Ama dediği gibi, ölene kadar oradaydı. Hatta öldükten sonra bile... Orada... Daima... Gökyüzü ya da başka boyutların görünmez bir katmanında, yan yana, iç içe, iyilik ve adı konmamış bir huzurla harçlanmış biçimde... Bilmekten öte hissetmekle gidilen bir yerde. Enstrümanların adı bilinmese de, hayatta ilk kez duyulan klasik müzikten sulanan gözlerin yağmur damlası olup ışığı yedi renge böldüğu bir yerde... Cehalet ve bilgeliğin hiçbir anlam ifade etmediği bir yerde... Oğuz Atay nerede duruyorsa, orada... Tutunamayıp nereye düştüyse orada... Belki de düşmeyip yerçekiminden muaf olduğunu fark ettiği anda... Tutunarak değil uçuşarak gittiği yerde...
O gece, iki mezar arasında uyudu Derda. Menekşeleri okşaya okşaya...