Şinka, Ermiş'i inceledi.
 13 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitaba dair çok fazla inceleme var. Biliyorum ama ben de bir şeyler söylemek istiyorum :)

 Cibran eserini tam 4 yıl elinde tutmuş ve
"Emin olmak istedim, içindeki her sözcüğün kendimden verebileceğim en iyi sözcük olduğundan emin olmak istedim." diyor. Kitaptaki El Mustafa'ya ise " Kısaydı aranızdaki günlerim, konuştuğum sözler daha da kısaydı." diye söyletiyor. Evet, sözleri kısacıktı; peki ya söyledikleri, hissettirdikleri?..

Evrene dair tüm paragraflar sanki eritilmiş, haddeden süzülmüş  ve birer kelimelik damlalar halinde 54 sayfaya damlatılmış gibiydi. Rehberimiz olup aklımızın ucuna oturtuyor bizleri; ordan baktırıyor zihnimize.  Kavradığımızı sandığımız değerlerimize, benliğimize ve yaşamaya dair her ne varsa defalarca düşündürüyor, düşündürüyor, düşündürüyor...
 Yazar resimlerde çizmiş bu eseri için ama ben pek yorumlayamadım resimlerini, o da benim acizliğim.

Kitap, El Mustafa'nın kendisini doğduğu  adaya götürecek geminin gelmesiyle birlikte Orphalese halkının, ondan, gitmeden hakikatinden vermesini istemesiyle başlıyor. Ve söylenen hakikatler ile son buluyor. Hayata dair ne varsa soruyorlar sırasıyla: rahipler, yargıçlar, zengin bir adam, bebeğini göğsüne bastıran anne, çiftçi ve diğerleri.  O da hakikatinden mahrum bırakmıyor kimseyi.

El Mitra, El Mustafa'yı şöyle selamlıyordu:
 "Ey Tanrı'nın peygamberi, ey en yüce olanın talibi." Bu sözden onu peygamber olarak gördüklerini söyleyebiliriz.
Yazarın bir açıklanmasında ise bir tarafimda hz. İsa öbür tarafımda hz. Muhammed dediğine bakarsak iki peygamberden birini kastetmiş olabilir.
Karakterin isminin Mustafa olması, peygamberimizin olma ihtimalini arttırıyor. Ama
 "Aşk hem taç olur başınıza hem çarmıha gerer sizi."
hakikati ise direkt akla hz. İsa'yı getiriyor.  Genellikle de bu iki peygamberden birini kastettiği söylenmiş zaten.
Ancak El Mustafa'nın yolculuğa çıkmadan önce halkın istekleri ve söylediği hakikatler bana Zerdüşt'ü hatırlattı. Zerdüşt de kendi dininde bir peygamber ve halkına veda konuşması yaparak her konuda fikirlerini söylüyor ve sonra dağa çıkıyor. Bu iki benzerlik dikkatimi çekti. Mitra, Zerdüştlük dinine göre ahit, anlaşmadan sorumlu ilahi varlık olarak geçiyor. Kitapta da ilahi varlık diye bahsediyordu.
Belki de ben zorlayarak benzerlik kurmaya çalışıyorumdur, bilmiyorum.
Zevkle okudum ve ısrarla tavsiye ediyorum. Az sayfalı ama özü dopdolu bir kitap.  Birkaç alıntı yazıyorum ki benim söylemeye çalıştıklarımdan çok daha fazlasını söylesinler...
〰️
Çocuklara dair;
" Onlar gibi olmaya çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın. Çünkü geri geri gitmez yaşam, dün ile oyalanmaz."
〰️
Çalışmak üzerine;
"Ve aşk ile çalışınca kendinizi nefsinize  ve birbirinize ve Tanrı'ya bağlarsınız.

Peki aşk ile çalışmak nedir?
Kumaşı yüreğinizden çekilmiş ipliklerle dokumaktır, sevgiliniz giyecekmişcesine."
〰️
Zaman üzerine;
"Ve bilir ki, dün, bugünün anısından ve yarın, bugünün düşünden başka bir şey değildir. " (syf.34)
〰️
 evlilik; " Birbirinizi sevin fakat aşkı pranga eylemeyin:
bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk...

