"Sırlarını kimseye anlatma! Onların bir kısmı günah, bir kısmı hata, bir kısmı ise yanılgıydı. Hayat devam ediyor, sen onları telafi edersin ama onlar başkalarının zihninde hep canlı kalmaya devam eder."
Üstteki cümleyi az önce internette okudum. Eski bir Arapça metinden çevrilmiş. İnsan, bazen en büyük yükünü sırtında değil de dilinde taşır. Sır dediğin şey, senin geçmişindir ama başkasının zihnine düştüğünde artık senin kontrolünde olmaz. Bir hata anlatıldığında küçülmez, aksine anlatıldıkça büyür. Bir yanılgı paylaşıldığında kapanmaz, yorumlarla çoğalır. Bir pişmanlık dile geldiğinde hafiflemez, başkalarının bakışında yeniden şekillenir.
Hayat ilerler. Sen değişirsin, olgunlaşırsın, telafi edersin. Ama söz bir kez yayıldı mı geri toplamak neredeyse imkânsızdır. İnsanlar çoğu zaman affeder fakat hiçbir şeyi unutmaz. Her şeyi anlatmak açıklık değildir. Bazen gereksiz açıklama, geçmişi bugüne taşımaktır.
Sır, kişisel bir arınma alanıdır. Onu herkese açmak, içindeki düzeni dışarıdaki gürültüye teslim etmektir. Her doğru her yerde söylenir mi? Söylenmez. Akıllı olanlar da zaten söylemiyor.
Her yaşanmışlık herkesle paylaşılmaz. Bazı hikâyeler, sadece sahibinin kalbinde olgunlaşmalıdır. Sen hatanı düzeltebilirsin ama başkalarının hafızası senin hayat planına göre silinmez. Bu yüzden seçici olun. Sessizliğin değerini küçümsemeyin. Her gerçeğin konuşulması gerekmiyor. Bazı gerçekler, sükûnet içinde daha sağlıklı iyileşir.