İşkence, birçok dünya ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de iktidar tarafından bir kontrol yöntemi olarak görülen bir insan hakları suçudur. Üçüncü bir kişinin işlediği veya işlendiğine dair şüphe duyulan bir suç nedeniyle cezalandırma, ayrımcı davranışlar, bilgi alma, itirafta bulundurma gibi amaçlarla kamu görevlisinin kendisi veya başkası adına üçüncü kişiye karşı fiziksel veya ruhsal acı veren fiillerini ifade eder. Türkiye ‘de siyasi, askeri veya ideolojik nedenlerle cezaevlerinde bulunan kişiler için işkence kaçınılmaz ve sistematik bir sorundur. Anayasada yasaklanmış, Türk Ceza Kanunda bir suç olarak tanımlanmasına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine imzacı olunmasına rağmen bu sorunun önüne geçilememiştir. Özellikle askeri müdahaleler sonrası tutukluluklar ve askeri suçlar nedeniyle askeri cezaevleri bunun en kötü örnekleri olmuştur. Özellikle milliyetçilik duygularının ön planda olduğu, ‘’Türk’’ ulusunu yaratma ve koruma üzerine inşa edilen askerlik görevi sürecinde etnik ve dinsel farklılıkların bir tehdit unsuru görülmesi, ötekileştirme ve etkisizleştirme davranışlarıyla işkenceye başvurulmaktadır.
İnsanın maddi ve manevi varlığına zarar veren işkence fiili insanın temel haklarına aykırılık oluşturmasının yanı sıra psikolojisinde de derin ve kalıcı hasarlar bırakmaktadır. İşkence sırasında ve sonrasında oluşan travmalar, dayanıklılık, kırılganlık, kuşaklar arası travma geçişleri gibi psikolojik sonuçları bulunmaktadır.
Bu makalede işkencenin yaygın bir biçimde görüldüğü askeri cezaevlerinin gerçekleştirdiği işkenceler, nedenleri, işkence suçunun ihlal ettiği temel haklar ve işkence mağdurlarının psikolojik durumları ele alınmaktadır.
İşkence