ve arzudan bahsediyor. Ve her birinin detaylı açıklamasını ele alıyor.
Viktorya dönemindeki anlayışın seks olmadan aşkı aradığını günümüzde ise aşkın sekse bağlı bir olgu olduğu dönemi değişimine doğru ilerlediğini açıklıyor. Sistemin ve teknolojik imkanların aşkı, seksi mekanikleşen ve insanların hızla tükendiği bir döngünün içine ittiğini açıklamış. Günümüz iliskilerini biraz gözlemleyecek olursak; aşk olgusunun sosyal medya ve çabucak gelişen imkanlar dahilinde zamanında ve sindirerek yaşanmadığını yine aynı şekilde seksin belirlenmiş bir görev veya anlık haz gibi algılandığını hatta kişilerarası sohbette güç göstergesi olarak konuşulduğunu çok çabuk fark edebiliriz. Almak ve vermek arasındaki karşılıklı iliskiyi hiçe sayarak sadece vermek ve iktidari bunun üzerinden bir zemine oturtmak EGO’nun kaçınılmaz tatminine yol açtığını söylememe gerek yok diye düşünüyorum.
Aşk ve seks gibi kavramların kısırlaştığı ve biricik duygular olmasına rağmen her bireyde bir öncekinin benzeşmesini artık normalleştiren bir hayata adapte olduk. Bunun normalizasyonunu; ergenlerin seksi ebeveynlerini cezalandırma yolunda birincil amaç olarak görmeleriyle ve daha sonra uyuşturucu ile birleştirmeleri somut bir örnektir.

Kitle iletişim araçlarının seksi bir iktidar ve güç olarak yansıtması ve buna dayalı reklamlarla algımızda yanılsamaya sebep olmaları kaçınılmazdır. Örnek verelim dergilerdeki muhteşem vücutlar, kusursuz erkekler ve kadınlar. Hepsini karşılaştırdığımız zaman yüzlerindeki donuk ifadenin aynı olduğunu ve hepsinin aynı prototipte olduğunu fark edebiliriz. Seksin ve aşkın hazır paket gibi sunulması, erkeğin seksi gerçekten arınmış ve saf tutkuyla değil kendini ve erkekliğini kanıtlamak için eyleme dökmesi içi dolu duyguların boşaltılmasına ve anlamsızlaşıyor olmasına neden olabilir.
Yapılması gereken şey burada sosyal düzenin duygulanımı elden alan ve teknolojiyi yerine koyan yavan ve anlamsız varoluşa insanları davet eden çağrısına karşı koyabilmektir.
Eros, seks değil tam olarak şefkatin kaynağıdır. Sokrates sevgi nedir? diye sorduğunda hocası Diotima’dan alıntı yaparak cevap verir. Sevgi, “ne ölümlü ne ölümsüzdür ikisinin ortasındadır” der. Eros, herşeyi ve herkesi bir araya getiren bir güç her şeyi biçimlendiren bir güç anlamındadır aslında. Eros halindeki aşkın; üretici bir güç olduğunu bu gücün sonsuzluk ve ölümsüzlük olduğunu ifade etmiştir.
Eros’un kişinin hem içinde hem dışında olan esas yaratıcı kuvvet olduğunu ve herşeyin insanın kendini neye adadığına bağlı olduğunu dile getirmiştir.
Eros kavramı psikolojiye genel giriş dizininde yer almış bunun sebebi Freud’un herşeyi libidoya indirgemek için kahramanca savaşmasında yatıyor. Daha sonraları Freud eros kavramını libidonun karşıt yönü gibi görür.

Rollo; Aşk içinde kişinin aşık olduğunda kendi varlığını kaybetme tehlikesi, yeni bir deneyimin yol açtığı sersemlikten ve şoktan kaynaklandığı tanımlamasını yapmıştır.
Dünyanın birden bire genişlediğini, bizi daha önce hayal bile edemediğimiz diyarlarla karşılaştırdığını ifade ediyor.
Tüm yaşamın amacı ölümdür. Sevgi daha büyük bir savunmasızlık deneyimidir ve insana ölümlülüğü hatırlatır.
Daimon-Eros ise; belli bir Tanrı’dan ayrı olarak insanüstü tanrısal etkinlikleri olan kavranılmaz güce verilen isim. Yaratıcı ve yıkıcı olabilir. Daimon varoluşsal gerçekliği anlatır ve varlıktaki kendini onaylama, kanıtlama ve sürdürme dürtüsüdür.
Varlık zemininden yükselen bir olgudur.
Freud, Erosu ölüm iç güdüsünün karşısında duran ve yaşam için savaşan güç olarak tanımlar.
Rollo, amaçlılığın bilincin temelini oluşturduğunu ve arzu-irade sorunu için anahtar niteliğinde olduğunu ifade eder.
Amaçlılığın kavramsallaştırarak bilmenin temeli olduğuna vurgu yapar. Her anlamın içinde bir kararlılık yattığını bizim insan olarak bir şeyi amaçladığımız gerçeğini ve anlam amaçlı değilse anlamsız olduğunu bir şeyi istemeden onu bilemeyeceğimizi, bilemediğimiz bir istemenin içeriğinin asla olmadığını söylemiş. Kendi anlamını yaratmakla uğraşmayan bir insanın gerçekliği bilmesi olası değildir.

