Birol Öztürk

Birol Öztürk

Yazar
8.6/10
318 Kişi
·
1.047
Okunma
·
47
Beğeni
·
4.503
Gösterim
Adı:
Birol Öztürk
Unvan:
Yazar
Doğum:
1972
Karadenizli yazar 1972’de doğdu...

Çocukluğu Karadeniz’in yüksek bir dağ köyünde geçen yazarın birçok romanında ve öyküsünde bu dağ köyünün izleri görülür.

Özellikle biyografi ve biyografik roman türlerinde eserler veren Birol Öztürk bu alanda çalışmalarına devam etmektedir.

Deniz ile evli olan yazarın Dağ adında bir oğlu vardır.
Bir ülkeyi yönetenler hile ve entrika yapıyorsa günlük işlerimiz içinde de bunun yansımaları olacaktır. Süte su katılacaktır, kadın satılacaktır, ahlaksızlık erdem olacaktır.
Gazeteci Uğur Mumcu, aracına yerleştirilen bombanın infilak etmesiyle feci şekilde öldü.
Uğur Mumcu da, diğerleri gibi, sadece yazdı. Ne yumruk attı ne kurşun sıktı. Onun da affedilmez suçu buydu işte; yazmak.
95 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hafta sonu okumak için kitaplığımı karıştırırken karşıma Deniz Gezmiş çıktı. Aslında okunmayı bekleyen çok kitabım var ama benim amacım hafta sonu için okuyacağım bir kitap bulmaktı. Malum 1 Eylül'de okuma etkinliği başlıyor.

Deniz Gezmiş, kitapların arasında sıkışmış mahsun mahsun bana bakıyordu, 'neden hala beni okumuyorsun?' der gibi. Ne zaman almışım hiç anımsamıyorum. Yeni aldıklarıma özen gösterirken, okunmayı bekleyen eski kitaplarıma haksızlık yaptığımı o an anladım. Arada karıştırmak gerek. Her an bir hazine ile karşılaşabilirim. Tıpkı Deniz Gezmiş'le karşılaşmam gibi.

Deniz Gezmiş, Birol Özürk'ün kaleme aldığı bir eser. Belki de bir çoğunuz 'Kim bu Birol Öztürk?' diyorsunuz. Kendisi eş durumundan hemşehrim sayılır. Karadenizli olup, Ordu Ticaret Borsası Genel Sekreterliği görevinde çalışıyor. Anlayacağınız bana çok yakın. Umarım bu sıkıntılı günler geçtikten sonra bir gün tanışma fırsatı bulurum. Birol Öztürk genelde biyografi kitapları yazmış. Anladığım kadarıyla önemli kişilerin hayatını araştırıp kaleme almayı seviyor.

Yazarla ilk tanışmam Ahmed Arif eseri ile olmuştu. O kitabı okurken Ankara'ya gittiğim ilk fırsatta Ulucanlar Cezaevi Müzesini gezmiştim. Deniz'in, Yusuf'un, Hüseyin'in kaldığı koğuşu dolaşmıştım. Yattıkları ranzaya dokunmuştum. Bir an aynı havayı soluduğumuzu hissetmiştim. En kötüsü de hücreleri dolaşırken hissettiğim duygular. Her hücrede duyduğum o çığlıklar kendimi çok kötü hissetmeme neden olmuştu. Deniz'in, Yusuf'un, Hüseyin'in çığlıkları bir süre kulaklarımdan gitmemişti. Hem görmek istiyorum, hem bir an önce oradan kaçıp uzaklaşmak istiyordum. Böyle bir çelişki yaşamıştım o zaman.

ÜÇ FİDAN!
Deniz, Yusuf, Hüseyin.
68 kuşağının sembolleri.
Bir dönemin asi çocukları.
Kuşağının ölümsüz gençleri.

Kimdir Deniz Gezmiş? Ne yaptı da idam edildi? Kimi öldürdü? Hangi ana babayı evlatsız bıraktı? Hangi evladı ana babasız bıraktı? Kim bu cani (!)

