HER KİTAP OKUNUR MU?
Bu soru, bir okurun vicdan muhasebesidir. Raflar dolusu kitap, parmak uçlarımıza kadar gelen binlerce başlık…
Ama her ses, hakikati söylemez; her cilt, zihni beslemez. Okumak, masum bir eylem değildir. Okuduğumuz her metin, farkında olsak da olmasak da dünyamıza bir tuğla koyar.
Sözün terazisi ağırdır; yanlış tartılan kelime, düşünceyi sakatlar.
Kitap seçerken neye dikkat etmeli?
Önce niyetine. Okur, neden okuduğunu bilmezse her rüzgârda savrulur. Sonra diline bakmalı: Dil, düşüncenin evidir. Kırık dökük, özensiz bir dil; dağınık bir zihnin aynasıdır.
Üslup, sadece estetik bir süs değildir; ahlâktır. Ardından derinliğe…
Metin, okuru yüzeyde gezdirip alkış toplamaya mı çalışıyor, yoksa onu sessiz bir merdivenden aşağı indirip sorularla baş başa mı bırakıyor?
Bir kitap, okurdan emek ister; ama karşılığında ufuk açıyorsa değerlidir. Kaynağına, referansına, omurgasına bakmalı. Sözü olan kitap, yük taşır; slogan değil, anlam taşır.
Her kitap okunur mu?
Hayır. Tıpkı her lokmanın yenmemesi gibi.
Zihin de bir mideye sahiptir. Rastgele doldurulan mide nasıl rahatsızlanırsa, rastgele okunan metinler de zihni yorar.
Bizi çoğaltmayan, ufkumuzu genişletmeyen, merhametimizi inceltmeyen metinler; zamanımızı çalar. Okur, seçmeyi öğrenmediği sürece tüketici kalır. Seçmek ise bir terbiyedir.
Nitelikli eser, okuru rahatlatmaz; uyandırır. Soru sordurur, itiraz ettirir, düşünceyi keskinleştirir. İnsanı, kendisiyle karşılaştırır.
Böyle metinler, okuru yalnız bırakmaz; ama avutmaz da. Sabır öğretir, derinlik kazandırır, kelimeyle mesafe aldırır.
Okur, bu metinlerle yürümeyi öğrenir: Acele etmeden, dikkatle, sorumlulukla. Çünkü nitelikli eser, okura bir dünya görüşü dayatmaz; ona bir bakış kazandırır.
Okumak biriktirmek değildir; arınmaktır. Kitap, rafı