Kendi kültür ve tarihine sahip olmayan etnik unsur, ana unsurun kültür ve tarihine karşı destruktiv(yıkıcı) ve saldırgan bir tavır takınır, gerilim bundan başlar.
Dünyanın hiçbir köşesi insanı her an iki bin yıl geriye götürüp sonra tekrar zamanımıza getiren böyle bir zihinsel mekanizma oluşturamaz. Hiç değilse son iki bin yılın tarihi ve coğrafyası tanınırsa Ortadoğu sevilir; bilinmezse herkes herkesten nefret eder ve asayişi sağlayacak bir yabancı kuvvet beklenir. Ne yazık ki insanların çoğu söz konusu iki bin yılı ne merak ediyor ne de bilebiliyor.
Her zaman söyleneni tekrarlayalım. Birinci Dünya Savaşı’ndaki komutanların içinde herhalde en acemileri İttihat ve Terakki’yi yönetmeye çalışan triumviraydı(Enver, Talat ve Cemal paşalar). Buna rağmen subaylar, çavuşlar ve ordu harika işler çıkardı.
Oysa demokrasilerin temel ödevi muktedirin şeffaflığını sağlarken güçsüzün mahremiyetini de korumak olmalıdır.“Hükümetler Afrika’da önce beslenme ve barınma sorununu çözmeli; özgürlükleri sağlamak sonra gelir,“ diyen bir batılı diplomata, Afrikalı bir kadının verdiği cevap çok manidardır: “Konuşma özgürlüğüm olmazsa, ekmeğimi kimin çaldığı hakkında nasıl konuşacağım?“ Özgür bir toplum için konuşabilmek şarttır.