Gel de, birbirimizle candan konuşalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleşelim!
Gül bahçesi gibi dudaksız, dişsiz gülelim, düşünce gibi dudaksız, dilsiz görüşelim!
Akl-ı evvel mertebesinde Hakk'ın varlığının idraki içinde, dünyanın sırrını ağzımız kapalı olarak ta sonuna kadar söyleyelim!
Hiç kimse, kendi kendisiyle apaçık sesle konuşmaz. Mademki hepimiz biriz, dilsiz, dudaksız gönüllerimizden birbirimize seslenelim!
Sen, nasıl olur da eline tut dersin? 0, el senin midir? Mademki elimiz bir ellerimizin de bir olduğundan bahsedelim.
El, ayak gönlün hareketini bilir, dilimiz susarak, gönlümüz titreyerek söyleşelim.
Gel-gel ki sen, semâ”ın canının canına cansın; gel ki semâ bahçesinin yürüyen selvisisin sen.
Gel ki senin gibisi ne gelmiştir, ne gelir; gel ki semâ”ın gözleri, senin gibisini ne görmüştür, ne görür.
Gel ki güneş kaynağı bile gölgendedir senin; semâ göğünde binlerce Zühre”n var senin
Sen, bir çukurda mahpus kalmış, başka tarafa akamayan bir su gibisin. Bize gel, bize katıl, bozulmaktan, kokmaktan kurtulursun! Çünkü biz, coşkun akan bir aşk seliyiz.
Biz, yokluk aleminde her şeyimizi harcamış kişileriz. Biz, kitap yazmaktan başka bir bilgisizlik bilmiyoruz.