DENİZ GEZMİŞ
Eğitimci anne babanın ikinci çocuğu olarak dünyaya gözlerini açar.

"Ankara'nın kıraçlığına inat Deniz koydular adını... Deniz GEZMİŞ... Gün gelip de adı Türkülere konu olacak Deniz bebek..." (s.9)

Lise yıllarında tanıştığı sol görüş sayesinde kendini genç yaşta eylemlerin ortasında buldu.

"Deniz GEZMİŞ İlkokulu Sivas'ta okumuş Lise'yi ise İstanbul'da okumuştur. Sol görüş ile tanışması da lise yıllarında başlamıştır."(s.16)

Gelin şimdi Deniz Gezmiş'in yaptığı eylemlere bir göz atalım. Ondan sonra siz kara verin, Deniz Gezmiş idam edilecek ne yapmış, kimin canına kıymış(!)

DENİZ GEZMİŞ'İN YAPTIĞI EYLEMLER VE GÖZALTILARI
'31 Ağustos 1966 tarihinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin, Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında Türk-iş yöneticilerini protesto eden grupla beraber yaptığı eylem sonucunda tutuklanarak gözlatına alındı. Bu olay Deniz Gezmiş‘in ilk gözaltına alınmasıydı.'

Deniz Gezmiş artık damgalıdır. Çünkü hakkını arayanın, garibanın yanında yer almıştır. Artık her eylemde göze batmaktadır. Gözaltıların devamı da gelir.

'19 Ocak 1967′de Türkiye Milli Talebe Fedarsayonu’nunda çıkan olaylarda arkadaşları ile gözaltına alındı ancak kısa bir süre sonra serbest bırakıldı.'

'22 Kasım 1967′de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağının yakılması nedeniyle tekrar gözaltına alındı.'

'7 Mart 1968′de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan devlet bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için bir kez daha tutuklandı. 2 Mayıs 1968′e kadar tutuklu kalan Deniz Gezmiş, yargılandı ancak beraat etti.'

'12 Haziran 1968′de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesinde önderlik etti.'

'28 Kasım 1968′de ABD büyükelçisinin İstanbul’a gelişini prototesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde tutuklandı ancak tekrar serbest bırakıldı.'

'16 Mart 1969′da İstanbul Üniversitesi’nde düzenlediği öğrenci hareketleri nedeniyle 19 Mart’ta tutuklandı.'

"10 Şubat 1969'da 6.Filo İstanbul'a gelmişti.6.Filo'nun İstanbul'a gelişinden önce yetkililer Amerikan askerlerini memnun etmek adına bir takım hazırlıklar yapmıştı ki bunlardan biri genelevlerin boyatılmasıydı. Bu hazırlıklar devrimcilerin sabrını iyice taşırmıştı." (s. 23)

'30 Temmuz’da 6. Filo’nun İstanbul’a girişini protesto etmek suçundan tutuklandı.'

'20 Aralık 1969′da tutuklanan Deniz Gezmiş, 18 Eylül 1970′e kadar hapis yattı.'

TÜRKİYE HALK KURTULUŞ ORDUSU (THKO)
'Hapisten çıktıktan sonra öğrenci hareketlerine son vererek, arkadaşlarıyla birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) Örgüt'ünü kurdu. Örgüt kuruluşunu  4 Mart 1971’de yayımladığı bir bildiri ile duyurdu.'

'THKO’nun ilk silahlı eylemi 29 Aralık 1970’ teydi.'

'Deniz Gezmiş, 11 Ocak 1971′de Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adına Ankara İş Bankası, Emek Şubesi’nin soygununda yeraldı.'

'Şubat 1971'de Gezmiş ve arkadaşları Balgat’taki Amerikan Üssü’nden silah kaçırabilmek için bir subayı kaçırıp deponun yerini öğrenip, subayı serbest bıraktılar.'

