• Bir an ölümün, bilinmeyenin, hiçin içindeyim. Giyotin yemiş gibi (mi?) Şok bitmiş. Ama ne anlatılmaz, ne hızlı bir yokoluş! Korkunç!
  • Akrep Burcu Özellikleri
    Akrep Takım Yıldızı (Astronomi)
    Akrep takımyıldızının en üstünde, üç dekanı da kapsayacak şekilde, Zodyak'ın dışında Ophiuchus-Yılancı, onun üzerinde Hercules ve Cerberus-Cehennemin Üç Başlı Köpeği yer alır.

    Bunların hepsinin altında Akrep takımyıldızı bulunur. Hercules yıldız kümesindeki en parlak yıldız, Ras el Gethi'dir.

    Mitoloji
    Tanrı Poseidon'un oğlu Orion, dev bir avcıdır. Sonunda kendisine gönlünü kaptıran Eos tarafından Delos'a götürülür. Burada Artemis'e ya da O'nun avcı kızlarından birine aşık olan Orion'un üstüne, Artemis tarafından bir akrep salınır. Akrep, Orion'u topuğundan sokarak öldürür. Artemis, akrebi bir burç, Orion'u da gökte bir yıldız haline getirir. Orion yıldızının Akrep burcundan her zaman uzaklaşması bundandır.

    Sembol
    Akrep burcunun sembolü, karanlık, gizemli ve gölgelerini göstermeyen bir varlık olan akrebin bacaklarını ve kuyruğunu gösterir. Mayalar'ın "Ölüm Tanrısı"nın burcu olarak kabul ettikleri Akrep burcu, eski çağlardan beri şeytanın uzantısı olarak düşünülür. Akrep burcu, kimi zaman bir akreple, kimi zaman bir kartal ile, kimi zaman da bir yılan ile temsil edilmiştir. Büyük ihtimalle bu burcun orijini Fırat vadisinde yaşadığı varsayılan, yarı akrep yarı insan olan bir canavardan gelmektedir. İnsan yarısı, üst bölgelere yani Dünya'ya, hayvan yarısı ise alt bölgelere yani Hades'e aitti. İlerleyen zamanlarda Kartal, bu üst bölge ile özdeşleştirilmiş ve insandaki gücü sembolize eder bir hale gelmiştir. Akrep, Kartal tarafı ile alt bölgelerin dışa vurumlarının üstesinden gelerek, insan tarafın daha güçlenmesine yardımcı olabilir.

    Yaşam
    Akrep, fiziksel dünyayı sembolize eden Boğa'nın zıt burcudur. Ölüme hazırlık yapmak üzere fiziksel dünyadan hep birlikte el ayak çekmeyi ele alır. Boğa nasıl bir yere kadar fiziksel vücuda sahip olmayı ve kendini onunla tanımlamayı sembolize ediyorsa, Akrep de, insanın ölümün getirdiği önüne geçilmez kaybını, erimesini kabul etme yeteneğini sembolize eder. Şayet fiziksel bedene verilen değer abartılmakta ve çok ileri götürülmekte ise, kişinin bunu kabul etmesi ve vücudundan uzaklaşması da zorlaşacaktır. Eğer fiziksel gerçekliğin içeriği tam olarak anlaşılırsa, bu geçişlerin de zorluğu azalacak hatta yok olabilecektir.

    İlk su burcu olan Yengeç, aile hayatı içinde kişiliğin oluşumu için gösterilen duygusal çabayı ve cevapları temsil ederken, bunun bir oktav yükseği olan Akrep'de ise, kişi artık bir ruhun yaratılışı ile ilgilenme, duygusal cevaplar verme aşamasındadır.

    Akrep ruhsal özgürleşmeyle bağlantılı olarak pek çok metodu bünyesinde taşır. Aynı zamanda, özgürleşmede, maddeden uzaklaşmada verilen çabaya karşı birer tuzak olabilecek, eş değerde tehlikeyi de bünyesinde barındırır.