Ve birlikte  durun ama yapışmayın birbirinize: Çünkü ayrı durur tapınağın sütunları
 Ve birbirinin gölgesinde büyüyemez meşeyle servi." (Syf.8)
〰️
Konuşmaya dair;
"Ve konuştuklarınızın çoğunda, düşünce yarı yarıya katledilir.
Çünkü enginlerin kuşudur düşünce, kelimelerin kafesinde kanatlarını açsa da uçamaz." (Syf.33 )
〰️
Yokluk üzerine;
"Yokluk korkusu yokluğun bizzat kendisi değil midir?
Kuyunuz suyla doluyken susuz kalmaktan korkmak asıl giderilemez susuzluk değil midir?" (Syf. 10)

Kitapla ve en önemlisi sevgiyle kalın...

Sümeyye K., bir alıntı ekledi.
15 saat önce

Yokluk her yandaydı; aşağı yukarı, sağ sol, her yerde! Sersemlemiş ve acılı...

Çöle İniş, Ali Şeriati (Sayfa 69)Çöle İniş, Ali Şeriati (Sayfa 69)
Mavi Kelebek, bir alıntı ekledi.
20 saat önce

Türk İstiklâl Harbi yokluk, imkânsızlık ve her türlü sıkıntıya rağmen milleti esaretin sınırından kurtaran topyekûn verilmiş bir mücadeledir.

90. Yılında Milli Mücadele, Kolektif90. Yılında Milli Mücadele, Kolektif

Aşk yokluktur,yokluk ise Heidegger’n bahsettiğinden daha derin anlamı olan bir varlıktır.Yok olunmadan var olunmaz. Var olan yokluğun tâ kendisidr.Eskiler boşuna söylememş,var olmak,yok olmakta sakldr

_RACON_

100 yıl önce yoktuk bu hayatta, 100 yıl sonra da haddi aşanlarımız olmazsa olmayacağız. Bu iki yokluk arasında görüntüden ibaret olan varlıklarımızla bir iz bırakabildik mi bu hayata? Olmayan varlıklarımızın bedeli hissetmektir! Öyle ise hissettiğim her şeyden sorumlu tutuyorum kendimi.

@ramitenli_ali

Evdeki işi ak pirincin içerisindeki ak taşları ayıklamaktır.

Çayı şekersiz içer. Tek şeker çayı bozar, üç şeker sütlaç yapar kanaatindedir. Bardağın üzerinde çay tortularının dönüşünü izlemek Sevgilisi'nin sünnetidir.

Miktarı önemli değil, cebinde kalan son parasını vermek sadakasıdır.

Sırat köprüsünün inceliğinden, uzunluğundan, keskinliğinden değilde yüksekliğinden korkar. Bunu da tevazuya yorar.

Peygamberde olsa Musa'nın değil Hızır'ın tarafındadır. O'nunla o yol yürünmelidir, yürüyemiyorsa narkozla sürünmelidir. Bilir Musa'da o taraftadır. Tecellisi de olsa Leyla' nın değil - ahh leyla - Mecnun'un tarafındadır. Çünkü kaderi mutlakta olsa terk edenleri sevmez, bu da mutlak bir kader der. Ne kadar kızarsa kızsın Leyla'ya, aşkı sadık Mecnun hatrına söylenmez Leyla'ya.

"Sevdiği kadar sevilmeyeceğine" inanır. Yüzde hudutsuz sever. Bu yüzden fazla bir karşılık beklemez. Sevmekten usanmaz. Bunu söylemekten utanmaz. Karşılık bulamazsa ufalmaz.

Kahve sevmez, 40 dakika da olsa kimse de hatırı kalsın istemez.

Öfkenizden "git" diyen sesinizi duymaz da "kal" diyen gönlünüzü duyar merak etmeyin. Bunu istismar edeni ise pataklar. Sonra onu gönlüne alır bir güzel aklar. Dayanamazsa oturur ağlar.

Gözünden düşen gönlüne düşer.

Ateş anaforlarında en fazla bir bahar kalıp, Ebu Bekir'in (ra) duasını yapıp çıkacağını düşünür.

Kelimelerin kalıbına değil kasıt ve mânalarına itibar eder.

Sezai Karakoç okur. İncir sever.

İnançtan beslenir. Amelsiz itikada itibar etmez, imansız ameli ise boş görür. Amelsiz inancın az da olsa kurtarma ihtimali olduğu halde imansız amelin kurtuluş olmayacağını
düşünerek herkesi ilk önce hakkıyla inanmaya davet eder.

