• Yazarın birbirinden bağımsız yedi bölüme ayırdığı yazılarından oluşan bir derleme kitabı .

    1-Türk Sinemasında Estetik

    Bu bölümde Metin Erksan ve Ertem Eğilmez’in yaşamı ve filmleri detaylı incelemeden kaçınarak anlatılmış.

    Sanat ve Felsefe alt başlığında; sanat, sanatçı, sinema sanatı tanımlamaları yapılıp ‘sanat, sanat içindir’ ‘sanat toplum içindir’ diyen iki akım karşılaştırılmıştır. Örnek olarak ise Lütfi Akad’ın Gelin-Düğün- Diyet üçlemesi ile Semih Kaplanoğlu’nun Yumurta-Süt-Bal Üçlemesi verilmiş. Bu bölümün en dikkat çekici yanı iki üçlemenin de karakter analizleri ve incelemelerinin detaylıca yapılmış olması.

    <<<Yumurta yaşamın başlangıcını simgelerken, süt, anneye bağımlılığı simgeler. Kırılan yumurtanın yerini dökülen süt alır. İlk filmde yer alan Yusuf Peygamber efsanesinin yerini Hz Muhammed’in önüne konan süt ve şaraptan, sütü seçmesi efsanesi geçer. Süt’te, Yusuf’un yolculuğuna, önüne çıkan köpekle izin vermeyen kader, Yumurta’da cinayetin önüne balıkla geçer. >>>

    2-Sinematografi

    Bölümde Yılmaz Güney’in yaşamı ve sineması anlatılarak Umut filmi özelinde Yılmaz Güney Sinematografisi incelenmiş.

    3-Film Eleştirisi ve Analizi

    Bölüm için iki film seçilmiş. Nuri Bilge Ceylan’ın İklimler filmi ve Emin Alper’in Abluka filmi.
    İklimler filminin psikanalitik çözümlemesi; filmde kadının ve erkeğin temsili, toplumsal cinsiyetin inşası bağlamında irdelenmiş.

    Bana göre kitabın en iyi bölümü: Abluka filmini kötülük olgusu çerçevesiyle incelenmesi. Öncelikle kötülük olgusunun felsefe ve edebiyatla ilişkisi üzerinde durulmuş sonra Abluka filmi kötülük bağlamında çözümlenmiştir.

    <<<Abluka, görülmeyen ama varlığını polisle belli eden bir otoriterliğin insanları nasıl baskı altına aldığını, onların psikolojilerini nasıl çökerttiğini işler. Otoritenin baskısı altında kapana kıstırılan sıradan insanlar giderek paronayaya kapılır, korkularına esir düşer. Devleti temsil eden, emniyet müdürlerinin, polislerin, belediye başkanlarının, şeflerin tutum ve davranışları kötüleştikçe insanların iç dünyalarındaki ve toplumsal yaşamdaki sarsıntı da derinleşir. >>>

    4-Görüntü Estetiği

    Latin Amerika sineması ve Latin Amerika’nın düşünsel temelleri incelenmiş. Bu bölümde yönetmen olarak Alejandro Jodorowsky seçilmiştir. Özellikle yönetmenin The Holy Mountain filminin detaylı bir çözümlemesi yapılmıştır.

    <<<İnsanlar sokaklarda idam edilirken turistler ve halk coşku içindedir. Askerlerden biri kalabalığın içinde bir kadına, kocasının yanında tecavüz eder, hiç kimse olayı yadırgamaz, engel olmaya çalışmaz. Faşizm hem ruhlara hem de bedenlere özgürce tecavüz eder. >>>

    Bölümün sonunda yer alan Sürrüalizm, Zen Budizm ve Psikanaliz, Simya, Tarot, Anarşizm, Mistisizm , Tüketim Toplumu tanımlamalarını açıkçası yersiz buldum.
    5-Dramatik Yapı Kurma Sorunsalı

    Senaryo yazımının anlatıldığı bu bölümde bir iyi bir de kötü örnek verilerek dramatik yapının nasıl kurulması gerektiği yeterli bir şekilde irdelenmiş. Seçilen filmler Jules ve Jim filmi ile Hazine Avcıları filmi. Bölümün sonuna doğru meraklıları için bir senaryo çalışma örneği verilmiş.

    6- Sinemada Ses ve Müzik Tasarımı

    Bu bölümün temelini Charlie Chaplin sineması oluşturuyor. Komedya , ironi, espri gibi kavramlar açıklandıktan sonra Chaplin’in sinemasına ve Ses-Müzik tasarımına geçiliyor.

    <<<Chaplin yalnız anlık kahkahalar yaratmaya yönelik güldürü geleneğinin dışına çıkarak komediyi ciddi düşüncelerini anlatmada bir araç olarak kullanmıştır. Çağdaş dünyanın siyasal/ekonomik/toplumsal baskı mekanizmaları altında ezilen küçük insan karakterlerini evrensel kılmıştır. >>>


    7-Sinema ve Diğer Sanatlar İlişkisi

    Diğer sanatlarla ilişkisi dense de aslında Sinema ve Resim İlişkisi üzerinde durulmuştur. Frida Kahlo’nun çalışmalarından yola çıkılarak Meksika’nın Siyasal ve Kültürel Tarihi, Mayalar, Aztekler ve mitoloji incelenmiştir.
  • Oğuz Yılmaz'ın ''Çekirge'' şarkısı dizi de kullanılınca televizyonda haberini yaptılar. Diziyi hiç izlemedim ama linkteki bölümü izlemek bile algı operasyonu olduğunu anlamaya yeter de artar. Analiz edersek;

    -Dizide Türk polisi rüşvet alan, güvenilmez olarak gösteriliyor. Dikkat ederseniz Hollywood filmlerinin tamamında Güney Amerika ülkelerinin polisi de güvenilmezdir.

    -Türkiye'den bahsediliyor ama dizi çölde geçiyor. Böylelikle Türkiye bir Ortadoğu devleti olarak gösterilmeye çalışılıyor. ( Gerçi gitgide o bataklığa gidiyoruz.)

    -En dikkat edilmesi gereken yer Abd'li ile konuşan ve onlara yardım eden adamın '' Coğrafya kaderdir, eğer bende Abd'de doğsam belki iyi olurdum.'' demesi. Böylelikle Abd hep iyi, Ortadoğu'da hep kötü algısı oturtuluyor.


    https://www.izlesene.com/...n-calmasi/10345822#_
  • Agah Özgüç tarafından kaleme alınan bu bu kitap Yılmaz Güney'in hayati ve ozellikle sinema hayatını konu alan güzel bir biyografik eser. Filmleri hakkında fikir sahibi olmak isteyen arkadaşlara tavsiye ederim. Yılmaz Güney hakkında ilginç bilgiler mevcut .Iyi okumalar...
  • Yılmaz Güney Başrolünü ve Yönetmenliğini yaptığı 1968 yapımı sansürlenen Seyithan Filmini ;

    Annesinden kahramanlık hikayelerini dinlediği Ş.Seid ve Ağrı direnişinin efsane direnişçisi SEYİTXANÊ KERR’i ilham alarak çekmiştir.

    Yılmaz Güney’in annesi Muş Varto’ludur.
  • Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili, 
    biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü. 
    Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. 
    Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... 
    Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... 
    Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. 
    Yaşamak ne güzeldir be sevgili... 
    Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... 
    Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın...