Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmaliyim mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrimlari doğurur. AŞK'in ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk . Ya tam ortasindasindir, merkezinde , ya da dışındasindir, hasretinde.
"Haram ve helalden bahsediyorsun. Öyle insanlar var ki sırf cehennem dehşeti yahut cennet rüşveti için iman ediyor. Etmesinler daha iyi! Kim kimi kandırıyor? Kıldıkları namazın bile hesabını tutuyorlar. Bizse daimi namazdayız. Sürekli huzurdayiz. Zühdi ibadeti ne yapalım? Bana kalsa bir kova su alır cehennem ateşini söndürür, cenneti de ateşe veririm ki , sırf ve saf aşk kalsın. Gerisi boş!"
Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması değildir. Bu sebepten , "ne yapalım kaderimiz böyle " deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarini verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatın hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. Bunu anlatır Yirmi Dokuzuncu Kural."
Vah ki vah buralara, Allah'la pazarlık etmeye kalkar. Yani sen şimdi her türlü art niyeti aklından geçir, onun bunun dedikodusunu yap, kuyusunu kaz; karısının kızının namusuna dil uzat; elin işte, gözün oynasta; camiden çıkar çıkmaz kıldığın namazı unut; sonra da iki koyun kesmekle, dört dua ezberlemekle her şey halloldu zannet! Boş yere abdest almakla uğraşma, eğer kalbini temizlemeyi bilmiyorsan evvela. Benim Rabbim tüccar değil ki, senin gibilerle ticaret yapsin! Benim Rabbim bakkal değil ki defterinin bir köşesinde günah hanesi, bir köşesinde sevap hanesi, toplayıp çıkarsın! Ne bir elinde terazi tartmak peşinde, ne öteki elinde kalem yazmak derdinde... Benim Rabbim bayağı hesaplardan münezzehtir. O muhteşem bir güzellik, kaynağı kesilmeyen nur, sonsuz merhamet ve rahmettir.