Gerçek anlamda bir mücadelemiz var. Eğriyi büküp doğrultmaya çalışan parmaklarımız var ve bunu en zor ve en çetrefilli yoldan; klavyeden halı dokur gibi dokuyarak, ince ince işleyerek yapıyoruz. Ve her tuş vuruşunda, harfler iplik gibi birbirine dolanıyor; bazen kördüğüm oluyor, bazen de bir halının ortasında beliren motif gibi aniden anlam kazanıyor. Ekranda gördüğümüz sadece kelimeler değil, sabrımızın, inadımızın ve belki de inancımızın iz düşümü.
Bazen, o halının ortasına hiç planlamadığımız renkler karışıyor; öfkemizin kızılı, sevincimizin civciv sarısı, umudumuzun yeşili…
Aşağidaki alıntıda bahsettiğim etkisiz elaman olma bilinci öfkenin kızılını asla körüklemedi. Sevincin sarısına, umudun yeşiline bürünmedi. Sadece sindi, sustu ve korktu. Böylece mücadele sinmek, susmak ve korkmak üzerine kuruldu.
Halının üzerindeki motifler keşmekeş bir coğrafyanın ahuzar etmesiyle anlamsızlığa bürünen bir tuhaf yamuk oldu.
Sonra dedik ki
Coğrafya kaderdir; halı da öyle.