Yorum

04.5 Pembe Atlas isimli okurun asıl gönderisini gör
Hz. Peygamber döneminde Kur'an diye bir kitap bile yoktu. Sornadan çıkarılan metinler ile İslâm dünyası ağır bir düşsel krize girmiştir. Her kafadan bir ses çıkarak yazdıkları metinlere hadis adı verip Müslümanları bölmeye yaramıştır. İlahiyatçı akademi sınırlarını zorlayan bu kitabın gerçeklerle bağı ve bağlantısı bulnmayıp, tam tersine zararlara bölünmelere hatta kaynağı olmayan hadis uydurmalarına referans teşkil eder. Bu yüzden İslâm toplumunun bu gibi söylemlere itimat etmemesini öneriyoruz.
Bu söylediğin şeyler kulağa iddialı geliyor ama tarihsel gerçeklerle pek örtüşmüyor. Kur'an Hz. Muhammed hayattayken hem ezberlenmiş hem de yazıya geçirilmişti. Sonradan mushaf hâline getirilmesi, yeni bir metin üretmek değil, mevcut vahyi koruma altına almaktı. Hadis konusunda haklı olduğun bir nokta var: uydurma rivayetler olmuştur. Ama buradan yola çıkıp bütün Hadis geleneğini çöpe atmak bilimsel bir yaklaşım değil. Yüzyıllar boyunca âlimler rivayetleri ayıklamak için ciddi yöntemler geliştirdi. Bu yüzden Sahih Buhari ve Sahih Müslim gibi kaynaklar ortaya çıktı. ( Senet zincirini bir araştırın.) “Kur’an bize yeter” demek bireysel bir tercih olabilir ama İslam’ın tarihsel pratiğinde peygamberin nasıl yaşadığını tamamen devre dışı bırakmak, dinin büyük bir kısmını yorumlanamaz hâle getirir. Çünkü Kur’an birçok hükmü genel verir detayları peygamberin uygulaması açıklar hocam. Kısacası eleştiri yapmak başka, koskoca bir geleneği "uydurma" diye silmek başka. Bu kadar kesin konuşmadan önce konuyu biraz daha derin ve tarafsız incelemek daha sağlıklı olur.🙏🏻 Saygılar vesselam.
04.5 Pembe Atlas04.5 Pembe Atlas İslâm tarihinin hem tarihsel, hem siyasal ve toplumsal alanda bilgim, okumalarım akademik düzeyde. Konunun derinlemesi incelenmesi konusunda şüpheniz olmasın. Tarafsız lık vurgusu yapmışsınız. Bi guruba taraf olduğumu düşünmüşsünüz buda doğru değil. Öncelikle Kur'an ın Hz Muhammed döneminde var olduğu iddiası da çok iddialı bir söylemdir. Kur'an ın arkeolojik bazı çalışmalarında sadece o dönem bazı derilerin üstüne işlendiği akademik bir gerçekliği var. Günümüzde 114. ayet ın tamamını o dönemin şartlarında tek tek yazıldığını düşünüyosanız o sizi ütopik düşüncenizdir bişey diyemeyiz. Kaldı ki onu da deriye bi kaç kez işleyenler sahabeden kişiler. Hz Muhammed vefat ettiğinde Kur'an diye bir kitap yok ortada. Soradan ebubekir bi kaç deneme yapıyor birleştirip. Halifeler dönemi zaten güç mücadelesi dönemi. Ebubekir den sonra gelen Ömer in tutumu çok farklıdır. Ebubekir in düşüncesine göre birleştirilen tek Kur'an yok edilip Ömerin düşüncesine göre tekrar oluşturulup cuğaltılıyor. Osman dönemi keza yine aynı. Hz Muhammed in söylemini o dönemde kitaplaştıracak bir teknoloji de imkansız sadece akılda kalanlarla bir kitap oluşturuluyor. Burda Kur'an in bile Hz Peygamber in sözlerinin gerçek öğütleri olduğu tartışmalıyken, sizin yaptığınız Kuran-ı bile gormezden gelerek Hadisleri de doğru kabul etmeniz. Buna aklı başında olan tüm müslümanların itirazı olması kaçınılmaz bir zorunluluk ve üstüne düşen görevi yapmaktır.
