Peki devrimci, eylemci, kavga adamı Nâzım’dan mı başlanmalı, salt bu yanından mı girmeli söze ? 1921 yılında, Batum’da Fransa Otelin’de ömrünü değiştirecek yolculuğun başlangıcında; “Karar ver oğlum, karar ver diyordum, kendi kendime…Karar verildi. Ölmek var dönmek yok. Duur, acele etme oğlum.Koyalım soruları da şu masanın üstüne, Anadolu’nun yanı başına.Neyini verebilirsin? Her şeyimi. Hürriyetini? Evet! Hapishanelerde kaç yıl yatarsın bu uğurda?Gerekirse Ömrüm boyunca. İyi, ama sen kadınları seversin. Yiyip içmeyi, temiz giyinmeyi seversin. Avrupa’yı, Asya’yı, Afrika’yı, Amerika’yı dolaşmaya can atıyorsun.Anadoluyu Batum’daki rokoko masanın üstünde bırakıp da(…) Ankara’ya döndün mü bel altı yıla kalmaz mebus olursun, bakan olursun, kadın, yemek, içmek, sanat, dünya… Bırak! Hapishanelerde gerekirse Ömrüm boyunca yatabilirim. Asılmak da var, öldürmek de (…)Öldürülmekten korkuyor musun diye sordum. (…)Önce korktuğumu anladım, sonra korkmadığımı.Sonra sakatlığa,topallığa,sağırla razı mısın bu uğurda diye sordum. Verem milletine, yürek hastalığına, Körlüğe? (…) razıyım körlüğe de.Ne kitaplardan, ne ağız propagandasıyla, ne de sosyal durumun yüzünden geldim geldiğim yere. Beni geldiğim yere Anadolu getirdi” diye yapılan o büyük hesaplaşmadan yıllarca sonra: “ Yeniden mihenge vurdum inandığım şeyleri/ çoğu katıksız çıktı çok şükür”; Elimde olsaydı bu yolculuğa/ başlayıp başlamamak/ başlardım yine” diyebilen, lekesiz, katışıksız devrimci Nâzım’dan mı söz etmeli?