    Karmik borçları ödemek için burada gereken önlemler alınmadığı takdirde, hayatın sonu oldukça zor olabilir. Dolayısıyla, birey enerjisi ne kadar az olsa da, ne kadar yapmak istemese de gerekenleri yapmak ve borçlarını ödemek zorundadır. Hayatının başında nasıl bedenini ve özünü kozmoztan aldıysa şimdi de geri vermeye hazırlıklı olmalıdır.

    Boğa, insanın kendine ait varlıklarını, sahip olduklarını, duygu ve enerjilerini gösterirken, Akrep'de, bireyin başkalarına, onların enerji ve varlıklarına bağımlı olduğunda hayatın karanlığını gösterir. Akrep özellikleri, bu bağımlılık özelliğini ve kabul edilmiş ya da edilmemiş engellenmişlik duygusunu ifade eder.

    Terazi'de birlikte, ortaklaşa bir yaşam aşamasına gelen birey, artık ortak kurallar doğrultusunda hareket etme eğilimindedir. Bu devrede egonun yokolması, Ben'in ölmesi söz konusudur. Burası bir yokoluş ve yeniden doğuş devresidir. Transformasyonlara açık olan birey geçmişten getirdiği tecrübeleri, deneyimleri yeniden entegre etmek ve yeniden oluşturmak zorundadır.

    Ortak yaşamanın getirdiği gereklilikle, Boğa'da tek başına sahip olduğu her şeyi paylaşmak zorunda olmakla birlikte ortağının, duygusal, bedensel ve maddi varlığını da paylaşmaya hak kazanmıştır.
  • Umutsuz olmamız için pek çok neden var: Bedenlerimizin kırılganlığı, aşkın kaypaklığı, toplumsal yaşamın sahtelikleri, dostluklarda verilen ödünler, kişiyi yavaş yavaş öldüren alışkanlıklar. İnsanlara musallat olan bu belalar dikkate alındığında doğal olarak şunu varsayabiliriz; Bizler hiçbir şeye, kendi yokoluş anımıza baktığımız kadar kesin gözüyle bakmayacağız.
  • 1312’de itiraf etmemiş olanlar ömür boyu hapse hüküm giymişler, itiraf edenlerse bağışlanmışlardı. Kral Filip’in istediği, bir toplu kıyım değildi. Onun istediği, yalnızca tarikatı dağıtmaktı. Serbest bırakılan şövalyeler, dört beş yıllık tutukluluktan sonra, bedence, ruhça yıkılmış, sessizce başka tarikatlara girerler, tek istedikleri unutulmaktır; bu sessiz yokoluş, tarikatın yer altında yaşamını sürdürdüğü söylencesini uzun süre besleyecektir.
  • Tasavvuftaki "fenafillah"a işaret, benliğin yanışı, yok oluşu. Tanrı'da yokoluş. Ama sonunda Tanrı'yla varoluş (Bekabillah).
  • sıradan kelimeler telaffuz edilir edilmez yokolmak
    üzere yapılmışlardır, iletişim sırasında kullanılmaktan başka
    işe yaramazlar; nesnelere tabidirler, onların adından öte bir
    şey değildirler; oysa şimdi bu kelimeler kendileri nesne olmuşlardı ve hiçbir şeye tabi değildiler; artık anlık bir iletişim
    ve tez bir yokoluş için değil, zaman için yaratılmışlardı
  • Bugün insanlık, cehennemi bir uçurumun kenarında duruyor. Başının üzerinde asılı duran yokoluş tehdidi yüzünden değil. Çünkü bu tehdit, hastalığın kendisi değil, onun belirtisidir. İnsanlığın uçurumun kenarında bulunması, hayatın normal şekilde gelişmesini sağlıklı bir biçimde ilerlemesini sağlayacak 'değerler' açısından iflas etmiş olması yüzündendir.