İlk defa Gülseren Budayıcıoğlu'nun kitabını okuyorum ve çok beğendim. Hastalarına nasıl yardımcı oluyorsa okuyucusuna da çok yardımcı oldu. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar Kenan ' ı düşündüm. Fatoş'u düşündüm. Bir insanın çocukluğunda yaşamış olduğu olayların geleceğine yansımasının ne demek olduğunu gördüm. Geçmişlerinin nasıl geleceklerini etkilediğine şahit oldum. O çocukları düşündüm ben. Onları düşünürken bende kendimi düşündüm. Kendi sorunlarımı, kendi çocukluğumu. Ve Gülseren Hanımın da dediği gibi kendi motiflerimin en azından birini gördüm. Geçmişe döndüm. Ne kadar unuttuğumu, atlattığımı düşünsemde her seferinde bedenim, duygularım, davranışlarım farklı şekilde kendini göstermiş. Bu kitabı okuduktan sonra farkettim ki, hepsi tek bir nedene, olaya bağlıymış. Meğerse ben o olayı hiç unutmamışım. Kendime her seferinde farklı şeyler hissettirerek yaşadıklarımın farklı nedenleri olduğunu düşünüyordum. Belkide şu zamana kadar nedenini de bilmiyordum. Ki evet bilmiyordum. Benim hayatımda ki bir "niye" sorusunu cevabını sizin sayenizde kendime verdim.
7 yıl önce yaşadığım olayın etkilerini yıllar içerisinde aynı olaylarda ama zamanla değişen rollerde görüyordum ama bunun benim bir travmam olduğunu sizin sayenizde farkettim. Bunun için size çok teşekkür ederim.
Yazarken daha çok anımı hatırlıyorum. Perdeler yazdıkça açılıyor sanki yavaş yavaş önümdeki manzarayı görüyorum. "Bebeklikten başlayarak, yaşadığımız her gün anılarımızdan oluşan bir hazine biriktiririz içimizde. Çoğunu hatırlamayız bile ama bilinçdışı unutmaz, her şeyi bir bir kaydedermiş." Öyle diyor Gülseren Hanım. Bu kadar eski anları hatırlamamı buna bağlıyorum. Şu an çok daha iyi anlıyorum. Bir de terk edilmek yazmıştı Gülseren Hanım. Terk edilmeyi geçtim bunu hissetmek bile bir çocuk için ne kadar