Yorum

Ecren Ersoy isimli okurun asıl gönderisini gör
Oidipus’un laneti Oidipus’a yönelik değildi. Babası Laios’un lanetiydi ki adice bir şeye sebep olmuş Pelops’un oğluna tecavüz etmişti. Hatta Laios’a: “Bu çocuk tarafından öldürüleceksin” denmese, kehanet dile getirilmese o olaylar meydana bile gelmeyecek ve Laios ettiği ile kalacaktı. Promete’ye gelirsek eğer gördüğü işkenceler, ızdıraplar Promete’nin onurudur ki aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hala Başkaldırmanın simgesidir. Boyun eğmeme cesaretini öğretmiştir. Çekilen ızdıraba bakıp da vazgeçersek biz nasıl yaşamdan tat alacağız ki? Ölçülülük belki bazen evet ama gerektiğinde yaşayabilmek için yaşamdan vazgeçmek gerekiyorsa bunu göze alabilenler sahiden yaşamıştır. Yaşlandıktan sonra bir başına oturup: “Yahu ben bu yaşa geldim de bunca yıl ben ne halt ettim, ben ne yaşadım?” sorgusuna düşmektense böylesi yaşamak daha makuldür.
Yunan tanrilari kibirlidir, çoğu mitolojik hikayeden de anlaşılacağı gibi; cocuk her zaman babanin ya da annenin gunahlarinin acisini ceker. Kendi yetenegini tanri/tanricalarla yarisir gibi sergileyenlerin sonu hep ayni bitmistir. Apollon ve Marsyas arasinda gecen olay ornegin; Marsyas flut calmada yeteneklidir bu yetenegini Apollon meydan okuma olarak algilar. Belki de burada bahsedilen “ölçülü olmak” kibire kacmama kosuludur. Farkli bir ornek ise, daidalos ve oglunun hikayesidir. Daidalos insanlar arasindaki en yetenekli mucittir. Hapis oldugu krallıktan kacmak icin ogluyla kendisine balmumundan kanat yapar. Kactiklari zaman ise oglu İkarus, gunesin guzelligiyle buyulenip daha da yukari ucar. Bunu goren gunes tanrisi Helios, İkarusun bu hareketini kendisine bir buyuklenme olarak algılayıp İkarus’un kanatlarini eritir. Hikayenin sonunda daha yeni özgürlüğüne kavusan İkarus ölür, tanrilarin dilinde bile ünlenecek kadar yetenekli Daidalos’un yetenegi ise oglunun ölümü olur dolayli yoldan. Bu hikayede iki sonuc cikarilabilir: Daidalos yetenegini cok buyuk görüp ait oldugu kralliktan kacmaya calismasaydi oglu ölmeyecekti. İkarus babasinin ikazlarini dinleyip yuksege cikmasaydi Helios kendisine şirk koşuldugunu düşünmeyecekti. Bir de, Prometheus bir Titan tanrisiydi. Ve insanlara Zeus’u nasil kandirabileceklerini öğretip kendi türüne ihanet etti. “Kendini bil” belki bundan amacla söylenilmiştir. 😊
İşte bu yüzden mitolojiye kutsallık atfetmem ben. Gerçi Tanrı kıskançtır, lafzı dinlerde de var ama Tasavvuf inancında böyle bir Tanrı’ya yer yok. Mesele Mantık’ut Tayr adlı bir eserimiz var. Eserde Hüdhüd adlı yol gösterici kuşun önderliğinde kuşlar bir yolculuğa çıkarlar, Simurg’u bulma yolculuğuna. Simurg burada alegorik bir motif olarak Tanrı’dır. Bu yol çok zorlu bir yoldur. Dağlar tepeler aşılır, her engelde kuşların sayısı azalır, azalır azalır... Kaf Dağının ardına kadar gidilir. Menzile varıldığında kuşlara bir ayna tutulur ve bir de bakarlar ki aynada gördükleri kendi suretleridir. Sonra sayarlar kuşları, onca engeli aşabilen yalnızca 30 kuş olmuştur. Zaten Si: 30, Murg: Kuş manasındadır. Aslında vardıkları da kendileridir.