'Mart 1971'de ise dört Amerikalı askeri kaçırıp 400 bin dolar fidye istediler ve 36 saat süre tanıdılar. Kısa süre sonra subayları salıverdiler.'

Evet sevgili dostlar, sorarım size Deniz Gezmiş kimi öldürmüş? Bir örgüte üye olduğu doğrudur. Öğüt için silahlı eylemler yaptığı doğrudur. Ama hiçbir zaman kimsenin canına kıymamıştır. Bazıları azılı terör örgütü üyesi diye anlatır. Azılı olması için önce birilerinin canına kıyması gerekmez mi?

"Takvim sayfaları 12 Mart 1971'i gösteriyordu. Ve bu ülke, bir defa daha, askeri darbe ile tanışıyordu." (s. 29)

Deniz'e ve arkadaşlarına yol görünmüştü artık. Yoldaşı Yusuf ile bir motosiklete atlayarak Sivas üzerinden Malatya'ya gideceklerdi. Gemerek'te yollar buz olduğu gibi motosikletle gidemeyeceklerini anlarlar ve bir jeeple anlaşırlar. Bu yabancı gençlerden şüphelenen bir çavuş onları karakola davet eder. Ama Deniz ve Yusuf kaçarlar. Bu kaçış sırasında Yusuf vurulur.

"Deniz önde jandarma, polis arkada bir kovalamacadır gidiyor. Gemerekliler ise bir film izler gibi bu ölüm kalım savaşını izliyorlar." (s. 34)

Bu kaçıp kovalamanın sonunda kendisini attığı çukurda bir süre düşündü. Ya ölecek ya teslim olacaktı.

"Başı dimdik çıkmalıydı çıkarsa da...
Vuracaklar mı, vursunlar be!
Bir devrimcinin ölüme nasıl başı dik gittiğini görürlerdi" (s. 36)

Deniz kararını verdi. Ne olursa olsun çıkacaktı. İster vursunlar, ister vurmayıp işkence yapsınlar

"Çıkıyoruuuum" (s. 36)

Deniz saklandığı çukurdan çıktı...

"Başı dimdik, bir eli cebinde doğruldu. Umursamaz, korkusuz, ağır ama sağlam adımlarla yürüdü namluların üstüne..." (s. 37)

Deniz teslim olurken de tarih yazdı.

"Yürüyordu Deniz, kara, dalgalı saçları arasında soğuk bir rüzgâr dolanıyordu... Çamura boyanmış postalı ve Denizle özdeşleşmiş parkası ile tarih yazıyordu Deniz..." (s. 38)

Sonra ne mi oldu? Hepimizin bildiği malum şeyler. Üç fidan Mamak Askeri Cezaevi'nde yatarak işkence gördüler.

Çok farklı hayatları olabilirdi. Hepsi de zeki gençlerdi. Ama onlar mücadeleyi seçtiler.

"onlar sevgili ile diz dize oturup bira içmek yerine nemli, pis zindanları seçtiler. Onlar, mutluluğu için halkın, başları dik ölüme yürüdüler..."(s. 49)

Onları yok edeceklerini sanıyorlardı. Ama bilmiyorlardı ki zindanlara da koysalar onların düşünceleri asla yok edilemez.

"Bir kuşağı, zindanlarda çürüttüler...
İşkencelerde sakat bıraktılar, öldürdüler...
Ama yok edemediler o ruhu..." (s. 59)

Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idamları kısasa kısas olarak verilmiş bir siyasi karardı. Bu karar 27 Mayıs Darbesinin idam ettiği Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan'ın idamına karşılık alınan bir öçtü.

"Şuna hiç şüphe yok ki Denizlerin idamı hukuki değil siyasi bir karardır." (s. 26)

Onlar inandıkları uğruna mücadele ettiler. İdama giderken bile geri adım atmadılar. Başlattıkları kavganın asla son bulmayacağını biliyorlardı.