İrade ise, hastanın giderilmesi gereken arzularla mücadelesini içerir aslında bunun git gide büyüyen duygusal boşluğa sebep olduğunu belirtir. Arzulara ket vurmak; hayal gücünün ve düşünsel deneyimin yoksullaşmasına neden olur.
Viktorya döneminin insan deneyimini ucuzlaştırdığını ifade etmiş çünkü iradenin insanın efendisi olduğu bir dönem olduğunu söylemiştir.

Rollo, arkadaşlık ve aşkın kendimizinkini teslim etmeden ötekinin anlam matriksine katılmamızı gerektirdiğini bilincin bu şekilde netleşip, büyüyüp, anlamlılaştığına değinmiştir.


Diğer bir bölümde ise tutkulu aşkın trajik olasılıklara her an açık olduğunu ve Eros’un zekanın tüm kurallarını alt ettiğini söyler ve bunu desteklemek içinde eski bir binayı yeni bir renge boyamanın kendimizi kandırmakla eş değer olduğunu ve temelin yıkılmış olduğunu buna çareler aramak yerine yeni bir binaya ihtiyacımız olduğunu söyler.
İnsan gelişiminin hiçbir zaman tek boyutlu olmadığını ifade eder.
İradenin arzunun çiçek açmış hali olduğuna ve olgunlaşmış hali olduğuna yer vermiş ve aldırışın kök hali demiştir. Zaten günümüz en popüler psikolojik rahatsızlığı olumsuzculuk ve kayıtsızlıktır panzehiri aldırış etmektir.

Yaşama ben değil biz olarak başlarız. Bu kadın ve erkeğin birleşimi ile dünyaya attığımız adımın kanıtlayıcısıdır. Biz olma durumundan ben olma durumuna geçmeden kimlik oluşumu olmaz ve birey kendini gerçekleştiremez. Bedende ilk olan “biz” olsa bile bilinçte ilk olan “ben”dir.
Yaşamın değerinin itmekle ya da çekmekle değil sadece birlikte olmakla ortaya çıkacağının farkında olmayan bağımsız insanlarız. Yaşamın değeri bütünleşmede ve birlikteliktedir.

Sınırlı olmak iyidir tam tatmin insanın ölümü demektir.
Kitabın bir noktasında en etkilendiğim satır şu oldu: “İnsan sevgisi, sevdiklerinin cesetlerine sarılan Atinalıları göz önüne getirince daha değerlidir.”
İçinden çok önemli bilgileri ve deneyimleri alıp kendimle özdeşleştirdiğim bir kitap oldu.
432 syf.
Rollo May psikanalitik kuramın temsilcilerinden olup Freud'un izinden gidenlerden.
Kitabı, çok beğendiğim bir kitapta çok fazla atıf yapıldığından dolayı not almıştım.
Ve psikoloji alanında okuduğum kitaplar içerisinde genellikle doyurucu ve kafa açıcı olarak nitelendirebileceğimiz kim kitapların psikanaliz ekolünden gelen insanlar tarafından yazıldığını gözlemledim.
Arthur Schopenhauer dan sonra aşk üzerine yapılan tahlil ve tesbihler konusunda çok zengin bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Dili biraz ağır ama Freud kadar değil. Kitap üç bölümden oluşuyor bir kısım aşk üzerine ve kitabın neredeyse yarısını oluşturuyor 2. Kısım irade üzerine 3. Kısım ise irade ve aşk kavramlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve birbirlerine etki şekilleri üzerine yazılmış.
Bu konuya ilgisi olan herkesin mutlaka okumasını tavsiye edeceğim kitap.
Kitaba 10 üzerinden 10 veriyorum.
432 syf.
(Öncelikle yoğun bir ödev dönemi esnasında okuduğum bir kitaptı ve bitirmem haftalarımı aldı. O yüzden ne kadar nesnel bir inceleme olur bilemiyorum.)

Kitap 3 bölümden oluşmaktadır. Bunlar "Aşk", "İrade" ve "Aşk ve İrade" başlıklarıyla anlatılmış.

"Aşk" bölümü kitabın yarısını kapsamakta ve kitabın en beğendiğim bölümü "Aşk ve İrade" başlıklı sentez bölümü. Kitapta bol bol alıntı yapılarak haddinden fazla tanımlamaya yer verilmiş. Kitabı okurken çoğu zaman karşımdaki bir sözlükmüş gibi hissettim.

Kitapta vaka örnekleri bulunuyor. Rollo May, psikoloji alanının mensuplarına vakalarla birlikte, seanslarda karşılaşılabilecek bu durumlarda neler yaptığını anlatarak önerilerde de bulunmuş.

