Adın, cinsiyetin, dinin, dilin, ırkın ve dünya görüşün ne olursa olsun o demir kapı ardından gümbürtülerle kapanıp da o sürgü “taaak" diye çekilince ve sürgünün kapanan sesi dar ve karanlık koridorda yankılanıp usul usul karanlığa karışırken tüm varlığınla suçlusundur artık.
Şimdi güneşin de tutuklandığı bir dönem başlıyordu, şu uzayıp giden koridorun sonunda. Elleri ayakları zincirli, prangalı ve hiç uğruna idama mahkûm gencecik çocuklar da bu koridorlardan mı yürütmüşlerdi?
…Öyle mahzun, öyle tedirgin….
Şu kara taş zemine, o yorgun ayaklarıyla basıp başları dik öyle yürüdüler mi?
….sağcısı, solcusu, dincisi ne çok insan bu cezaevine tıkılmış ve zindanlarda
ellerine ayaklarına pranga vurulup da günlerce, gecelerce işkence
edilmişti. Kimin suçlu kimin haklı olduğunun asırlarca tartışılacağı bir güç kapışmasının da sembolüydü Ulucanlar.
Suç varsa ceza da olacaktır. Ulucanlar zindanlarına kapatılanların büyük çoğunluğu düşünce suçlusuydu ve düşüncenin suç ilan edildiği
bir ülkenin cezaevleri her zaman tartışılacaktır.
Necip Fazıl Kısakürek diğer yanında Nazim Hikmet karşılıyor gelenleri… Öyle ya bir sağdan bir soldandı adaletin tecellisi…
….. Bu iki çelik iradenin sizi karşılaması tüm ön yargıları sıfırlıyor… Acının dili, dini, siyasi görüşü yoktu işte…