...Bu bela yurdu, tamamıyla karanlıktır; ilim, o karanlıklar içinde mücevher gibi [parlayan] bir muma benzer.
O karanlık yerde sana yol gösterecek şey, ilim mücevheridir; canına can katacak şey, ilimdir...
...Ana karnındaki çocuk gibi bir başına ol, bir başına otur.
İç âleminden bir nefes bile dışarı çıkma, ekmek lazımsa yeme, her dem kan yut.
Ana karnındaki çocuğun gıdası ancak kandır, tüm bu sevdalar ise dışardadır.
Kan yut, sabret, yiğitçe otur, bekle ve günün birinde zamanı gelince işin ve derdin hallolsun!...
(Beyitte Arapçadaki dem / kan ile Farsçadaki hün / kan arasında tanasüp olduğu gibi nefes / dem arasında da tenasüp sanatı görülmektedir. Ayrıca ana karnındaki çocuğun kan ile beslenmesine gönderme vardır.)
...Eğer zerreyi zerreliğinden çıkarırlarsa, o yine de zerre olarak kalır, parlak güneşe dönüşmez.
Kimin ilk meydana gelişi zerreden olursa aslını yitirmez, yine zerre olarak kalır.
Zerre tamamen güneşin içinde kaybolsa bile yine de sonsuza dek zerre olarak kalır...
(Tasavvuf edebiyatında zerre ile güneş ilişkisi parçanın ilk kaynağına ulaşma çabası olarak görülür. Gündüz güneş huzmeleri içindeki toz tanecikleri ve zerrelerin bu huzmeler içerisinde güneşe doğru hareket ettiklerini görürüz. Mutasavvıflar bu zerrelerin güneşe kavuşma çabasını saliklerin hakikate ulaşma çabası olarak yorumlamışlardır. Tasavvuf edebiyatında buna "güneş ve toz, güneş ve zerre teorisi" denir.)