Elimde öyle bir kitap var ki… Eyvah Eyvah …Sarsıyor, silkeliyor…
Adeta yeraltından sesleniyor: “Sesimi duyan var mı?”
Bu cümle, hepimiz için tanıdık bir yaraya dokunuyor sanki.
Bu cümle hem toplumsal bir travmayı, hem de bireyin iç dünyasındaki yalnız çığlığı hatırlatıyor.
(Yeri gelmişken, depremlerde yitirdiğimiz canları saygıyla rahmetle anıyorum.)
Evet, bu kitap da kendi içinde başka bir sarsıntı yaratıyor
Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ı, okuru sadece aklıyla değil; ruhuyla, çatışmalarıyla, bastırılmış duygularıyla yüzleştiriyor.
Benim için bu kitap, yalnızca bir adamın çöküşü değil.
Aynı zamanda Dostoyevski’nin, “İnsan mantıklı bir varlık değildir,” diyerek attığı derin bir çığlık.
Daha ilk sayfalarda bunu açıkça söylüyor:
“İnsan her zaman faydalı olanı seçmez.”
“Bazen bilerek zarar göreceği yolu seçer.”
Çünkü insan, yalnızca rasyonel aklın ürünü değil;
Tutkularla, inatla, kırgınlıklarla ve çoğu zaman kendine bile itiraf edemediği arzularla hareket eden karmaşık bir varlıktır.
Yeraltı adamı, topluma yabancılaşmış bir figürden çok, insanın bilinçaltının sembolüdür.
Kendi içindeki ikilemlerle boğuşur; anlaşılmak ister ama anlaşılmaktan da korkar.
Kendini analiz eder, ama o analiz gittikçe bir tür kendini yok etmeye dönüşür.
Dostoyevski burada insanın kendi zihnini nasıl bir hapishaneye çevirdiğini gösterir.
Yeraltından Notlar, bana göre bir roman değil, psikolojik bir yüzleşmedir.
Ve bu yüzleşme, okuru da içine çeker.
Çünkü zaman zaman hepimiz, o mantıksız, kırılgan, çelişkili yanımızla karşılaşırız.
Ve işte o anlarda bu kitap, bir hikâyeden çok bir ayna olur.