Şöyle ki Antik yunan zamanindaki tanri ve tanricalarin yolladigi bir din kitabi yoktu. Ama insanlar inandiklari tanri/tanricalara ozgu kült yaratip onlari festivaller ile onurlandirdilar. Yunanlilarin sonraki dunyasi; Asphodel, Tartarus ve Elysium katmanlarina ayrilmistir. Asphodel’e hayatini bos gecirmis insanlar gider, Tartarus a Tanriyla yarisanlar ve kotuler gider, Elysium ise iyilerin sonraki dünyasıdır. Yunan din anlayisinda cogunlukla tanrilar insanlari yasadiklari zaman cezalandirildiklari icin ölümden sonrasina tanriya şirk kosmak kadar buyuk bir gunah islemediysen genel olarak cennet tasviri edilen yere gidersin. Bu hikayelerin amaci da, dini kitaplari olmadigi icin, insani gunah islemekten korkutma amaci olabilir. Gunumuz dinlerinin kitaplarinda gunah isleyenlerin cekecekleri azap anlatilir ama antik yunandakilerin bunu okuyabilecekleri bir kitaplari yoktu bundandir ki ne hayatini bos gecirerek faydasiz birisi ol, ne de tanriyla boy ölçüşecek kadar büyüklen hikayeleri yaygindir. Sonucta bir insani dizginlemek icin din en kesin yontemdir cogu devlet de bunu bilir ve kullanir. Yunan dinlerinin en sevdigim kismi (ozellikle dionysos kültü) hayatlarini eglenmeye ve faydali olmaya adamalari, kendilerine ya da baskalarina zarar vermedikleri surece hicbir seye karismiyor tanrilar. Ayrica Asphodel adinda cok guzel bir cicek vardir, sade bir gorunusu var tanımladığı katmana uygun:)
Yorumu şimdi fark ettim gecenin bir yarısı aydınlanma yaşadım teşekkür ederim. Hem Yunanlılara hem de sana katılıyorum. Baktığımız zaman kutsal kitaplardaki motiflerde yer alanlar ile Sümer inanışları da çokça benzeşiyor. Sümere kadar indirgiyoruz çünkü öncesinde yazının varlığından haberdar değiliz. Belki de haberdarız ama henüz en aşağı Sümer diyebiliyoruz. Ayet dediğimiz çoğu şeyler Sümerlerde toplumsal yaşam formlarını oluşturan kurallarla bağdaşıyor. Evet dinler de devletler de toplumsal düzeni ve bundan ziyade yöneticilerin çıkarlarını korumak üzere düzenlenmiş bir takım yasalar gibiler lakin İncilde’ki sosyal düzeni çok seviyorum en azından Platon’un Devlet’inden, Thomas More’un ütopyasından daha makul gelen yanları var. Pascal gibi, ya varsa, diye bir matematiksel hesaba girmeyi de istemiyorum. Her şeyi bilimle açıklayacak kadar bilime vakıf değilim ki insanların çoğu cevaplarını bilmediği şeyleri Tanrı’ya paslamak için inanıyorlar. Ama bizim Yunus Emre’nin, Ahmet Yesevi’nin, Bektaşi Veli’mizin, Hallacı Mansur’umuzun, Pir Sultan Abdal’ımızın, Seyyid Nesimi’mizin ve daha böyle nicesinin tasavvuf anlayışları beni huzurla boğuyorlar, manevi bir haz alıyorum. Kayboldukça kendime yaklaşıyorum. Bazı bazı kendimi Musa sayıp: “Bana sesini duyur, bana yüzünü göster” gibi şeyler diyebilme cürreti göstersem de böylesini çok daha seviyorum.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.