• Sakın gelme, hatta sakın yazma
    Sakın düşünme, hatta sakın arama.!
    Sakın yakınlaşma, hatta sakın hatırlatma.
  • 'Mutlu ailenin tarifi üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ama bir de mutsuz ailelere bak, hiçbiri diğerine benzemez.'
    ------
    Uzun zamandır edebi yönü bu kadar ağır basan ve karışık bir kitap okumadığım için inceleme yazma ihtiyacı duydum.
    Çünkü kitap iç içe geçmiş iki adet günlükten oluşuyor. Çift sayfalar Ekmel Beyin, tek sayfalar Deryanın günlüğü.
    (Bunu anlamak için en az on sayfa okumuşumdur.)
    Ben ilk önce Ekmel beyin yazdığı günlüğü bitirip, tekrar başlayarak Deryanın günlüğünü okudum. Bence en iyisi de bu, kafa karışmaması acısından.
    Hikayeye gelirsek,
    Kitabın başlıca konusu, Deryanın günlüğünün de ana teması olan Suzan karakteri. Suzan, hem abisinin on beş senelik ilişkisi hem de birtanecik çocukluk arkadaşı. Mutlu bi sona bağlanmamış ve yıllarca içlerini kemirmiş bir aile dramı kısacası. Abisinin hapse girmesi, hapisten çıktığında hayatını kaçak olarak sürdürmesi ve en sonunda yurtdışına çalışmaya gitmesiyle hikâyenin acı dolu kısımları başlamış. Geriye mahvolmuş iki hayat bırakmış, Suzan ve Derya.
    Diğer tarafta ise hikaye Ekmel Bey üzerinden ilerliyor. Kendisi günlüğünde adından bahsetmeyecek kadar kendini silikleştirmiş, hem evliliği öncesi hem de evliliği sonrasında kendi dünyasından bir türlü kopamamış soğuk bir karakter. Mecburiyetten konuştuğu bir kızı ve karısı dışında insanlarla iletişimi kesmiş.
    Ve bu iki karakter, bir gazete ilanıyla tanışıyorlar. Günlükler de zaten birbirlerinin gözünden Derya ve Ekmel'i anlatıyor sonrasında. Bir aşk hikayesinden çok buruk bir arkadaşlık sürüyor aralarında, hikayelerini paylaştıkları. Ve nihayetinde Deryanın vedasıyla tamamlanıyor hikaye.
    Okumalı, kesinlikle.
    ------
    Ekmelin günlüğünden,
    "Yaşamak her şeye rağmen bir iz bırakmaktır yeryüzünde.-Ben de yaşadım, sizin kadar!-
  • (...) Çünkü kitaplar birbirlerini etkilerler. Şiirle ve felsefeyle iç içe olan kurmaca yapıtlar kazançlı çıkarlar. Ayrıca, geçmişteki ünlü kişilerden hangisi olursa olsun ele aldığınızda, örneğin Sappho'yu, Lady Murasaki'yi, Emily Brontë'yi, onun hem bir mirası devralan hem de bir şey başlatan bir kişi olduğunu görürsünüz, kadınlar doğal yazma alışkanlığını edindikleri için bu kişiler ortaya çıkmışlardır; dolayısıyla yaptığınız iş şiire başlangıç bile sayılsa, böyle bir faaliyete girişmenizin değeri büyüktür.
  • İnsan neden yazma ihtiyacı hisseder? Bir mektup, günlük veya başka birşeyler. Bir insan iç dünyasına neden kapanır? Etrafında ruhunu dinleyeceği kimseyi bulamayan birisi ne yapar?
    Raif Efendi neden ruhunu herkesten saklayıp deftere dökmüştü? Bu kadar içine kapanıktı? Kimler onu iç dünyasına hapsetti? Bu dünyada bu kadar içine kapanık biri olabilir miydi? İç dünyasını eşine,akrabalarına veya başkalarına açamayışının sebebi neydi ? Bir insan ne kadar yalnız olabilir?
    Bu soruların hepsi kitapta anlatılıyor. Bende hissettiğim kadarını cevaplayacağım. Mutlu insan yazmaz. Mutsuz insan yazar. Aslında Raif Efendi yazma işini sevmez. Ama içini dökebileceği bir insan bulamadığı için en sevmediği yazma işine mecbur kalmıştır. Hikayemizde böylece başlıyor. Raif Efendi küçüklükten beri hakikatten çok hayal dünyasında yaşayan bir insandır. Uğradığı haksızlıklara ses çıkarmayan ve bazen de bu yüzden gizli gizli ağlayan birisidir. İnsanlarla olan ilişkisi sınırlıdır. Zaten dünyadan uzak oluşunu kendisi birçok kez dile getiriyor. Daima tasavvurlarının ve iç dünyamın oyuncağıydım diyor.
    Bu insanlar Raif Efendiye neler yapmıştıda insanlardan bu kadar kaçıyordu? Onu çoğu kez hor görmüşlerdi,aşağılamışlardı. Gene de ses çıkarmıyordu. İnsan ilişkileri zayıftı. İnsanlar onu basit zavallı hatta ahmak biri olarak görüyordu. Bu insanları neden anlamaya çalışsın ki Raif Efendi. Başkalarının koyduğu kalıba göre yaşayan bir insanın hayatının tek bir anıyla değiştiğini görünce hayata sımsıkı tutunmasına şahit olacaksınız bu kitapta. Tablodaki resme 1001 anlam yükleyen Raif Efendinin tablodaki kadınla olan ilişkisini anlatıyor kitap.
