Deneysel bilimin yolunu açan optik üzerindeki çalışmaları kendisine borçlu olduğumuz kişi, 965'te Basra'da doğan, 1039'da Kahire'de ölen Batılıların Alhazen diye bildikleri büyük matematikçi, astronom ve mühendis İbn Heysem'dir. Ayrıca göz hekimi olarak gözün ilk net anatomik yapısını ortaya koyan kişidir.
El Harezmi, cebirin öncüsü olmuştur. Cebir kelimesi bile onun en meşhur eserinin adıdır. Cebirin bu icatçısıyla birlikte, Greklerin saf miktar olan sayı anlayışından saf bağıntı olan sayı anlayışına gerçekleştirir. Onun ardından el- Kâşâni, bir daireyle çapı arasındaki orantıyı, pi sayısını hesaplar. Ömer Hayyam, Greklerin sonlu ile ilgili ön yargısını kırarak, irrasyonel sayılar teorisini geliştirir ve üçüncü derece denklemleri üzerine sistematik bir el kitabı kaleme alır ki 17. yüzyıla gelinceye dek bu eser sahasında en ileri eserdir.
Sâbit ibn Kurra, 9. yüzyılda, entegral hesaplamayı başlatır ve geometriyi cebire bağlar. Tûsi, Birûni ve Ebül Vefa (Buzcani) sinüs üzerinde çalışırlar ve kopernik'ten asırlarca önce sekantı icat ederler.
Bologna ve Monpelye(Montpellier) fakülteleridir. Bunlar Arap tıp fakülteleri taklit edilerek ve onların eğitim ve öğretiminin tesiri altında ortaya konmuşlardır. İki veya üç asırlık bir zaman farkıyla, Paris ve Oxford gibi Avrupa üniversiteleri de yine İslâm modelinden hareketle kurulmuştur.
Bütün İslâm âleminde kütüphaneler çoğalır. 815 yılında, yani Avrupa'nın daha okuma yazma nedir bilmediği bir devirde, Halife Me'nun Bağdat'ta içinde bir milyon kitap bulunan Beytü'l- Hikme/ Bilgelik Evi'ni kurar.