"Tıpkı Deniz'in dediği gibi, umduğu gibi oldu;
Bitmedi o kavga, sürüyor
Ve sürecek.." (s. 59)

Şimdi diyeceksiniz ki 95 sayfalık kitapta ne buldun da bu kadar yazdın. Ben bu kitabın her satırını çizdim. Çünkü her satırı çizilmeye değerdi. Bir o kadar da İnternetten araştırdım. (Deniz Gezmiş'in yaptığı eylemler İnternet araştırmalarım.)

Sitede kitabın okuma sayısı 56 olduğu halde hiç inceleme yazılmamış olması beni üzdü. Aynı zamanda itiraf etmeliyim ki, ilk incelemenin bana kısmet olması da kendi adıma gurur verici.

Bu kısacık kitapta; yiğit, yürekli, genç devrimcilerle tanıştım. Siz de tanımak istiyorsanız hemen okuyun.
288 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
16 Kasım 2000...
Geçen onca yıla rağmen hâlâ seviliyor ve özleniyor olmak herkese nasip olmaz iki gözüm..
Hem seni anlamak hem de anmak adına çok samimi bir dille ve hasretle yazılan bu kitabı ruhuna atfediyorum.
mekanın cennet olsun.
305 syf.
·2 günde·9/10
Yazar sadece Yilmaz Guney in hayatini degil fikirlerini ve yaptigi isleride anlatiyor bu kitapta. Ilk sayfadan son sayfaya kadarda cok samimi bir dil kullanarak ustelik. Yilmaz Guney in yasadigi tarih ve gunumuzunde karsilastirmasini yapmis. Bir nefeste okudum diyebilirim :)
"Bana dunyada ulkem kadar yakin baska bir ulke yoktur"...
208 syf.
·3 günde
Daha önce 6 Mayıs 1972 tarihinin önemini anlatan Darağacında Üç Fidan, Abim Deniz, Deniz Gezmiş- Yaşamı ve Mücadelesi gibi birtakım kitaplar okudum ama okuduklarımdan en ilginci sanırım buydu. Delikanlım İyi Bak Yıldızlara, Nazım Hikmet'in şiirinden alınmıştır ve bence çok güzel bir kitap ismi olmuş.

Kitabın ilginç yanı şu, ilk sayfası sanki Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin inan hiç ölmemiş ve infaz kararı geri çekilmiş gibi yazılmış. Sanki Mahir Çayan onlar uğruna can vermemiş, İsmet İnönü kapı kapı dolaştığında infaz kararı bir şekilde geri alınmış gibi yazılmış. Kitapta Deniz Gezmiş 72 yaşında ve Taylan Özgür adında (ismini Taylan koymuş, onun yanına gömülmek istediği Taylan'ın adını) bir oğlu var. Tabii bunlar yazarın aklından yazdığı şeyler ama bence böyle bir iş yapmak gerçekten çok riskli bir iş. Bu nedenle yazarı ayriyetten takdir ettim çünkü böyle bir kitap yazmak çok uğraş, araştırma ve risk getirir beraberinde bence.

Bir anda onların yaşlılığı devam ederken yazar bu kısmı bitiriyor ve gerçeklere gelmeden önce şöyle diyor:
"Her şey böyle olabilirdi. Tarihin 'Değiştir' ya da 'Geri Al' butonu olabilseydi, dünya ne güzel bir yer olurdu düşünsene Delikanlım.
Deniz, Yusuf ve Hüseyin yetmişli yaşlarında bir araya gelip eski günleri yâd edebilirdi mesela... olmadı.
Evet!
Oyun bitti!
Kurgu bitti!
Roman bitti!
Bundan sonra gerçekler, yalnızca gerçekler var. Olmasını hiç kabul etmediğimiz; olduğu anda, yaşandığı anda pişmanlığını vicdanlarımızda hissettiğimiz gerçekler..."

