Asıl ben teşekkür ederim, cevap yazmışsınız uzun uzun. Çoğuna cevabımı aldım, ancak hala size katılamadığım konular var maalesef. Diyorsunuz ki Alex sonradan pişman oldu. Ne zaman ama? Salındıktan sonra, tedavi tamamlandıktan sonra. O zamana kadar, "Hoşuma gitmedi ama özgürlüğümü, buradan çıkacağımı düşünerek dayandım, onların istediklerini yaptım kardeşlerim" gibi cümleleri geçiyor kitapta. Yani orada aslında hala daha ben istediğimi elde etmek için bunlara razıyım, 12 yıl daha hapiste kalmak istemiyorum düşüncesi hakim. Ayrıca tedaviyi sonlandırın diye değil, görüntüleri durdurun diye bağırdığını da hatırlatmak isterim. Yani aslında tedavinin durmasını istemiyor, çünkü zaten asıl amacı tedavi olmak ya da olmamak değil, dışarıya çıkabilmek. Alex'i masum bir insan gibi göremiyorum bu konuda.
Hah, bu önlem konusuna değinmeniz de iyi oldu. Önlem dediğiniz nedir, nasıl alınır? Alex, şiddetten haz alan bir adam, şiddeti zorlamayla ya da toplumsal baskıyla işleyen birisi değil. Otorite nasıl tedbir alır? En başta bu tarz insanları ıslah etmeye, kontrol altında tutmaya çalışarak, sokakları güvenli hale getirerek. Önlem dediğiniz şey, her şekilde bir sınırlamayı ve özgürlüğün kısıtlanmasını içerir. Ya sınırlamaları makul bir çerçevede tutulmasını sağlayarak kabulleneceğiz ya da sınırlamalar olmasın deyip kaosa teslim olacağız. Sınırlama her zaman kötü bir şey değildir. Kişi kendinden bilir işi, sizin sınırlamalara karşı olmanızı anlayabiliyorum, "Ben iyi bir insanım, sınırlanmamalıyım" diyebilirsiniz. Ancak her insan böyle değil. İnsan demeye bin şahit isteyen canavarlar var dünyada. Alex gibi canavarlar.
"Daha kendine zaman ayırabilen toplum"u ancak insanlar isterse oluşturabiliriz. Evet, iş zamanlarının yoğun olduğu, insanların kendilerine zaman ayıramadığı meslekler var, kabul etmek lazım. Ancak, boş zamanı olan insanların tercihine de bakmak lazım. Boş insanlar ne yapıyor? Genelde internete giriyor, twitter, facebook, müzik derken tüm zamanını buna harcıyor. "Kişilerin kendilerine ait zamanda tv karşısında duyarsızca bir ortama bırakıldıkları"nı söylediniz. Kimse onları bırakmıyor, bu bir tercih. Siz nasıl kitap okuyorsanız, birileri nasıl sanat yapıyorsa, birileri nasıl üretmeye çalışıyorsa, tembelliği bırakıp televizyon karşısından ayrılmak da yine o kişilerin elinde. Ayrılmıyorsa, bu bir tercihtir. 1 saat tv izleme yerine, 1 saat kitap okunabilir. Bunu yapmayan insanı bu hale toplum getirdi demek ne kadar doğru? Toplumu, otoriteyi, ya da insanı sınırladığını düşündüğümüz her şeyi suçlamak en kolay olanı fikrimce. Otoriteyi burada suçlayabileceğim şey, ortamın elverişli olmaması olur. Ortamı elverişli etmek için de, kitaptaki durum açısından, insanların kendilerini güvende hissetmesi ve dolayısıyla Alex gibilerin ıslah edilmesi gerekir. Yani bu bir döngü :)
Rica ederim. Ben de teşekkür ederim. Sayenizde kitabı hatırladım. Böyle bir adalet, özgürlük, sınırlama, eşitlik, hakkın kötüye kullanımı gibi hukuk damarımı kabartan şeylerle haşır neşir oldum yeniden:)
Ve son olarak, susmam gerektiğinin bilincinde olarak, fikirlerinizin ve şahsınızın çok naif olduğunu, ancak dünyamızın öyle olmadığını ifade etmek istiyorum. Ben daha gerçekçi, daha sonuç odaklıyım. Bir durumun kötü olduğunun "tespiti" toplumdaki neredeyse her insan tarafından büyük bir bilirkişilik edasıyla zaten yapılıyor. İnsanlar ya "felsefi ve genelde ütopik" öneriler üretiyor ya da "bu dünyadan bir şey olmaz ya" şeklinde hiçbir şeyi umursamayarak akışına bırakıyor. Sonuç üretebilmek, hele ki uygulanabilir, gerçekçi, adil, dengeli sonuçlar üretebilmek çok zor bir şey. Problemi tespit edip hiçbir şey yapmamaksa daha vahim. Böyle bir dünyada, Alex'lerin var olduğu bir dünyada, insan nefsinin sınırlanamadığı bu dünyada mağdurları düşünerek, güçsüzleri koruyarak daha adaletli olunacağına inanıyorum. Bu kadar haşin olmamın sebebi de o, sakın yanlış anlamayın. O kadar şey gördüm ki mesleğim sebebiyle, "felsefi" tartışmalara girmeyi gereksiz buluyorum bu tarz konularda. Ve lütfen birisi beni durdursun, aldım başımı gidiyorum :))))))