• Sevmeyi bilen adamlara acı çektirmeyin.Sonra bir şiir yazıyor hepimiz dertleniyoruz...
  • Nazlı yârim oturmuş yazıyor ferman ...
    Kulağa hoş gelen değil, gönüle hitap eden muhteşem yorum 👏
    https://youtu.be/7Ixa30XogQU
  • ‘Sigara öldürür’ yazıyor. İçersen ölebilirsin. Sana kalmış. Her şeyde böyle uyarı olduğunu düşünün. ‘Onla çıkma. Hayatını mahvedebilir’ veya ‘O işe girme. Mutlu olmayabilirsin’ veya ‘Arkadaş seçerken dikkatli ol. Puşt çıkabilirler.’ İnsanları uyarsalar iyi olur.

    7 años (2016)
  • 223 syf.
    ·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Yaz Elif...
    Lucifer'in ( Tuco Herrera ) gazabından yaradana sığınarak sitenin Aziz Nesin temsilcisinin sponsorluğunda sahip olduğum şu kısa ama ülke tarihini anlamak için bir o kadar da yeterli kitap ile ilgili bir şeyler söylemezsem çatlayacağım.

    Aziz Nesin, kitabın ilk baskısındaki önsözünde 'başımdan geçenleri yazıyorum, şimdi baktığımda onlara gülüyorum siz de gülün diye yazdım' diyor. Bu basımdan 37 yıl sonra yeni önsözde diyor niye gülüyoruz ya, ben şu an çok kızıyorum. Şayet ilk baskıdan okumuş olsaydım kitabı bitirdiğimde derdim bu adam bu kitabı gördüğünde, yaşadıklarını hatırladığında nasıl güler. Deli oldum sinirden, sıkıntıdan.

    Aziz Nesin 'i televizyonlardan haberlerden öğrenmek ve bir iki meşhur cümlesini okuyarak tanımak aslında ülkenin tam da işaret edilen okuma istatistiğini kanıtlar nitelikte değil mi?
    Okuyun lan, kafanız acımaz.

    Şu kitap yalnız dört aylık sürgün süresini anlatıyor. Ama dört ayda bir insanı nasıl ölmekten beter edebilecek bir devlet yapılanması olduğunu da gözler önüne seriyor. Zamanında Osmanlı'da sürgün gönderilirken aileye ve sürgün gidene ufak da olsa 'ölmemesi adına' bazı yardımlar yapılırmış gel gör ki sağolsun dönemin iktidarları çekip vursaymış daha az onur kırıcı hareket ederim diye düşünmüş olacak ki Yaşar Kemal'in "Zilli Kurt' hikayesi kahramanı gibi nereye gitse bu çok 'tehlikeli azılı suçlular ' onları mahvetmekle and içmiş gibiler. Cebinde beş kurusu parası yok, küçücük çocukları var, ailesi perişan, karısı da anladığım kadarıyla kıl o dönem, soğuktan açlıktan kırılıyor, hatta eli donduğu ve hareket ettirmekte zorlandığı için yazısının bozuk olmasından ötürü özür dileyecek kadar yüce bir adam bu Aziz Nesin. Sırf saygı duyduğu için sırtına binen kerim sadiye de (özel bir küfürü hakediyor ya neyse), yemeğine ortak olan aşırı meraklılardan da kendisine hayran olduğunu ama hiç görüşmemiş olduklarını özellikle tembihleyen sözde yazar müstakbel devlet büyüğüne de, selam vermeyen okul arkadaşlarına da ve listeler dolusu cahiline kadar neler var neler.

    Kitabın yine en çok içimi acıtan kısımlarından biri dönemin dergisi Markopaşa 'yı birlikte çıkardıkları Sabahattin Ali'nin adının geçtiği yerler. Bir mektupta Sabahattin Ali'nin mahkeme mahkeme süründükten sonra ortalarda olmadığı, dergiye ait bazı paraları alıp gittiği hatta mektubu yazanın boynu altında kalsın onun diyerek kendilerini unuttuğunu düşündükleri dönemde aslında Sabahattin Ali'nin ölmüş olması...

    Bu arada yaklaşık bir sene cezaevinde kalmasına ve 4 ay sürgün yemesine neden olan suç neymiş biliyor musunuz?
    'Nereye Gidiyoruz?' başlığı ile yazdığı bir broşür. Peki bu çok tehlikeli broşürde ne ola ki? Offf çok korkunç ve bir o kadar da sakıncalı. Diyor ki ülke Amerika'dan yardım alıyor ama dikkat edelim amerika bizi sömürmesin yardım adı altında bizi soymasın. İnanın yazının tam metni bunu içeriyor. Ve bu yazı ile milli menfaatlere aykırı yayın yapmaktan tutuklanıyor. Şu anki muhteşem demokrasimize o kadar aykırı ama zamanında oluyormuş işte.