Ardından infaz gecesine sürüklüyor bizi görmeye aşina olduğum resimler ve mektuplar eşliğinde. Okurken yüreğim burkuldu ve her sayfada aynı şeyi tekrar etti beynim. "Böyle olmak zorunda değildi."
312 syf.
·16 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ahmet Kaya efsanesi... Herkesin duyduğu ama çoğu insanın Ahmet Kaya’nın hikayesini bilmediği bir bir efsane.. Hayatını, şarkılarını, şarkılarının anlamlarını, düşüncelerini o kadar az biliyoruz ki ama sevmeye gelince hepimiz Ahmet Kaya seviyor ve dinliyoruz(!) Şarkılarını her zaman çok sevmişizdir evet. Kürtlerin son ses, ülkücülerin gizlice, solcuların kısık sesle dinlediği sestir Ahmet Kaya. O her düşünceden, her dilden, her dinden olan insanın gönlüne taht kurmuş bir adam. Çoğumuz şarkılarını aşkla yorumlayarak dinlerken aslında; şarkılarında çok daha öte şeylerden bahsedildiğini görebilmek gerek! Bir “kafama sıkar giderim” şarkısının sözleri bu ülkeden gitmeye mecbur bırakıldığı dönemdeki duygulara tercüman niteliğindedir. Ahmet Kaya ezilen halk için her daim sesini çıkartmış, onun için ses çıkarılması gereken zamanlarda sessizlikle yalnız kalmış ama kendisi için de ses çıkartmaya devam etmiştir. Bunu en iyi aktaran şarkılarından biri de “başkaldırıyorum” dur.
“Ahmet Kaya şarkıları, bu ülkenin sosyo-kültürel ve politik-psikolojik halinin kronolojik dökümüydü! “ diyor Birol ÖZTÜRK bu kitabında. Ve sizler Ahmet Kaya seviyorsanız, şarkılarına aşıksanız ya da şarkılarını sadece efkarlı olduğunuzda dinliyorsanız, hepsini geçtim sadece bir kere bile Ahmet Kaya dinlemiş ve beğenmişseniz onu tanımak için bu kitabı okuyun derim. O’nun, sadece şarkılardan ibaret olmadığını bilmelisiniz ve dilden dile aktarılan kulaktan dogma bilgilerle değil de asıl gerçeklerle onu tanımalısınız. Keyifli okumalar :)
220 syf.
·Beğendi·7/10
•Birol Öztürk'ün pek bilinmeyen bir kitabı ama okunup bilinmesi gereken bir kitap. İnceleme yapan birisi değilimdir ama bu kitabın sitede tek bir incelemesi olmaması üzücü.Bu sebeple bir incelem yapmak istedim. Birşeyler katması dileğiyle...
Kitap iki bölümden oluşuyor.Kitabın ilk yüz-yirmi sayfasında
" Deniz Gezmiş "ten bahsediyor.Sonraki ikinci kısımda
"Ernesto Che Guevara "dan Hakkında az bilgisi olan kişiler için gayet uygun bir kitap. İki büyük devrimcinin hikayesi, kitabta bazen Devrimcilerin sözlerinden, onlara adına yazılmış şiirler, türkülerde yer alıyor.İnsanı sıkmadan, gayet sade bir dilde anlatılmış, ayrıca çok detaycı değil, gereksiz detaylarla sizi yormuyor.
Umarım incelemem size bir şeyler katar ve bu kitabı hemen kütüphanenize eklersiniz...


||Şimdiden iyi okumalar:))
192 syf.
Yılmaz Güney'i anlatmak için en iyi cümle bu olsa gerek "şövalye ruhlu adam..." O nedendir ki başı beladan hiç kurtulmamıştır.

Birol Öztürk'ün kaleminden çıkan bu eser bir biyografiden ziyade; Yılmaz Güney'in onda uyandırdığı hisler anlatılmıştır. Kitabı okuduğunda sonu gelsin istemeyecek, hep bir şeyler anlatılacakmış hissi uyanacaktır.. Bunun sebebi Yılmaz Güney'in hayatını, yaşadıklarını, geriye bıraktıklarını okuduğunuzda sanki bir film izliyor hissine kapılmanızdandır.. Sonu gelsin hiç istemedim...

