Yılmaz Örmeci

Yılmaz Örmeci
@yormeci
Çocuklara ve gençlere yönelik şiir, masal ve hikayeler yazıyorum. Yayınlanmış 3 kitabım var.
İnşaat Müh.
Lisans
Antalya
26 okur puanı
Kasım 2022 tarihinde katıldı
Bir Girit Efsanesi
Yemekten sonra Helena, evin verandasında oturup denize doğru dalgın dalgın bakarken derin bir nefes aldı. Sonra da Rumca bir şarkı söylemeye başladı. İzzet sonuna kadar dinlediği bu güzel ama acıklı şarkının sözlerini anlamasa da hikâyesini merak ederek sordu: “Bu şarkı oldukça acıklı bir hikâyeye benziyor.” Helena’nın gözleri geçmişe dalmış gibiydi. Sessizliği bozarak konuşmaya başladı: “Size Girit’in eski zamanlarından bir hikâye anlatmak istiyorum. Bu hikâye, her duyduğumda içimi acıtır. Bu şarkı da onlara yazılmıştır...” İzzet merakla ona döndü. “Neymiş o, kimmiş onlar? Anlat, Helena!” Helena, dudaklarında acı bir gülümsemeyle devam etti: “Yıllar önce, burada bir köyde yaşayan güzel bir Rum kızı vardı. Adı Eleni’ydi. Köyün en güzel kızıydı. Gözleri masmavi, saçları altın sarısı... İnsanların yüreğine dokunan bir gülüşü vardı. Bir gün, köyün yakınındaki bir tarlada çalışan Mehmet adında bir gençle karşılaştı. Mehmet, burada Müslüman bir aileden geliyordu. O da oldukça yakışıklıydı ve babası Osmanlı idaresinde memurdu.” “Eleni ve Mehmet mi?” diye sordu İzzet, şaşkınlıkla. “Kulağa bir masal, bir efsane gibi geliyor.” Helena hüzünle başını salladı. “Keşke masal ya da efsane olsaydı. İlk karşılaşmalarında birbirlerine âşık oldular. Her gün gizlice buluştular. Deniz kenarında yürüyüşler yaptılar, yıldızların altında birbirlerine sözler verdiler. Ama aşkları hem Eleni’nin ailesi hem de Mehmet’in ailesi tarafından öğrenildiğinde işler değişti. Aileler bu aşkı kesin bir şekilde reddettiler. Din farkı, kültür farkı… Bu farklar onların birlikte olmalarını imkânsız kılmıştı.” İzzet derin bir iç çekti. “Yazık... Peki ne yaptılar?” Helena gözyaşlarını saklamaya çalışarak devam etti: “Eleni ve Mehmet her şeye rağmen birlikte kaçmayı planladılar. Eleni’nin ailesi onu
Reklam
Berber
İstanbul Kadıköy'de bir berber var. Adı Hüseyin Usta. 73 yaşında. 50 yıldır aynı dükkanda saç kesiyor. Geçen hafta dükkana bir genç girdi. Saçını kestirirken Hüseyin Usta'ya dert yandı: "Abi, ben yazılımcıyım ama iş bulamıyorum. Yapay zeka hepsini alacak. Geleceğim yok" dedi. Hüseyin Usta hiç konuşmadı. Sadece tıraşı bitirdi. Sonra duvardaki çerçeveyi gösterdi. Çerçevede 1974 tarihli bir gazete kupürü vardı. Manşet: "Elektrikli makineler berberleri bitirecek. 10 yıl içinde tıraş evde yapılacak." Genç baktı. Sonra bir altındaki çerçeveye baktı. 1989 tarihli. Manşet: "Japon robotlar saç kesmeye başladı. Berberlik mesleği tarihe karışıyor." Bir altındakine baktı. 2001 tarihli. "İnternet çağında berbere kim gider? Evde saç kesim videoları patladı." Bir altındakine baktı. 2015 tarihli. "Saç kesim uygulamaları berber dükkânlarını kapatacak." Duvarda tam 7 tane çerçeve vardı. Her biri farklı on yıldan. Her biri berberliğin biteceğini ilan ediyordu. Hüseyin Usta ilk kez konuştu: "50 yıldır beni bitiriyorlar evlat. Ben hâlâ buradayım. Biliyor musun neden?" Genç merakla baktı. "Çünkü insanlar saç kestirmeye gelmiyor. Dertlerini anlatmaya geliyor. Sen de şu an saç kestirmeye gelmedin. Derdini anlattın. Bunu yapay zeka yapamaz." Genç düşündü. Haklıydı. 45 dakikadır saç kesimi 10 dakika sürmüştü. Geri kalan 35 dakika saf terapi seansıydı. Parasını ödedi. Kapıya yürüdü. Döndü. "Hüseyin Usta, siz hiç korkmadınız mı bu manşetlerden?" dedi. Hüseyin Usta güldü. "Korktum tabii. Her seferinde korktum. Sonra anladım ki korkutan şey teknoloji değil. Korkutan şey insanların birbirine ihtiyaç duymayı bırakacağı düşüncesi. Ama 50 yıldır izliyorum. İnsanlar hâlâ birbirine muhtaç. Bu değişmiyor." Genç çıktı. Bir hafta sonra geri geldi. Bu sefer saçı uzamamıştı. Sadece konuşmaya gelmişti. Şimdi o
Geminin kalkışına az bir zaman kala, limanda bir hareketlenme oldu. Şık bir otomobil, ışıltılı krom detayları ve zarif hatlarıyla rıhtıma yaklaşıyordu. Güneşin ilk ışıkları, otomobilin parlak gövdesinde dans ederken, herkesin dikkatini çekmişti. Araba durduğunda içinden İsabella indi. Başında dantel bir şapka, üzerinde zarif bir elbise vardı. Bütün gözler ona çevrildi. İzzet ve Aleksandro, şaşkınlık içinde kalakaldılar. “Signora İsabella!” dedi Aleksandro, sesi bir şaşkınlık kahkahasına karışarak. ... HER LİMANDA BİR SEVGİLİ 11. Bölüm: Kahverengi Pantolon
Kırmızı Mürekkep
Vaktiyle Rusya’da bir adamı Sibirya'ya göndermişler sürgüne. Adam mektuplarının okunacağını biliyormuş Sansür görevlilerince. Daha gitmeden demiş ki dostlarına: “Ben mektubu mavi mürekkeple yazmışsam, Söylediklerimi doğru diye anlayın. Fakat kırmızı mürekkeple yazmışsam Yalan olduğunu bilin.” Bir süre sonra dostları Ondan ilk mektubu almışlar. Mektup mavi kalemle yazılıymış. Anlamışlar ki yazılan her şey doğru. Mektupta şöyle deniyormuş: "Burada her şey harika. Ortalık güllük gülistanlık. Şehirde sabaha kadar ışıklar yanıyor Sokaklar, caddeler hep aydınlık. Sinemalarda güzel filmler var. Tiyatrolar, konser salonları, barlar… Daireler geniş ve dayalı döşeli Mağazalar tıka basa gıda maddesiyle dolu Her akşam kucak kucak Alıp götürüyoruz eve hep Bulamayacağınız tek şey Kırmızı mürekkep."
Bir zamanların en yakışıklı ve en güzel film
yıldızları Alain Delon ve Brigette Bardot'ya bunu yapan hayat bize neler yapmaz?
Reklam