Bir romanın okunmasını neler zorlaştırır? Örneğin Rus edebiyatındaki gibi karakter sayısının fazla ve aralarındaki bağın oldukça karmaşık olması, karakterlerin ön ad, soy ad ve lakapların iç içe kullanılması… Romanın geçtiği yerlerdeki mahalle, sokak, şehir isimlerinin size yabancı gelmesi, o yörenin kültürüne, politikasına dair fazla fikrinizin olmaması… Ya da farklı zaman ve mekânlarda geçen diyalogların sanki tek bir konuşma anındaymış gibi iç içe geçirilmiş, kesintisiz ve çapraz şekilde verilmesi, geçmişteki olaylarla harmanlanarak sunulması, olay örgüsünün doğrusal bir çizgide anlatılmaması… Veya farklı karakterlerin farklı zaman dilimlerinde yaşadıklarının, okura hissettirilmeden yapılan geçişlerle aktarılması, hikâyede tek bir anlatıcının olmaması, polifonik bir anlatımın tercih edilmesi, karakterlerin iç dünyaları, anıları ve düşüncelerinin yoğun bir iç monolog tekniğiyle verilmesi de olabilir.
Peki bu romanda okumayı zorlaştıran nedenlerden hangisi var? Maşallah, hepsi de var. Çetrefil aşuresi mübarek. Mario Vargas Llosa’nın başyapıtı kabul edilen eser, hafızanızı labirente sokacak karmaşık yapısıyla öne çıkıyor. Yazar belki de 1950’ler Peru’sunun çürüyen düzenini, yozlaşmış atmosferini ve bireylerin bu atmosfer içindeki yalnızlığını/çaresizliğini yansıtmak için bu teknikleri bir arada kullanmış.
Romanın başlarında, üniversiteli gençlerin birbirlerine Nâzım Hikmet’ten şiirler okuduğu bir bölüm var. Bu topraklardan binlerce kilometre uzaktaki gençlerin Nâzım okumasının yalnızca edebî bir tercih olmadığını düşünüyorum. Bu okumalar, Peru’daki dönemin baskıcı düzenine karşı entelektüel bir başkaldırının işareti olarak sunulurken, aynı zamanda romanın boğucu siyasal atmosferinde edebiyatın insanlara nefes alma ve direnme alanı açtığını da hissettiriyor. Yaklaşık