Yılmaz Güney, hayatı boyunca hep üretti; filmler çekti, senaryolar, kitaplar yazdı, makaleler, öyküler, denemeler kaleme aldı.. Henüz lise öğrencisiyken yazdığı bir hikâye yüzünden yargılandı, hüküm yedi, hapis yattı, sürgüne gitti... Kendisi de "Ben hayatımda 25 tane ceza evinde yaşadım" demiştir. Yani diyeceğim o ki, epey bir iz bıraktı şu koca dünyada..

Yılmaz Güney!
Bir sanat adamı...Bir bükülmez bilek...Bir eğilmez baş...En güzel çirkin... En avam kral...
114 filmde oyuncu
26 filmde yönetmen
15 filmde yapınca
64 filmin senaristi
1 filmin yazarı
1 filmin kurgucusu

Bu kitap okuduğunuzda Yılmaz Güney hakkında bir kitap okumuş olursunuz. Peki bir de Yılmaz Güney kitabı okumaya ne dersiniz? Bu kitaptan da zevk alacağınıza inanıyorum ama Yılmaz Güney'in kalemini çok seveceğinize eminim. Dupduru bir su gibi, şırıl şırıl akan bir dere gibidir Yılmaz Güney'in dili... Bence ilk fırsatta bir Yılmaz Güney kitap alıp oku, peşinden de aç bir Yılmaz Güney filmi, mesela Duvar, bu kitabı da yatır dizine filmi seyret!
254 syf.
·6 günde
Kitabı çok bilgilendirici buldum. Yazar sohbet havasında yazdığı için kitabı okurken hiç sıkılmadım. Yazarın detaylı araştırmasına ve kitapta bolca görsele yer vermesini çok beğendim. Önemi bulduğum ve ilgimi çeken birkaç alıntıyı paylaşmak istedim. Hani "kelimeler kifayetsiz kalır" denir ya, işte! Ahmed Arif'in hayatı da böyleymiş. O yüzden ben susayım, alıntılar konuşsun istiyorum. :)

“ Asıl adım Ahmed Önal. Ahmed Arif olarak bilinirim. Yaşamım boyunca hakkı aradım; ezilen ve güçsüzün yanında durdum. Memleketlilerim sömürülmesin, memleketlilerim kullanılmasın, memleketlerim ölmesin diye konuştum. Eşitlik için yazdım, eşitlik için söyledim, eşitlik için dayak yedim, eşitlik için sövdüm. O günleri görmeyeceğimi bilsem de, birilerine o günleri göstermek için öldüm. ” (syf. 169)

“ ‘ …Sanatçılar özel bir tasnifle ikiye ayrılır: 1. Yazdıkları dergi vs’den şereflenenler. 2.yazdıkları dergilere şeref verenler… ’ (syf. 135)

“ ‘Ay Karanlık’ adlı bu şiirindeki “Maviye/Maviye çalar gözlerin” ifadesi için bu şiir tam on yıl beklemiştir. “ (syf.60)

“ Ahmed Arif, defalarca sorgulanacağı, dövüleceği,gözaltında kan işeyene kadar işkence edilip de öldü zannıyla bir arsaya atılacağı Otuz Üç Kurşun şiirini bu ortamda ve bu hislerle yazar.
Ahmed Arif şiirlerinin, en gerçek ve su götürmez yanı hayatta direkt karşılığının olması ve yazanın da,okuyanın da, övenin de, bedel ödemiş olmasıdır.
‘Bedeli ödenen şiirlerin şairi’ ” (syf.65)

“ ‘ Kaç çocuk yaklaştı bu şekil sana? ’
‘ Ayak izinden yüzeyi aşınmış taburene kaç cellat kaç tekme attı? ’
‘ Astınız da kurtuldu mu sisteminiz? ’
‘ Bitti mi kanlı kapışmalarınız? ’
‘ Tükettiniz mi kirli komploları? ’
‘ Vatan sağ oldu mu? ’
‘ Davanız mübarek oldu mu? ’
Türkiye’de idam cezası 2001’de kısmen ve 2004’te tamamen kaldırılmıştır. ” (syf. 121)