    En en can alıcı yerlerden biri de gazetecilere sesleniş. Allahım Aziz Nesin bu yazıyı geçen hafta yazmış olmalı, yoksa bu ülkenin... :)
    "Eğer bu alışverişin hakiki sebeplerini ,ülkemizde bitek gazete, bitek gazeteci medeni bir cesaretle yazmış olsaydı, o zaman bu işi ciddi olarak ele almak lüzumunu duymazdım, bana yine işin alayı kalırdı.
    Bu memlekette, beyinleri cüzdanlarında olmayan tek bir gazeteci yok mu? Bu memlekette, hakikatleri gördükleri ve konuştukları halde, bunları yazabilecek ve halka duyurabilecek cesur adam kalmadı mı? Onsekizmilyonun kurtuluşu uğruna pis canını düşünmeyen insan yok mu? "
    Cevap veriyorum Azizciğim; olmaz mı, ayıpsın...
    Bizde gazetecilik öyle ilerledi ki, nasıl güzel ses ediyorlar, boğazda yalıda oturanından cumhurum isterse kendimi ona sunarım diyenine ultra gazetecilik var bu memlekette, behey yaa. Haaa bunların yanında başka ses çıkaran gazeteci yok mu? Var elbet hem de Atam'a sahip çıkan cinsten, hakkında kitap yazıyor, 2500 liraya halka satıyor, nasıl bir hizmet görmen lazım Azizciğim.

    Ne diyim...
    Ben bu 200 küsur sayfayı bin sayfalık anlatsam kaç yazar. Günlerdir içim içimi yiyor, okuyoruz, öğreniyoruz, değişiyoruz zihnen ya da davranış olarak...
    Peki biz neyi değiştiriyoruz, ne için mücadele veriyoruz, hayatta neye dokunuyoruz da güzelleştiriyoruz?
    Bu dertleri bilmiyor muyduk? Yani Sabahattin Ali'lerin, Nazım'ların, Ahmed Arif'lerin Aziz Nesin'lerin çektiklerini yeni mi öğrendik? Hayır, değil mi ?
    Peki ne yaptık, ne yapıyoruz, ne yapacağız? Daha evindeki töreye karşı gelemiyorken dünyayı nasıl değiştireceksin ey devrimci ?
    Yalandan yaşıyoruz işte.
    Yalandan konuşuyor yalandan üzülüyor yalandan okuyoruz.
    Kendimi boğazın sularına bırakmadan gideyim kendimi yine şiire vurayım diyorum, okuduğum şiirin şairini devlet kurşuna dizmiş, hey allam yaa...
  • 164 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    kitap sürekli karşıma çıktı.gerek nette gerek kitapçıda.baktım ki 89. baskı yazıyor artık almak gerek dedim.hiç öyle süslü cümleler yazmayacağım.kitabı okurken sıkıcı sandım.giriş bölümünü geçince olayların anlatıldığı bölüm daha hareketli idi.raifin yaşadığı olaylarda hem kendimden bi parça buldum hem de güzel düşünülmüş bir hikaye olarak okudum.kitabı okurken o kadar çok hayalimde canlandırdım ki sanki filmini izliyordum.bitime 15-20 sayfa kala ağladım.ama henüz kitap bitmemişti.dönüp dönüp olayları tekrar yaşamak istiyorum.
  • 84 syf.
    Dikkat : İncelemenin içinde biraz fazla denecek kadar kitap içinden alıntı kullanılmıştır kitabı okumayıp, sürprizi de kaçırmak istemeyenler daha sonra okusun lütfen.

    Şimdi ben ne yazayım?
    Ne yapayım?

    "Yara aynı yara
    Dil aynı dil.

    Biz neden bu kadar yalnızız..."

    Ahhh be Şükrü Erbaş aldın kocaman bir boşluğu koydun kucağıma, hatta kucağımda da değil...
    "Tam şuramda..."
    Şükrü Erbaş diye yazılır Şükrü abi, üstat, Hatice Hanım ve en önemlisi ÖMÜR HANIM olarak okunur...

    Ne demek biliyor musun seni okumak ?
    "Birden dünyada kötü insan kalmıyor" sanki herkes sen gibi seviyor.
    Herkes Ömür Hanım gibi sevilmek istiyor...
    "Bunu da sen öğrettin biliyor musun
    Sevmek ölümden uzun sürüyormuş."

    Ve insan seni okuduktan sonra ölüm de bir aşk..
    (İnsan seni yaşadıktan sonra
    Ölüm de bir aşk Ömür Hanım.)