K491K491 Öncelikle üslubumu netleştireyim: mesele taraf olmak değil, tarihsel veriyi doğru okumaktır. Hz. Peygamber döneminde Kur’an yoktu iddiası akademik olarak savunulabilir bir görüş değildir. Kur’an’ın vahiy sürecinde yazıya geçirildiği vahiy kâtipleri tarafından kaydedildiği ve aynı zamanda ezber yoluyla korunduğu hem klasik İslam kaynaklarında hem de modern akademik çalışmalarda geniş şekilde kabul edilir. Evet Kur’an tek cilt hâlinde bir mushaf olarak Hz. Peygamber’in sağlığında kitaplaştırılmamıştır. Ancak bu metnin var olmadığı anlamına gelmez. O dönemde yazı malzemeleri deri, kemik, hurma yaprağı vb. kullanılarak parçalar hâlinde kayıt altına alınması, dönemin teknik şartlarıyla uyumludur ve bu durum tarihsel bir gerçektir. Hz. Ebubekir döneminde yapılan derleme çalışması dağınık hâlde bulunan vahiy kayıtlarının sistematik biçimde bir araya getirilmesidir. Hz. Osman döneminde ise çoğaltma ve standartlaştırma yapılmıştır. Bu süreç, metnin yeniden üretilmesi değil, mevcut metnin korunması ve farklı okuma biçimlerinden doğabilecek karışıklıkların önlenmesidir. Ayrıca herkes hadis uydurdu şeklindeki genelleme de bilimsel değildir. Hadis ilmi isnad sistemi gibi son derece detaylı bir doğrulama metodolojisi geliştirmiştir. Bu alanı tamamen yok saymak yüzlerce yıllık ilmi birikimi görmezden gelmek anlamına gelir. Eleştiri elbette yapılmalıdır ancak bu eleştirinin sağlam veriye kaynaklara ve yöntem bilgisine dayanması gerekir. Aksi hâlde ortaya çıkan şey akademik tartışma değil kanaat beyanı olur.
Kitabı bugünkü gibi bir materyal olarak alırsanız tabi ki kuran diye bir "kitap" o dönemde yoktu, tabi ki deve derilerine veya o zamanki imkanlara göre yazılacaktı. Kuranın metni konusunda birbiriyle savaşan birbirini tekfir eden gruplar arasında bir ihtilaf yok. Kuran sayfaları kılıçlara geçirildiğinde onun uydurma metin olduğunu muhalifler bile söylememiştir. "güç mücadelesi" ne rağmen kimse kimsey kuranı tahrif etmekle suçlamammıştır. Öyle bir şey olsaydı rakiplerine karşı büyük bir avantaj sağlayabilirlerdib Kaldı ki en eski mushaflar dahi bugünküyle örtüşüyor. Tahrifat olduğuna dair bir delil yok. Karbon tarihlemesi hicretin ilk yüzyılına tekabül eden çok sayıda mushaflar vardır. Şia da sunniler de metin konusunda ihtilafa düşmemiş ihtilaf yorumlamada olmuş. Batının skolastik düşüncesinin aksine İslam dünyasndaı çok geniş bir yelpazede fikirler gelişmiş birbirini tekfir edercesine fikirler ortaya konmuş. Ancak bu fikir zenginliği içinde kuran sonradan yazıldı iddiası dile getirilmemiş. Fikir ayrılıkları metnin yorumunda çıkmış. Aynı şekilde hadisleri külliyen reddeden görüşler de yok hadislerin sıhhati konusunda tartışmalar olmuş. En zayıf hadis en güçlü tarihi metinden daha sıhhatlidir. Kimsenin hayatı an be an bu kadar izlenip aktarılmameştır. Düşüncelerimi bölük pörçük anlatmış olabilirim ama meramım anlaşılmıştır herhalde.
MuratMurat meramınızı değerlidir elbette. Ancak ilk 4 halife döneminde iktidar hırsı ile iktidarını güçlendirecek doneler de katıldığı bazı konusunda uzman ilahiyatçılar tarafından dile getiriliyor, yazılıyor. Bir halife diğer halifenin yerine geçince tüm düzeni baştan yapıyor eskileri yok ediyor. Dolayısıyla buradan hareketle ve Hz Muhammed in de vefatının hemen ardından halife kim olacak kavgasına düşen bu kişilerin bire bir Hz Muhammed in söylem ve eylemlerini aynen adaletli şekilde devam ettirmiştir düşüncesi biraz realiteye uymuyor. İnanç ve güven merkezli bakabilirsiniz siz ilk dört halife dönemine. Ancak tarih duygusallık ve inançla değil, elde olan olgu ve belgelere dayanır. Saygılarımla.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.