Yorum

Serdar isimli okurun asıl gönderisini gör
Yazarın burada kullandığı "yaratıcılık" ifadesinden kastı, metinde de anlaşıldığı üzere, yazarlıktır. Ayrıca evet, mutlu, rahatı yerinde, yokluk görmemiş, çile çekmemiş, zengin insanlar yazar olamaz. Olsalar da bu suni olur. Yani hakikî okur, "yazarın" bunu hissetmeden yazdığını hemen anlar. Meselâ Kemal Tahir, köy romanları yazan Fakir Baykurt için, "dünyanın en mutlu adamıydı, hiç bir zaman sıkıntı çekmedi, o sebeple yazdıkları sunidir" der.
Bu ifadeler bana fazla keskin geldi açıkçası. Evet mutlu insanın yazması zordur, imkansız olmasa da. Yazarlık biraz da dertli olmak demektir. Fakat insanın içinde ne duygular olduğunu bilmemiz mümkün mü dışardan bakınca? Zengin bir insanın acı çekmesi hele de insanlık için acı çekmesi gayet olası olduğu gibi yoksul bir insanın da yazma ihtiyacı duymayıp mutlu olması gayet olasıdır. Ki insan her daim mutlu olamaz zaten. Fiziksel acıyı gözlemleriz ama ruhsal acı çok farklı bir şey. Gözlemlemediğimize yok diyemeyiz. Bence insan yazıyorsa dertli olma olasılığı çok yüksektir.
Betül
Betül
Evet, dediğiniz gibi elbetteki zengin bir insan da insanlık için acı çekebilir, yardımlar edebilir. Fakat iş yazmaya gelince, damdan düşmek gerekiyor, hiç damdan düşmeyen damdan düşenlerin hâlini tam manasıyla hissedemez. Yazarlık yani içten olan bir yazarlık biraz da his meselesi değil midir.. Meselâ orucun hikmetlerinden bir tanesi de açlığı anlamaktır. Evet bir çok zengin yardımsever vardır, yardımlar yaparlar fakat hakikî açlığın nasıl bir şey olduğunu bir nebze de olsa anlayabilmeleri için oruç tutmaları gerekir.
Anlamak ve aktarabilmek bana farklı şeyler gibi geliyor. Bir şeyi çok iyi bilmek onu çok iyi anlatmayı gerektirmiyor. Evet anlamadan anlatamazsın ama anlamak için yaşamak birinci seçenektir sadece. İkincisi ise empatidir. Filmlerden örnek verecek olursak, oyuncular oynadıkları rolleri gerçek hayatta tecrübe ettikleri için mi çok iyi oynuyorlar. Sanmıyorum. Yazarlarda için de bu durum geçerlidir. Tabii sizin demek istediğinizi anlıyorum. Herkesin kendince bir bakış açısı var. Tek bir doğru cevap olmak zorunda değil.
Şimdi aklıma geldi söylemeden geçmek istemedim. Bazen bir şeye dışardan bakmak, içinde olmamak onu daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Duygunun içindeyken gerçekleri fark etmek bir nebze zorlar insanı. Takılı kalabiliriz belli başlı şeylere. Benim için de bir beyin fırtınası oldu bu diyalog. Teşekkürler.
Betül
Betül
Elbetteki her yaşayan yazamaz ama iyi yazabilmek için yaşamış olmanın çok mühim olduğuna inanıyorum. Meselâ iyi bir hapishane romanı veya hikâyesi yazabilmek için o ortamda bulunmuş olmak gerekir veyahut en azından gardiyan gibi yakın olmak gerekir ki gardiyan bile tam manasıyla mahkumların vaziyetini hissedemez. Knut Hamsun'un Açlık romanını bilirsiniz, bu yazar açlığı gerçekten tatmış ve yaşamış gerçek hayatında. İşte o sebeple bu kalemine de sirayet ediyor. Tabii ki her açlık çeken roman yazamaz o ayrı fakat sadece gözlem ile de bir açlık metni tam manasıyla yazılamaz bence çünkü suni kalır. Benim için de zihin açıcı oldu, çok teşekkür ediyorum. Saygılar.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.