Mona Roza

Mona Roza
@ymonaroza
Puan vermedi·148 syf.··
2025 10. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2025 11:37
Efendim, bugün elimde zamansız bir kitap var. Zamansız diyorum çünkü “zaman” dediğimiz şey ölümlüler için geçici bir kavramdır. Bazı eserler vardır ki ölmez; hele de ölümsüz olan ruhun kaynağına olan arayışı anlatıyorsa… Hayat çizgisinde, olacak olanın olduğu o ince noktada arayışa çıkan insanın hikâyesini taşıyan, bazen ne aradığını bilerek bazen de bilmeyerek öğrenmenin, deneyimlemenin, düşüp kalkmanın; kaybetmenin ve bulmanın; her hâlin geçiciliğini fark ederek olgunlaşmanın yolculuğunu anlatan bir eser… Erdemli olmanın bir etiket gibi üzerimize yapışmadığı; sabit kalma çabasının “içsel yolculuk” olarak vücut bulduğu; suskunluğun “sükût altındır” felsefesine dönüştüğü; ırmağın, kalbin, ruhun ve elbette İlahi Olan’ın sesini duyup demlenmenin kitabı… İşte, Siddhartha tam da bu. Hermann Hesse, Siddhartha’da bu arayışı bize; babadan, hocadan, din adamından öğrenilen bilgilerin ötesine geçerek kendi iç sesini bulmaya çalışan bir karakter üzerinden anlatıyor. Siddhartha, başkalarından öğrendiklerinin bir noktada boş olduğunu fark eder; çünkü aradığı hakikatin dışarıda değil, kendi içinde olduğunu idrak eder. Bu içsel yolculuğu Hesse, öyle sade, öyle akıcı ve hiç yormayan bir dille, sadece 150 sayfada ustalıkla anlatıyor. Kitabının ana karakterinin olgunlaşma sürecinde yolunun kesiştiği pek çok karakter ile karşılaşacak hepsinden hisseler alacağımız muhteşem bir eser Okur hangi dine mensup olursa olsun, Mevlânâ’dan Ferîdüddin Attâr’a, Yunus Emre’den nice gönül erlerine uzanan aynı kaynaktan süzülen o nehirlerin kollarının tek bir ummanda buluştuğunu hissedeceksiniz… Henüz okumadıysanız listenize ekleyiniz efendim. Sevgiyle, dostlukla, kitapla kalın. Gönül dolusu sevgiler…
Edebiyat-Düşünce
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202446,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi
Elimde öyle bir kitap var ki… Eyvah Eyvah …Sarsıyor, silkeliyor… Adeta yeraltından sesleniyor: “Sesimi duyan var mı?” Bu cümle, hepimiz için tanıdık bir yaraya dokunuyor sanki. Bu cümle hem toplumsal bir travmayı, hem de bireyin iç dünyasındaki yalnız çığlığı hatırlatıyor. (Yeri gelmişken, depremlerde yitirdiğimiz canları saygıyla rahmetle anıyorum.) Evet, bu kitap da kendi içinde başka bir sarsıntı yaratıyor Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ı, okuru sadece aklıyla değil; ruhuyla, çatışmalarıyla, bastırılmış duygularıyla yüzleştiriyor. Benim için bu kitap, yalnızca bir adamın çöküşü değil. Aynı zamanda Dostoyevski’nin, “İnsan mantıklı bir varlık değildir,” diyerek attığı derin bir çığlık. Daha ilk sayfalarda bunu açıkça söylüyor: “İnsan her zaman faydalı olanı seçmez.” “Bazen bilerek zarar göreceği yolu seçer.” Çünkü insan, yalnızca rasyonel aklın ürünü değil; Tutkularla, inatla, kırgınlıklarla ve çoğu zaman kendine bile itiraf edemediği arzularla hareket eden karmaşık bir varlıktır. Yeraltı adamı, topluma yabancılaşmış bir figürden çok, insanın bilinçaltının sembolüdür. Kendi içindeki ikilemlerle boğuşur; anlaşılmak ister ama anlaşılmaktan da korkar. Kendini analiz eder, ama o analiz gittikçe bir tür kendini yok etmeye dönüşür. Dostoyevski burada insanın kendi zihnini nasıl bir hapishaneye çevirdiğini gösterir. Yeraltından Notlar, bana göre bir roman değil, psikolojik bir yüzleşmedir. Ve bu yüzleşme, okuru da içine çeker. Çünkü zaman zaman hepimiz, o mantıksız, kırılgan, çelişkili yanımızla karşılaşırız. Ve işte o anlarda bu kitap, bir hikâyeden çok bir ayna olur.
Edebiyat-Düşünce
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,3bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2025 5. kitabı
Merhaba sevgili dostlar, Bugün sizlerle edebiyat tarihinin en çarpıcı distopyalarından biri olan Cesur Yeni Dünya üzerine birkaç düşüncemi paylaşmak istiyorum. Aldous Huxley’nin bu eseri, sadece bir roman olmanın ötesinde, insanlık durumuna dair sarsıcı bir öngörünün kaydıdır. 1932 yılında kaleme alınmış olmasına rağmen, bugün hâlâ güncelliğini ve çarpıcılığını koruyor. Belki de bu yüzden her okunduğunda yeni bir yüzünü gösteriyor bize. Huxley’nin kurduğu dünya; ileri teknolojiyle donatılmış, bireyselliğin yok sayıldığı, duyguların bastırıldığı ve mutluluğun sistemli bir şekilde dayatıldığı bir düzendir. Bu düzende insanlar sınıflara ayrılmış, Alfa’dan Epsilon’a dek harflerle kodlanmıştır. Herkes, genetik olarak ait olduğu sınıfa uygun biçimde “üretilir”. Evet, “doğmak” fiili artık biyolojik bir mucize değil, endüstriyel bir süreçtir. Aile yoktur. Sevgi yoktur. Sadakat, bağlılık, merhamet ve hüzün… bunların tümü sistem dışıdır. Mutluluk, bir hapla (Soma) sağlanan kimyasal bir istikrardır. İnsanlar düşünmek yerine tüketir; hissetmek yerine unutur. Bu düzenin içerisinde, diğerlerinden biraz daha fazla “hisseden” bir karakter çıkar karşımıza: Bernard Marx. İçsel bir çatışmanın, sistemin dayattığı normlarla benliğin arayışı arasında gidip gelen bir yolculuğun sembolüdür Bernard. Onun aracılığıyla şu temel soruyu sorar Huxley bizlere: “Gerçekten özgür müyüz, yoksa yalnızca özgür olduğumuzu mu sanıyoruz?” Romanın belki de en etkileyici yanı, bu soruyu yalnızca Bernard üzerinden değil, okurun bizzat kendi içinden geçirmesidir. Öyle ki, Cesur Yeni Dünya sadece geleceği anlatan bir kurgu değil, günümüz toplumuna tutulmuş bir aynadır aslında. Çünkü bu dünyanın izleri artık bizim dünyamızda da belirginleşiyor: Tüketimin kutsanması, sürekli mutlu olma baskısı, duyguların
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma
Puan vermedi
Selam Arkadaşlar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın muhteşem kurgu ve anlatımıyla Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okudum. O değil de, kitap 382 sayfa ama minik puntoları ile neredeyse 600 sayfa okumuş gibi hissettiriyor. Okurken biraz gözlerimin yorulduğum doğrudur. Kitap hakkında öyle derinlemesine bir analiz yapmayacağım ama şöyle kısaca temas edeyim: Efendim, eser 1961 yılında yayımlanmış. Öyle bir roman ki, üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen hâlâ güncelliğini koruyor. Şaşırtıcı bir şekilde günümüzle örtüşen bir anlatı sunuyor. Kara mizahla örülmüş bu roman, Doğu ve Batı arasında sıkışmışlık hâlini, kavram kargaşasını, modernleşme sancılarını ve toplumsal yapının içindeki absürtlükleri ince ince işliyor. Modern hayatla eski arasında kalan bireyin düşünce dünyasını kurcalıyor. İstanbul’da yaşayanların çoğu zaman fark etmediği, ama şehre dışarıdan bakan bir gözün hemen hissedeceği o tuhaf, büyülü bir geçiş duygusu vardır: Şehrin iki kıtası, Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bir köprüyle birleşir. Tanpınar, bu hissiyatı satırlarına öyle ustaca yedirmiş ki, Hayri İrdal’ı adeta o köprüden geçiriyor. Kafasında kavramlar, hayatına giren Halit Ayarcı karakteri ile bambaşka bir yöne evrilen yaşam yolculuğu. Tüm bu karmaşayı, sembollerle örülü bir anlatımla, güçlü ve ince bir ironiyle aktarıyor. Eskiye dair bir dönem, sonrasında modern olma çabası, markalar, şekilcilik… Hâlâ günümüzde sıkça gördüğümüz hadiseleri eğlenceli, düşündürücü bir dille anlatmış. Okuması çok eğlenceli, zaman zaman da doğal akışında güldürüyor. Efendim Hayri irdal’ın bir hala hikayesi var kadın ölüyor tam defnedilecekken canlanıyor. Hikayenin bu bölümün de sesli güldüm. Fakat burada aslında şöyle bir ders var. Hala bize diyor ki; her an ölebilirsiniz. Ne hayatı ne de yapacağımız, yiyeceğiniz,
Edebiyat
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202352,9bin okunma
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2024 6. kitabı
Büyüklere Masallar: George Orwell’in Hayvan Çiftliği Bu kez, “Büyüklere Masallar” alt başlığı “Bir Peri Masalı” aslında oldukça ürkütücü bir peri masalı olan George Orwell’in Hayvan Çiftliği kitabını ele alacağım. Bu kitapla ilk tanışmam yıllar önce sevgili arkadaşımın daveti sayesinde olmuştu. Aradan zaman geçmesine rağmen, geçtiğimiz günlerde ikinci kez okudum ve kitabın etkileyiciliğini bir kez daha derinden hissettim. Efendim Kitapta hayvanlar, kendilerini yöneten insanlara başkaldırıp, “Bizi neden insanlar yönetiyor? Yönetimi ele alalım, adil bir düzen, hak, hukuk adalet ve eşitlik getirelim” diyerek bir devrim başlatıyor. Ancak güç ellerine geçtiğinde, verdikleri sözleri unutuyor, koydukları kuralları bir bir çiğniyorlar. İnsan figürlerine ne kadar benziyor değil mi? Orwell’in en çok bilinen sözlerinden biri şudur: “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.” Bu sözü alın ve nereye koyarsanız koyun, mutlaka bir yere oturacaktır. Kitabı hangi konuyla eşleştirirseniz eşleştirin, mutlaka doğrudan bir bağ kurabilirsiniz. Orwell, hayvanlar üzerinden insanlara mesaj veren, siyasi ironi içeren bir eser ortaya koymuş. Ancak çoğu insan kitabın ana fikrinden ziyade onun sosyalizm, kapitalizm ya da başka bir ideolojiye dair eleştiriler içerip içermediğini tartışıyor. Oysa bana göre bunların hepsi birer alt başlık. Asıl mesele insan ve insan doğasıdır. Hangi coğrafyada, hangi çağda olursanız olun, mesele insansa durum değişmiyor. İnsan bencildir. Eğer insana ahlaki ve hukuki sınırlar koymazsanız, haddini aşar. Güç eline geçtiğinde adalet, eşitlik ve hakça düzen gibi kavramlar yalnızca birer söylem olarak kalır. “Biz başa geçince çok daha iyisi olacak, hepimiz birlikte güçlü olacağız” gibi vaatler maalesef çoğu zaman sadece güzel sözler
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,1bin okunma
Reklam