    Retro Hanım 'ında incelemesinde kullandığı gibi Şükrü Erbaşın sözleri olan şu cümleler;
    "Dillere destan bir evliliğimiz yoktu, hırla gürle geçen günlerimiz çoktu, ama biz o yuvada saygıyı büyüttük.. 45 yıl boyunca en hoyrat kavgalarda bile saygımızla kızdık birbirimize, kızdık ama kırmadık, dökmedik, saygımızı incitmedik. Hanım benim arkamdan bile bana saygı duyarmış, böyle demiş işte Metin'e, Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben demiş.. Not aldım onu bir köşeye, acımı büyüttükçe büyüttüm sonra. Mazoşist falan da değilim ha yanlış anlama, acıyı sevdiğim falan da yok, ama yürek işte ağladım gece yarıları.”
    O kadar belli oluyor ki aralarındaki saygı; eşinin onun arkasından duyduğu saygı, onun şuanda eşinin arkasından duyduğu saygı ve sevgi... Ne denebilirdi ki bu cümlelerden sonra...?

    Sen hep yaz evet belki acını yazıyorsun bunu senden istemek haksızlık...
    Ama insanın acısını insan almaz mı?
    Biz de acını acımız biliyoruz, sevgini sevgimiz...
    Şu dizeleri okuyup yutkunmamak mümkün müdür?
    "Üç yıldır sesler senin yarım kalmış sesin
    Üç yıldır yüzün dünyanın tek fotoğrafı
    Üç yıldır senden yapılmış bir kapıyım.
    Bunu da sen öğrettin biliyor musun
    Sevmek ölümden uzun sürüyormuş."(43)

    Şükrü Erbaş'ın her kitabı gibi acı, özlem yarım kalmışlık kokuyor Otların Uğultusu Altında. Bir yarım nefes, bir yarım yalnızlık, bir yarım ölüm... Koca bir boşluk, kocaman bir yutkunma...
    " Yaşamak desem değil
    Ölmek desem değil"

    Sen;
    "Yazmasaydın insan nasıl sevecekti insanı?
    Yazmasaydın merhameti ve utancı nereden öğrenecektik?
    Yazmasaydın ölüme karşı hangi cesaretle konuşacaktık?"

    Ölümün bu kadar yalnız bırakacağını,
    Bir insanın bu kadar merhametli sevileceğini nereden öğrenecektik?

    Soluğu canından çekilen kadınını gidip toprağın uysal kollarına bırakırken
    " Bizi yaşamakla cezalandırmış bir tanrı
    Gömdük kendimizi geliyoruz. " diyerek acısını içine alarak, hem Ömür Hanım için hem kendin için yaşamaya (yazmaya) devam edeceğini nasıl bilecektik?

    "Sözlerimi topluyorum usul usul"
    Aslında yazmaya devam edeceğim ama o kadar güzelsin ki her dizen her kelimen... Hepsini tek tek irdelersem kitabı yazacağım buraya ki çoğu yazıldı sanırım, lütfen kızmayın bana...

    1 ay içinde 2 baskı
    20 gün içinde 21 okuma
    İşte Şükrü Erbaş farkı...
    Daha kitabı alıp okumayan ve ya 1k dışı okuyanlar da mevcuttur..
    "Sen okumazsan ben yaşamamış "olacağım."
    Hiç bir zaman yaşamamış olarak kalmayacaksın çünkü bu yaşamdan bir Şükrü Erbaş ve Ömür Hanım geçti...

    Son olarak yine Şükrü Erbaş ile bitireceğim istemezseniz okumayın...

    " İnsanın acısını inandım. Kimse diz çökmesin, dedim. Yazdım. Sözlerim insandan acıydı. Dünyanın bütün harflerini okudum. Önce anladım. Sonra anlamadım. İnsan sonsuzdu. Zaman sonsuzdu. Ölüm sonsuzdu. Üç sonsuzluk içinde sevdim. Acı inceldi, güzelleşti. Dünyaya inandım. Sözler içimde büyüdü, büyüdü. Yalnızlık oldu. Yazdım. Önce kalabalık oldu, sonra yine yalnızlık. Ölümden önce bir iş gelmedi elimden. "(69)
    Kitabı hediye eden ve bu kadar erken okumamı sağlayan koca yürekli arkadaşım sana buradan kocaman.... Anladın sen
    " Kitaplar kadar derin ve anlamlı bak dünyaya. "
    Ne kadar güzel değil mi...?
    İyi okumalar...
    Keyifle...
    Sahneden inerken okuyan herkese teşekkürler...
  • schreibt meine Hand
    Dreckig, dreckig bleibt diese