“ Hapislik elbette çok şey kaybettirir insana ama çok şey de katar, iradesi güçlü, yaşama umudu hep dipdiri olana. Ahmed Arif de, sırf, avukatlara muhtaç olmamak ve onların insafına kalıp da, belirsizlikler içinde beklememek adına Türk Ceza Hukuku’nu da hatırı sayılır düzeyde öğrenmiştir. Ama işin bir de şu yanı vardı; ceza hukukunu öğrenince hakkındaki hangi suçlamaya ne şekilde ve neden itiraz etmesi gerektiğini de kavramıştı. Kendisine isnat edilen suçlara karşı yasal süreler içinde ve gerektiği biçimde itiraz etmezse bu suçlamaları kabul etmiş de olacaktır, işte bu itirazlar ve bu itirazların değerlendirilmesi süreci özellikle sürgün süresinin uzaması gibi doğal bir sonuç ortaya çıkarmıştı. ” (syf. 124)

“ Asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak ” (syf. 247)

“ Bazı akşamlar Orhan Veli’yle fayton gezintileri yaptığı Orhan Veli’ye kendisinin ve Orhan Veli’ye ait şiirleri okuduğunu yine Ahmed Arif’in anlatılarından biliyoruz. Cahit Sıtkı Tarancı’ya da şiirlerini okurdu ve Tarancı bu şiirleri severek,defalarca dinlerdi. ” (syf.63)

“ Cahit Kulebi’nin Pembe Mantolu Kız şiirini okurken ‘sarhoş olurum’ diyordu ve ‘ Ben Nazım’ın sarhoşuyum. Ezbere canımı veririm’ diyordu. Cemal Süreyya, onun için yarı parçasıydı.
Mercimek çorbasını seviyordu en çok da. Ve karanfıi kokuyordu bir ara günde dört pakete çıkardığı Bafra cigarası. …
Emile Zola, Dostoyevski ve Tolstoy için ‘doyamadığım yazarlar’ diyordu. Gün gelip de, Tolstoy’un torununa soyadının geçeceğini bilseydi aklı çıkardı. Beethoven 9.senfoni de en sevdiklerinden, özel ilgi gösterdiklerindendir. ” (syf.236)

“ Filinta,Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olup heykeltıraşlık yapmaktadır.
Filinta, eğitimini sürdürmek, geliştirmek için sık sık yurtdışına çıkıyordur ve o yurt dışı günlerinde eşi Natalie ile tanışır. Ünlü Ruz yazar Tolstoy, Natalia’nın en büyük dedesidir. Bu evlilik bizim medyamızda da bir ara ses getirmiştir.” (syf. 145)

“ ‘ …Zaten yaptığım ne ki? Kimsenin karnında açlığı,ayağında yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye ömrümüzden bir parça verdik. Hepsi bu… ’ ” (syf. 254)
235 syf.
·Puan vermedi
Yarin yanağından gayri herşeyi bölüşelim.
Yağmur çiseliyor, serezin esnaf çarşısında, bir bakırcı dükkanın karşısında
Bedrettinim bir ağaça aslıdır....
...Nazım Hikmet....

Yazarın biyografisi

Adı:
Birol Öztürk
Unvan:
Yazar
Doğum:
1972
Karadenizli yazar 1972’de doğdu...

Çocukluğu Karadeniz’in yüksek bir dağ köyünde geçen yazarın birçok romanında ve öyküsünde bu dağ köyünün izleri görülür.

Özellikle biyografi ve biyografik roman türlerinde eserler veren Birol Öztürk bu alanda çalışmalarına devam etmektedir.

Deniz ile evli olan yazarın Dağ adında bir oğlu vardır.

Yazar istatistikleri

  • 47 okur beğendi.
  • 1.047 okur okudu.
  • 45 okur okuyor.
  • 585 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.