Varoluşçu ekolün önemli isimlerinden olan yazar, ekol gereği felsefenin konularına ve bilinen filozofların düşüncelerine kitapta büyük bir yer ayırmış. Aynı zamanda yine ekolün en önemli kavramlarından olan "Anlam" kavramının tanım ve açıklamalarını da kitabına eklemiş.

Kitap dil ve anlatım açısından basit ve okunaklı. Kavramları bilenler için -özellikle PDR ve Psikoloji bölümünden kişiler için- okunması kolay olacaktır. Aşk ve İrade konularına ilgi duyanlar için yeni bir perspektif oluşturma yolunda kaynak olabilir.
432 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Sevginin karşıtı nefret değil kayıtsızlıktır sözünü May in kitaplarında en iyi anlatan bu eseri olsa gerek.Çağımızın aşk ilişkilerine güzel ışık tutmuş.Tavsiye ederim.
432 syf.
·9/10 puan
öncelikle, okyanus yayınları tarafından dilimize çevrilen kitabın kapağı felaket kötü. mavi zemin üzerine beyaz vurgular filan tam bir din kitabı havasında. rafta görsem allah aşkını anlatıyor sanırım.

kitabın kapağı kötü olduğu gibi aşk ve irade ismi de biraz gevşek duruyor. kısacası kapağa ve kitabın adına bakarak bu kitaba asla el sürmezdim.evet felaket derecede sığ ve ön yargılı biriyim.

psikoloji severler için oldukça keyifli bir kitap. yer yer "oh be yalnız değilmişim" dediğim noktalar da oldu kitapta. kitabın başları oldukça akıcı ilerlese de ortalarda biraz daha teknik bir anlatıma dönüyor. bu kitapta yer alan bazı düşünce ve görüşleri keşke birileriyle tartışabilseydim diye çok hayıflandım. kitaptan üç beş satır başı verip gidebilirim;

- nefret aşkın zıttı değil, kayıtsızlık aşkın zıttıdır. (aşkın aşırı kayıtlılık hali olması)

- etkin bir şekilde nefret edilmek, etkin bir şekilde hoşlanılmak kadar iyidir.

- kadınların çocuk doğurabilmesi ve erkeklerin doğuramaması gerçeğinin erkeklerde, onları çok çalışmaya, kültürel etkinliklerde ve uygarlık kurmada kendi yaratıcılıklarını kanıtlamaya iten bir kıskançlığa yol açtığı savunulur. çoğunlukla psikanalizde bu kıskançlık erkeklerde kişisel utanç ve umutsuzluk şeklinde patlak verir.

- bilmek tehlikelidir ama bilmemek daha tehlikeli.

-bilgi edinme için kullanılan apprehend sözcüğünün apprehension olduğunda dehşet anlamına geldiğini görmezden geliyoruz.

bunların dışında çok güzel ara bilgiler ve günümüz siyasetine adapte edebileceğimiz psikolojik analizler mevcut.

ezcümle okunmaya değer bir kitap.
432 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Aşk ismi geçen her kitaba ve hatta her şeye biraz mesafeli yaklaşırım, çünkü görece ortaklıklar var gibi görünse de duygular da öznellik hep baskındır. Yine de May' e olan hayranlığımdan dolayı okuduğum ve önerdiğim bir kitap
432 syf.
·20 günde·Puan vermedi
Kitap son derece derin ve çağımız insanının yaşadığı anlamsızlık duygusunun köklerine ilişkin varsayımları test eder nitelikte. Okurken defalarca tekrar okumak, anlamak ve sindirmek icin başa dönmek zorunda kaldığım yerler olmasına rağmen içe dönmemi ve farkındalık kazanmami sağladı.
432 syf.
·29 günde·8/10 puan
Kitap başlangıçta kendiliğindenliğin insan ilişkilerini kolaylastırdigindan, bunu için iyi ve kötü hissettiğimiz her duygumuzu kabul etmenin öneminden bahsediyor ancak duyguların esiri olmadan istemenin önemine de değiniyor. Iliskilerimizde isteklerimizi iradeyle gosterebilmekten, amaç içinde olmaktan, bunlarla ilgili karar ve seçimlerimizi yaratmamız ve onu aşkla sevmemize, ona bizi seçebilmesi için güç kazandırabilmemiz gibi konularla ilişki için yer alabilmenin gereklerini anlatan sıradışı bi kitap. Lakin okuması pek kolay olmadığını söylemek gerekir. Çünkü yazar çok dağınık bir tarzda yazmış. Kastettiğim bir sürü mitolojik hikaye ve karakterden bahsetmesi, önemli yazar ve filozoftan alıntı yapması, şairden şiirler eklemesi, ressamların resimlerini açıklaması... o kadar çok başkalarının fikirlerine yer vermiş ki, kimi neyi okuduğuma şaşırdığım yerler oldu. En sevdiğim kısımlar terapi odalarından bahsettiği yerler. Kitap felsefik mı psikolojik mı arada kalmış gibi geldi bana. Sabırla okumak isteyenlere önerebilirim.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 105 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 224 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.