Yeni banka patronları hakkında ilginç hikayeler duyuyor, bunları bazen hayretle, çoğu zaman gülerek dinliyorduk. Örneğin bir tanesi, bankayı aldıktan bir zaman sonra ona
sunulan günlūk raporlardan bıkmıș olacak ki, genel mūdůrūne, "Buraya her akşam gelip șu kadar kâr ettik, bu kadar kâr ettik diye anlatıyorsunuz. Gidelim kasaya da șu kârı görelim," demiști. Genel müdür bankanın kârlarını gün sonunda nakde dönüp kasasına koymadığını ama defterlerde
bu kârların görūndūģūnű söylediğinde, "Ben anlamam, kasada durmayan kâr gelip geçicidir," diyerek bankacılk lisansına sahip olmayı ne kadar hazır olduğunu gösteriyordu.
Bir diğeri, yeni satın aldığı lisansla bankayı kurma çalışmaları yaparken genel mūdūr adayına, "Anlatın bakalım neler yapacaksınız?" diye soruyor. Genel müdür adayının, "Bu, sizin vizyonunuza bağlı efendim. Siz neler yapmak istiyorsunuz?" sorusuna, "Ben açık pozisyon tașımak istiyorum," diye cevap verebiliyordu. Genel müdůr adayı bu iş için bankaya gerek olmadığını, ișinin yüzde 90'ı ithalat olan grubun zaten bunu tașıdığını sõyleyip adamın moralini fena șekilde bozuyordu.
Ama bunların içinde duydugum en garip (ve en tehlikeli) hikâye, bir bankanın mevduatları kâr, para çekilişlerini zarar kabul eden patronuydu
Bence kurumsallaşma bir kurumun aynı olaya tutarlı olarak aynı tepkiyi vermesidir. Bunun için de karakterli olmak yeterlidir. Bunu da çoğunlukla gurulardan değil ana-babanızdan öğrenirsiniz.