Pusuda bekleyen gönül istilacılarına pusu atar, siper alır, onları kalplerinden vurur.

Asansör kullanmaz. 3 merdiven de olsa çıktığı yere tırnaklarıyla iz bırakmayı yeğler.

Eline vurmayın, ekmeği yoktur.

Başkenti "Garibistan" dır.

Yolda, otobüste vs gördüğü ağlayan bebeklere ninni değil şiir okur.

Bir kendine acıyarak bakar aynada bir de gökyüzünde ritimsiz uçan kuşlara.

Göz göze geldiğinizde retinanızın arkasındaki çocuğa sarılır ama sımsıkı sarılır. O çocuğu ona kaptırdığınızda sizin için artık çok geçtir.

Gülmüyorsa muhakkak ağlıyordur. Bazen gülerken de ağlar. Becerebilirseniz onun da retinasının arkasındaki çocuğa bakın.

Matematikte bölmeyi sevmez.

Çok sevdiğini onunla paylaşmak istiyorsanız 3. dünya savaşını başlatmanız gerekebilir. Topunuz gelin. Önemli değil öldükten sonra da savaşır çünkü teklik şiarıdır.

Denemesi bedava...

Bizde racon budur!

| Ömer Faruk

Varlık, yokluğun ötekileştirilmiş hali midir ?
Yoksa yokluk varlıktan mı doğar ?
Ya da dualizm mı söz konusu ?

Verta, bir alıntı ekledi.
Dün 01:33 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Artık ufuksuz bir alanda, ne sorular ne cevaplar vardır. sorular kendilerini tasarlamış olan kafaya karşı dönerler: kafa soruların kurbanı haline gelir. her şey onun hasmıdır: kendi yalnızlığı, kendi cüretkârlığı, iyi seçilemeyen mutlak, teyit edilemeyen tanrılar ve apaçık yokluk.

Çürümenin Kitabı, Emil Michel CioranÇürümenin Kitabı, Emil Michel Cioran
Kaan Çeribaş, bir alıntı ekledi.
Dün 01:07 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

“Halk sarhoştur, tembeldir, çalışmak istemez. Kabadır, açgözlüdür, kavgacıdır, öfkelidir, söz anlamaz...”
Ama hemen ardından da eklerler:
“Milletimiz ne kadar büyük olduğunu sabır ve tahammül­le göstermiştir. Aç kalır, soğuktan donar, pislik ve yokluk içinde yaşar; ama asla şikâyet etmez, bunlara katlanmasını bi­lir.”

Beyaz Zambaklar Ülkesi, Grigory Petrov (Sayfa 107)Beyaz Zambaklar Ülkesi, Grigory Petrov (Sayfa 107)
Sefer Fındık, Kuyucaklı Yusuf'u inceledi.
Dün 01:00 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kuyucaklı Yusuf bence Sabahattin Ali'nin en iyi kitabıdır. Evet Kürk Mantolu Madonna'dan daha çok etkiledi beni.

Yusuf çocuk yaşta yaşadığı korkunç olaya karşı hayata karşı dimdik duran, yaşıtlarından her zaman daha önde olan hayran kalınası bir karakter. Ama hayatta yokluk diye çok zalim bir gerçek var. Yusuf'un da en önemli sınavı yokluk oluyor.

Hala okumamış arkadaşlara tavsiyem okunacak listesinde başa alın bu eseri. Bekletilecek kitap değil.

Sefer Fındık, Eskici ve Oğulları'ı inceledi.
Dün 00:30 · Kitabı okudu · 45 günde · Beğendi · 10/10 puan

Orhan Kemal'in okuduğum ilk eseri... Çok çarpıcı bir kitap. Yokluk içinde yaşayan Eskici ve Oğulları'nın yaşam mücadelesi. Umutlar, çaresizlikler, pişmanlıklarla harmanlanmış bir dram var kitapta. Dram dedim ama kitap tebessüm ettiren bölümler de içeriyor; özellikle eskici ve esnafın atışmaları çok keyifliydi. Ana karakter eskici belki de görebileceğiniz en farklı roman karakteri.
Orhan Kemal'in bu kitaptan sonra okuduğum 3 kitabında da halkın fakir kesiminin hayatlarına, dertlerine değindiğini gördüm. Yazarların halka inmeleri, onların arasında var olmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden Orhan Kemal çok sevdiğim yazarlar arasında artık.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Okuyun, okutun.