    İnsanlardan itimadını çekip alan Raif Efendinin içinde birden bu kişiye karşı mükemmel bir samimiyet peydah oluyor.
    “Beni memmun edecek hayat hakkında pek fikrim yoktu.” diyor Raif Efendi. Ama Maria Puder’i tanıdıktan sonra. “Nasıl oluyordu da bir insan bir insanı bu kadar çok mesut edebiliyor? İnsanın içinde müthiş kuvvetlerin olması lazım.” diyebiliyor. Onunla herşeyi konuşabilirim diyor. Ben saadetimi buldum diyor. Yanyana bulunduğu zamanın durup kalmasını, hiç bitmemesini temenni ediyordu. “Maria Puder bana bir ruhum bulunduğunu öğretmişti ve bende onun şimdiye kadar rastladığım insanlar arasında ilk defa olarak bir ruhu bulunduğunu tespit ediyordum.” Raif Efendi aradığı ruhu bulmuştu. Artık sahiden yaşamaya başlamıştı. Artık Maria Puder yaşamak için kendisine kayıtsız,şartsız muhtaç olduğu bir insandı. En sevdiğim alıntılardan biride şudur:
    “Kafamın içinde ona söyleyecek uçsuz,buçaksız şeyler bulunduğunu hissediyordum.Senelerce söylense bitmeyecek şeyler.” Bir ilişkide bitmeyecek sözler olması ne kadar güzel bir şey. Maria Puder aşkı bütün mantıkların dışında tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey olarak tanımlıyor.
    Raif Efendiye göre aşk dağıldıkça azalan Bir şey değildir. “Ne kadar çok insanı seversek asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz.” diyor.
    Şu alıntıyı da şuraya koyuyorum: “ Aşkı dışardan birdenbire gelen Bir şey zannetmek doğru değildir . O içimizde zaten mevcut olan hislerin bizi şaşırtacak kadar şiddetlenivermesinden ibarettir.” Aşkın en güzel tanımı bu değil midir?
    “ Asıl mühim olan iki insanın birbirini bulması bu derece güç olan şu dünyada, bu nadir
    saadete ermekti.” Raif Efendi bu zor dünyada tek aşkını bulmuştu. “Bir insan bir insana elbette yeterdi fakat o da olmayınca?” işte Raif Efendi artık ömrünün sonuna kadar unutamayacağı aşkını tanımıştı. Artık bütün vaktini Maria Puder’le geçiriyordu. Ondan uzak kaldığı zamanlarda hep aklındaydı. Onsuz bir anını tasavvur edemiyordu. Maria Puder aşka ulaşmanın zor olduğunu düşünen birisiydi. Ama Raif Efendiyi tanıdıktan sonra artık aşkı bulmuştu. İkiside birbirini çok iyi anlıyordu.Bu kitapla Raif Efendinin iç dünyasını gördüm. Kitap hakkında oldukça çok şey yazmak istiyorum. Keşke seni tanısaydım. Ve bu kadar içine kapanık biri olmasaydın. Bu kitap senin iç dünyanı o kadar güzel anlatmışki keşke bu dünya da hep senin gibi güzel iyi insanlar olsa.
    Raif Efendi senden tüm insanlar adına özür diliyorum. Sana yaptıklarından dolayı. Ben seni anlıyorum Raif Efendi ve bu kitabı okumuş ve okuyacak insanlarda seni anlıyor, anlayacak.
    Seni tanımak güzeldi. Herşey için teşekkür ediyorum sana. Ruhunu bir defter arasında bizlere gösterdin. Artık seni milyonlarca insan tanıyacak. Artık beni kimse bilmiyor diye üzülme. Senin sayende insanlar artık birbirlerini daha çok sevecek, birbirlerini anlamaya çalışacak. Bir insanın hakkında peşin hüküm vermeyecek.
    Son sözümde şu olsun.
    İyi ki ruhunun güzelliklerini bizlerle paylaştın. Teşekkür ederim sana Raif Efendi.
  • Kitap iyi bir tiyatro, sinema izleyicisi olan herkese, dramaya daha sistematik bir bakış ve yorum getirmek için önerilir. Bir karakterin belli başlı hangi yönleri ile ortaya konulduğu ve olayların gelişimine dair nelerin takip edilmesi gerektiğine dair bir metodoloji ortaya koyuyor. Herhangi bir dramanın böyle incelenebileceği doğrusu aklıma gelmemişti. Örneklemelerde İbsen'in "Bir Bebek Evi" ve Moliere'in Tartuffe oyununun sıklıkla kullanılması ayrı bir hoşluktu. Her iki oyunu da çok severim. Karakter gelişimini değiştirmek ve bildiğim oyunları düşünüp başka bir oyun nasıl çıkabilir doğrultusunda düşünme egzersizleri sunması güzeldi. Konu hakkında ikinci bir okuma olarak Turgut Özakman'ın "Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği" kitabını da okumayı düşünüyorum.
  • Açıkçası kitaptan beklentim çok başkaydı.Ben daha çok tekniksel şeyler bekliyordum. Efendim şöyle yazılır böyle yazılır. Sonra kitabın adını bir daha okudum "Nasıl Yazar Olunur?" yani yazılır değil.
    Yazar kimin için, niçin yazar;yazma gereksinimi nasıl var olmuş ve nasıl varlığını korumaktadır? Yazanlar nasıl yazar oldu?Nasıl bir ortamda yazdılar?
  • Yazmayı bilmiyorsan eğer;
    Yazma aziz!!!
    Ne diyim...