YENZA

YENZA
@yenzaa
10 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
Bölüm II - Sürgün
Böcüzâde yarım asırlık siyasi hayatında 40 vali, 15 muhasebeci, 10 jandarma kumandanı ve 60 kaymakam tanıdığını; bunlardan 8-10 tanesi dışında hiçbirinin okuma yazması olmadığını da aktarmış, Cumhuriyet Dönemi'ne geçildiğinde ise işlerin değiştiğini açıkça fark ettiğini belirtmişti.
Sayfa 27 - Böcüzâde Süleyman Sami; Osmanlı'nın gerileme dönemindeki liyakatsizlik hakkında
Atatürk
Reklam
Bölüm II - Sürgün
O dönemde (Osmanlı'nın gerileme döneminde), sahte şeyh ve hocaların toplum üzerindeki etkisi büyüktü. Toplum yeterli dini eğitim alamadığı için bu tip sözde şeyhlerin söylediği her şeyi din sanıyor ve karşı çıkmıyordu. Bu durumun farkında olan din tüccarları, halkın dini duygularını istismar ederek çıkar sağlamak için türlü hurafeler uyduruyordu. Ülkenin geri kalmasının en önemli nedenlerinden biri işte bu din tüccarlarıydı. Böcüzâde'nin anlattıklarına göre; Abdülaziz döneminde ıslahat yapılması gündeme geldiğinde hoca kılıklıların baskısı baş göstermiş, bu kimseler din kitabından başka fen ve sanat kitapları okumanın ve Avrupa usullerine uymanın kâfirlik olduğunu öne sürmüştü. Böcüzâde'ye göre bu kimseler namaz, oruç, zekat ve hacdan başka şeye önem vermiyordu. Öte yandan ekonomi de bitik durumdaydı. Avrupalılar kapitülasyonlar sayesinde en yakın limanlardan Anadolu içlerine kadar yayılıp ucuz mal satmaya başlamış, yerli sanatlar ve el işleri eski canlılığını kaybedip mahvolmaya yüz tutmuştu. Abdülhamid döneminde ekonomi o kadar kötü duruma düşmüştü ki halk bir şey demeye de bir hak istemeye de cüret edemez olmuştu. Hükümet ne isterse, sormaksızın vermek zorunda kalıyordu. Böcüzâde o günleri, "Halk, çoluk çocuk aç kalsa da ölmeyecek kadar bir ekmek parası bulmaya çalışıyordu," diyerek anlatıyordu. O dönemde Osmanlı vapurları İstanbul'dan İzmir'e, İzmir'den İstanbul'a dört günde gidiyordu. Böcüzâde, son derece çürük ve pis olup kötü idare edilen bu vapurlara bindiğini aktarıyor ve içinde bulunulan dönemi "Türk kazanır, Arap yer!" sözleriyle ifade ediyordu.
Sayfa 23 - Böcüzâde Süleyman Sami
Atatürk
Bölüm I - Yarının Adamı
İnsanı hayata bazen kendisi hazırlar. Bazen insanı hayata ailesi ve çevresi hazırlar. Bazen de bizzat hayat, insanı hayata hazırlar. Yaşattıklarıyla, badireleriyle, krizleriyle ve en zorlu anlarıyla insanı pişirir. Mustafa Kemal, çocukluğu esnasında yaşadıkları nedeniyle ailesi tarafından hayata eksiksiz şekilde hazırlanma imkânı bulamadı. Bunda babasını erken yaşta kaybetmesinin etkisi çok büyüktü. *** Fakat şunu hiç unutmamak gerekir: Hayat insana ne yaşatırsa yaşatsın, tüm yaşananlar insanların algıladığı ve ders çıkarabildiği kadardır. Mustafa Kemal'i farklı yapan şey, düşünmeyi çok erken yaşta öğrenmiş olmasıdır.
Sayfa 13
Atatürk
"Bu gece buradaki toplantımızı ve benim hakkımdaki derin duygularınızı Celal Bayar çok güzel ve canlı bir anlatımla bana bildirdi. Bu sırada dedi ki, 'Siz genç arkadaşlar, yorulmadan beni takibe söz vermişsiniz.' İşte ben özellikle bu sözden çok duygulandım. Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman bile durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her yaratılmış için doğal bir durumdur. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları, yorulsanız bile beni takip edeceksiniz. Ben bu akşam buraya yalnız bunu size anlatmak için gelmiş bulunuyorum. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği amaca, bizim yüksek idealimize, durmadan, yorulmadan yürüyecektir."
Sayfa 10 - Mustafa Kemal'den Ankara Halkevi'nde sohbet ettiği gençlere;
Atatürk
Önsöz
...o çok ünlü, "Muasır medeniyetler seviyesine çıkmak" sözü... Nasıl da gururla herkesin dilindedir. Fakat Mustafa Kemal'in böyle bir sözü yoktur. Sözün aslı, "Milli kültürü muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak" şeklindedir. İki söze dikkatli baktığımızda, ilki yalnızca "muasır medeniyetler seviyesine çıkmayı" öngörür ve bu uğurda milli kültürün durumunu önemsemez. Fakat Mustafa Kemal'in asıl sözünde "milli kültür" terk edilmemiştir, hedef ise muasır medeniyetler seviyesinin de ötesidir. Başka bir deyişle, Batı'nın gelişmişlik seviyesinin de üzerine çıkmaktır. Bu farklılık, Mustafa Kemal'in Batı hayranı değil de medeniyet hayranı olduğunu gösteren önemli bir detaydır. Fakat her nasılsa, Mustafa Kemal'in sözü zaman içerisinde değişmiş ve kupkuru bir hale gelmiştir. Daha da ilginci, toplum Mustafa Kemal'i o kupkuru sözle benimsemiştir.
Sayfa 8
Atatürk
Reklam