• BEYAZ EV

    Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev.
    Her dağ yamacına kurduğum,
    Beliren her su kenarında,
    Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu,
    Balkonuna tırmanan sarmaşık.
    Gece, pencerelerinden sızacak ışık,
    Kışın tütecek bacası.

    Kapıyı ittiğinde çalacak bir çıngırak.
    —Duyuyorum o sesi şimdiden, berrak—
    Geçeceğim yol, çıkacağım üç basamak,
    Ellerinden sıyırıp atacağım eldiven,
    Her halin, gülüşün, kokun, bütün ruhunla sen!
    Ah, bütün bir ömür bırakmayacağım el,
    Okşayacağım saç, dinleyeceğim ses,
    Bakmakla doymayacağım yüz…
    Açık pancurlardan o gün dolacak gündüz,
    O günkü hava,
    Bir kapıyı açman, dolaşman sofada.
    Şaşıracağım: Böyle gezinen kim?
    —Evim! Evim!.. Ellerimle asacağım
    Camlarına perdelerini.
    Yatak odasında düsüneceğiz bir an
    İki kişilik karyolanın yerini…
    Yatak odamız, yemek odası, kiler
    Raflarında ellerinle yapılmış reçeller.
    Karşı karşıya oturacağımız sofra,
    Sürahide ışıldayan su,
    Yazın, rüzgâra koyacağımız testi;
    Senin yatacağın öğle uykusu…
    Sararacak bir yandan çardaktaki üzümler,
    Kâh esecek rüzgâr, kâh dinleyeceğiz yağmuru,
    Kâh karlarla bembeyaz kesilecek çimenler.
    Hep geçireceğiz içimizden:
    Hayat beraber, ölüm beraber…
    Şu göklerin altında,
    Olacağız o kadar bahtiyar
    Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,
    Beyaz evimize yerleşecekler,
    Uzun kış geceleri onlar da aramızda
    Göz göze bakışacak, mangalı eşecekler..

    Ziya Osman Saba
    1942
  • "Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi."
    Sait Faik Abasıyanık
    Sayfa 7 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Geride bıraktığım ne varsa bazen çok özlediğimi hissediyorum. Bazen herşeye bir o kadar da kırgınlık. Bazen beynimizle düşündüğümüzü yanıltan bir hisle kalbim sıkışıyor düşünürken. Bazen çok sessizleşiyor bedenim. Bazen ruhum çekiliyor bazense taşıyor. Bazen sigaraya uzanmak istiyorum yetişmiyor elim kolum. Bazen olan biteni izliyorum dışardan bir yabancı gibi hayatımda. Bazen otobüse yetişmek için koşmam gerekirken durup yolun ortasında sadece izliyorum. Bazen rakıyı şaraba katıyor ve hiç tavsiye etmiyorum. Bazen anahtarı kapının dışında unutup katilimi bekliyorum. Bazen balkon demirlerine ayaklarımı sabitleyip baş aşağı sallanıyorum. Bazen deli dediklerini duyup onlara dönerek el hareketi çekiyorum. Bazen her sabah beni bekleyen ağaçla konuşuyorum köşedeki. Bazen yeşil diye bir kelime takılıyor dilime. Bazen hiç uyumadan kaç güneşin doğuşunu görebileceğimizi test ediyorum insanlık namına. Bazen eve yol kenarından bir köpek aliyorum. Bazen de kedi. Bazen bu bazenlerde yaşamanın beni yorduğunu hissediyorum. Bazen bu paragrafın ilk cümlesi gibi herşeyi unutuyorum. Bazen bazenler bitmiyor işte. Bazen gitmek istiyorum. Öylece gitmek.
  • Sonsuz boşluklara uzanmış ama uyanık, kahkaha,neşe, hiciv,her şeyin sonu, Roma'nın ve evet Babil'in ,kenetlenmiş dişler, hatıralar, volkan sıcaklığı, Paris sokaklari,Eriha düzlükleri, tıpkı yalnızlıkta kayan sürüngen gibi,suluboya resimlerden bir galeri,deniz ve bir balıkla gözleri, senfoni, Eyfel Kulesi'nin köşesinde bir masa,opera binasinda caz, çalar saat ve kiyametin step dansı, bir ağaçla konuşma, Nil Nehri, Kansas'a giden Cadillac kupe, Dostoyevski'nin kükremesi ve kara güneş.
    Bu dünya, yaşayan birinin yüzü, ağırlığı olmayan sekil,karlar uzerinde aglamak,beyaz müzik, kainatin iki katı büyüklüğünde bir çiçek kara bulutlar ,kafese kapatılmış panterin sabit bakışı, ölümün olmadığı mekân, sıvalı kollariyla ekmek pişiren Mr.Elior,Flaubert ve Guy de Maupassant,zamansiz tefsirin sessiz kafiyesi,Finlandiya,cilali ve kaygan matematik,tıpkı dişe takılmış yeşil soğan gibi,Kudüs çıkmaz yol.
    Insanin ic sarkisi,görülmeyen ama belli belirsiz sezilen birinin sinsi fısıltısı, mısır tarlasinda fırtına, satranç, kraliçeyi susturun,kral,Karl Franz, kara Titanic,ağlayan Mr.Chaplin, Stalin, Hitler, bir yahudi kalabalığı, yarın pazartesi,sokaklarda dans yok.
    Yaşamın süratli bir anı : bitti, tekrar dünya.
  • Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi.
  • Bir an kayboldun gibi! Yaşadım kıyameti
    Yoruldun ama buldun ey kalbim emâneti

    Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
    Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

    Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
    Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından

    Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
    Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

    Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
    Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

    Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
    Kapılıp gidiyorum saçının sellerine

    Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
    Bir gülüşün içimde binlerce lâmba yakar

    Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
    Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

    Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
    Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

    Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
    Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım

    Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
    İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

    Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
    Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm