• Zaman yok edicidir, insansa aptal.
  • Yeryüzündesin. Bunun bir tedavisi yok.
  • Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar
    Sen yalnızlığıma varır varmaz
    Az sonra yağmuru durduracaklar
    Rüzgarı değiştirdim
    Ustura ağzı poyraz
    Yok canım yıldızları unutmadık
    Mutlaka yerlerinde bulunacaklar
    Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
    Sütlü çıplaklığını örtecek kadar
    Senin için olduğu asla bilinmeyecek
    Yapraklarını birden dökecek dutlar
    Şafak sökerken sekiz on kadar şimsek

    [ reklamı gizle ]
    Balkonda işlemeli müstesna bulutlar
    Ayak bastığın an şehir de değişebilir
    Yoksa Moskova'mı
    Belki Berlin belki Dakar
    Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir
    Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar
    Nerede ne zaman kaç kere yaşadık
    Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
    Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
    Dudaklarımızda birbirimizden mısralar.
  • Seni rahat bırakayım! Bütün bunlar çok iyi de, peki ben kendimi nasıl rahat bırakabilirim? Bizim rahat bırakılmaya ihtiyacımız yok. Ara sıra bir şeylerden gerçekten rahatsız olmamız gerekiyor. Ne zamandan beri gerçekten böyle rahatsız oldun? Önemli bir şeyler hakkında, gerçek birşeyler hakkında.
  • "Kimsenin kimseye ayıracak vakti yok artık."
    Ray Bradbury
    Sayfa 44 - İthaki Yayınları
  • 168 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Cioran’ın yaşama karşı tavrı, kötümserliği, nefreti ve hatta isyanı hakkında büsbütün haksız olduğunu söylemek zor. Fakat nefret ettiği, isyan ettiği şeyleri çözme derdi taşımıyor. Cioran’ın sözleri tıpkı Sartre ve Camus gibi insanın şiddetli manevi ihtiyacından doğmaktadır. Cioran inanmadığı halde Tanrı ile kavga halindedir. Çürümenin Kitabın’da yazarın öfkesi, kötümserliği, inanmadığına ve elçilerine karşı, yani hiçe karşı başkaldırının altında baştan sona gizli olan kaygıyı görüyoruz. Çürümenin Kitabı’nda “Böyle bir varlık gerçekten olsaydı…” diye başlayan cümlelere ek olarak bir röportajında söylediği, “Benim durumumda, inkârın cazibesi geri kalan her şeyin yerini alıyor. İnkâr daha ağır basıyor.”* türü cümleler ile isyanını, öfkesini açıklıyor ve inkâr ettiği birini suçluyor.

    Cioran’a göre bu hayattan başka bir hayat yoktur. Yüce bir hayatın olmadığını söyleyen birinin, insanın aşkın oluşunu bir tarafa bırakıp, insanın bu dünyaya denk oluşunu düşündüğü halde neredeyse her eserinde inlemesi çelişkili bir durumdur. İnsanın bu âlemde varlık sancısı çekmesinin nedeni insanın aşkın oluşudur, bu âleme denk olmayışıdır. Bu âleme layık olduğunu düşünen birinin iyimser olması gerekir. Kaygısının, çırpınışlarının, kötümserliğinin ve isyanının olmaması gerekir. Fakat görünen o ki inanç ve inkar arasında gidip gelmekten kafası karışan Cioran eserlerinde bulunan gurbet iniltisinin farkına varamamış olacak ki inkarı seçmiştir. Bu âlemden daha yüce bir âlem olduğunu ve insanın bu dünyaya denk olmadığını hissettiğinden dolayı bu duyguları yaşamış ve saldırgan bir tavır takınmıştır. Fakat Cioran’ın yaptığı, mahpus hissettiği evin dışında bir yaşam olmadığını düşündüğü için pencereyi asla açmamak ve evin içerisinde bulunan eşyaya şikayet etmekten başka bir şey değildir. Bu bakımdan Cioran’ın pesimist tavırları ve isyanı havada kalmaktadır.


    Çürümenin Kitabı’nı anlatım ve dil bakımından daha iyi tarif edemeyeceğimi düşündüğümden tamamen katıldığım bir alıntı ile fikrimi beyan etmeye çalışacağım;

    “Aforizmacılık. Cioran’ın sosyal medya çağına yetişememesi doğrusu çok acı. Büyük, fiyakalı, edebî lakırdılar etmekte pek mahir olduğu apaçık ortada. Yazacağı twitter iletileri pek çok sosyal medya tiplemesi –belki de bir gün Simmel sosyal tipi olacaklar- tarafından retweet edilebilirdi. Cioran’ın takdire şayan tek yönünün belagat olduğunu söyleyebilirdim. Fakat bu tür bir belagatın düşünceyi itibarsızlaştırdığını söylemek daha uygun. Düşünceyi dünyadan ayırarak zaten temelde itibarsızlaştıran Cioran’ın, bunu biçimsel olarak da yapmasında bir çelişki yok” **



    Dilerseniz, “Çürümenin Kitabı’nı Sevmemek İçin 5 Neden” adlı incelemeyi de linkten okuyabilirsiniz. ***


    * https://www.youtube.com/...Z6c6RVFzg&t=337s

    ** Cemil Üzen http://www.arkakapak.com/tag/cemil-uzen/

    ***http://www.arkakapak.com/...vmemek-icin-5-neden/
  • FİNLANDİYA ÖĞRETMEN EĞİTİM SİSTEMİ

    Son zamanlarda Finlandiya eğitim sisteminin ne kadar iyi olduğu ne kadar özgür düşünen, başarılı, öğrenciler yetiştirdiği konuşuluyor. Ancak bu noktada Finlandiya’daki öğretmenler pek az ele alınmakta.

    Finlandiya’daki eğitim fakültelerinde tıp eğitimine denk bir eğitim veriliyor. Bir öğretmen asgari 5-6 yıl eğitim alıyor. Bu durum “Öğretimin bizim için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi, en az insan hayatı kadar değerli”şeklinde açıklanıyor.Öğretmenler kendilerini asla yeterli bulmuyor ve sürekli olarak yenilikleri gelişmeleri takip ediyorlar. 2001 değerlendirmesine göre dünyadaki en iyi öğretmenler sıralamasında birinci olsalar da “ biz yeterince iyi değiliz, bu halde bile en iyi bizsek kötüleri düşünmek dahi istemiyoruz” diyecek kadar da tevazu sahibiler.Finlandiya eğitim fakültelerinin birinci önceliği “özerk öğretmenler” yetiştirmek. Çünkü Finlandiya’da bir müfredat yok öğretmenler kendi sınıflarının durumuna göre çok geniş bir yetki alanına sahip ve istediği müfredatı uygulayabiliyorlar.Finlandiya’da öğretmenlerin üzerinde müfettiş, denetleme gibi baskı unsurları yok. Finlandiya’daki öğretmenler son derece özgür, devlet verdiği eğitime o kadar güveniyor ki! Öğretmenleri haricen bir de denetlemeye tabi tutmuyor. Kendi kararlarını kendi veren öğretmeler aynı zamanda kendi otokontrol mekanizmasına da sahip oluyorlar.Devletin kontrol etmemesi öğretmenleri rahatlığa itiyor mu? Kesinlikle hayır öyle üst düzey seçme ve eğitim sürecinden geçiyorlar ki! Öğretmenler bu özgürlüklerini araştırma temelli eğitim için kullanıyorlar.Öğretmenlere ülkenin her köşesine medeniyet taşıyan kişi gözüyle bakılıyor. 70’lerde ve 80’lerde sıkı bir devlet kontrolü sıkı sıkıya bağlı olunması gereken bir müfredat varken bunun yanlışlığını görüp 90’lardan itibaren Finlandiya tamamen öğretmenlerin son derece yüksek standartlarda eğitilmesi gerektiğine hükmediyor. Devlet kontrolü tamamen kalkıyor, öğrencilerin durumunda eğitimlerinden müfredattan tamamen okulların sorumlu olması gerektiğine karar veriyorlar ve bu başarıyı getiriyor. Merkezi bir yönetimin getirdiği bölgesel sıkıntılar, sorumluluk o bölgenin öğretmenine verilerek aşılıyor. Bu sayede her öğrencinin içinde bulunduğu koşullardan bağımsız olarak eşit bir eğitim görmesi sağlanıyor.Finli öğretmenleri bu derece başarılı yapan şey kesinlikle çok akıllı olmaları değildir. Çünkü eğitim fakülteleri öğrencilerini zekâlarına göre seçmiyor. Bizdekine benzer bir sınav sonucunda yüksek puan alanları okula kabul etmiyor. Öğretmen olacak kişiler birçok aşamadan geçtikten sonra fakülteye kabul ediliyor ki, bunların arasında zekadan önce gelen iyi ilişkiler kurabilme, empati yapabilme, çocukların düzeyine inebilme, araştırmacı bir kişiliğe sahip olabilme gibi kriterler daha ön planda. Yani son derece parlak zeki ve yaratıcı bir birey olabilirsiniz ama bunlar Finlandiya’da öğretmen okullarında öğretmen olabilmeniz için yeterli değil. Öğretmen olmak için üniversiteye başvuran her 10 kişiden sadece 1’i bu hakkı elde edebiliyor.Öğretmenlerin staj aşaması bildiğimizden çok farklı, staj sadece yapılmış olması için yapılan bir şey değil. Yâda sınıfta oturup ders izlemek veya bir defa ders anlatmak değil. Öğretmen adayları sürekli öğrencilerle bir araya geliyor ve onlarla nasıl bir eğitim verilmesi gerektiği üzerine konuşuyorlar. Bu öğrenciler sürekli değişiyor ve öğretmen adayları tüm günlerini okullarda geçiriyor.Öğretmenlerin hepsi Master derecesine sahip. Eğitimlerinin son yıllarında öğretmenler vakitlerinin yarısını okulda harcarken diğer yarısını da genellikle pedagojik eğitim üzerine Master çalışmaları için harcıyorlar. Her biri en az bir yabancı dil bilen öğretmenler pedagoji üzerine de Master eğitimi alıyorlar.Öğretmenler uluslararası arenada alınan dereceleri nihai bir amaç olarak değil, aldıkları eğitimin bir yan ürünü olarak görüyor. Haliyle amaçlarına ulaşmış olarak görmüyorlar kendilerini. Onların varmak istediği ulusal hedefleri eğitimli, verimli bir nesil yaratma tutkuları ve amaçları var. Haliyle bu amaç doğrultusunda ilerlemek onları ziyadesiyle başarılı kılıyor.

    Sonuç olarak; Finlandiya öğretmen eğitim istemi, Tamamen bağımsız, sorumluluk sahibi, öğretmeye ve öğrenmeye aç, kendi kontrolünü kendi yapan ve hazırladığı müfredat ile araştırmacı, düşünen bireyler yetiştirmeye yönelik çalışan öğretmenler yetiştirmek için işliyor.

    Enver Paşa Özdemir

    Referanslar: Beyaz Zambaklar Ülkesinde: Grigory Petrov