Sıla Yaren

Sıla Yaren
@ysilaren
Tıp 6/6
48 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
Candan Erçetin - Anlatma Sakın
9/10
·528 syf.··
2023 8. kitabı
Oblomov hepimizin olmaktan korktuğu fakat hayatımıza uzaktan bakmadıkça ona birçok açıdan yaklaştığımızı kabul etmemiz gereken bir karakter. Oblomov sanki yaşayabileceklerinizin listesini elinize veriyor, bağdaştıkça ödünüz kopuyor ve bu reçeteye dönüşmemek için dikkat etmeye başlıyorsunuz. Kitapta çoğu zaman Oblomov'a öfkeleniyorsunuz, "Bunu da yapıver artık be!" dediğiniz zamanlar oluyor. Ama maalesef biz hayatın akışında yuvarlanıyorken aynılarını bize söyleyecek bir kişi olmuyor. İlk kez bir klasik günlük yaşamıma bu kadar etki etti, dolayısıyla ilk kez bu kadar içselleştirdim belki de. Bunun yanında Şlotz zannımca hepimizin hayallerini süsleyen ve "kendimizin en iyi versiyonu" olarak tanımladığımız şey. Kitapta her ne kadar mizahi amaçla Avrupa'yı temsil etse de gerçek hayatla da bir o kadar bağlantılı. İçimizde hep var olduğuna inandığımız fakat onu hayata geçirmek için belki de sonsuza dek geç kaldığımız bir potansiyel. Ve bu düelloda kazanan, potansiyel biz oluyoruz. Sabahlara kadar uyuyabilmek hariç tüm hayallerimizi yine bu potansiyel bize kaptırıyoruz. İçimiz burkuluyor ama artık iş işten geçmiş oluyor. İronik tarafı bence kitap boyunca İlya kaybettiklerinin yüzde birinin bile farkına varamıyor... Diğer taraftan Olga, en sevdiğim karakter. Zamanın Rusya'sında bu kadar zeki, atılgan bir kadın ve bunu gölgelemeyecek şekilde anlatılmış olan duygusallık Olga'da şairane bir ahenk oluşturuyor. Kitapta Olga'yı, onun düşüncelerini ve duygu karmaşasını anlatan anlar diğer kısımlardan daha yumuşak ve neredeyse bir şarkıyı andırıyor, tıpkı Casta Diva gibi. Olga duygusal olsa da kırılgan değil, tipik kadın tiplemesi hiç değil, her adımının farkında. Romandaki her karakter içimizde var olabilecek bir parça, Olga'ya benzer bir parça (solmayan, sürekli canlı kalan ve
Oblomovİvan Gonçarov · Antik Batı Klasikleri · 201349,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi
Gün olur güçlü bir yazma dürtüsü bizi büsbütün ele geçirir. Yazarımızın da başına gelen bu dürtüyle ilgili, bence oldukça cesur olan bir itiraf bulunuyor kitapta. Yazma isteğinin bir şeyin üstesinden gelmek için değil, onu yanında kanlı canlı görebilmekten geldiğini anlatıyor yazar. Sosyal varlıklarız, anlatma ve içimizdekileri adeta damıtma ateşiyle yanıp tutuşuyoruz. Bu birçok insan için böyle. Hatta artık kalıplaşmış bir sonuca vardık sayılır, içinde tutan insan zarar görür. Ben de yazma sürecini çoğu zaman zihni boşaltma ve rahatlama şeklinde görürüm. Ama aslında en çok anlattıklarımız, en çok aklımızda kalanlardır. Ve hayatımızı düşünürken aklımıza, acısıyla tatlısıyla bu ‘en çok hatırımızda kalanlar’ beliriyorsa zihnimizde, bizi biz yapan şeylerle karşı karşıya kalıyoruz aslında. Belki de bu yüzden bizi biz yapanları kalıcı hale getirmek, dolayısıyla ‘biz’i arttırmak üzere yazıyoruzdur. Ve yazdıktan sonra gelen o oh be! hissi, bizim için unutulmaz olan şeyi garanti altına aldığımız içindir; evet, bu an artık resmen benim!
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Can Yayınları · 2019171,6bin okunma