Her fırtına elbet bir gün diner, her sel toprağa çekilir. Her insan yaşar ve ölür. İki nefes arasında var olmak insanoğlunun değişmez yazgısı değil midir? Kimi sessizce gelip geçer, kimi ardından derin bir iz bırakıp gider.
Sıkıntılı günler büyük liderler doğurur. Büyük lider, büyük işler yapar, büyük devletler kurar, büyük düşmanlar yener. Tarih boyunca bu hep böyle oldu. Bu, Mete Han için de farklı değildi.
Türk için yurt bulmak hiç bir çağda zor olmamıştı ancak mesele yurt bulmak değil yurt tutmak olmalıydı. Tutulan o yurt vatan bilinmeliydi. Vatanın tüm değerlerin üzerinde olduğu insanlara öğretilmeliydi.
Öfke keskin bir zehir gibidir. Bedeni ansızın sarar ve ele geçirir. İnsan öfkeyle esir düştüğünde düşünme yetisini kaybeder. Düşünmeden konuşur ve düşünmeden edilen her söz, edene az ya da çok zarar verir.
İnsanoğlu en nihayetinde yapabileceklerinin hayali ile yaşayan, yapabildiklerinin hazzıyla avunan ve yapamadıklarının pişmanlığıyla göçüp giden bir varlık değil miydi?