bir hediyeydi
kendini hüznünün deryasına bırakmıştı
kaçtığı şeyler onu yakalamıştı
örtmeye çalıştığı şeylerin altında ezilmişti
hüznünü daha da güçlendirecek bir şarkı açmıştı
çünkü kendisine kendisini bu yolla açıklıyordu
bu yolla kendini hâlâ yaşıyor hissedebiliyordu
dayanamayıp sessizce, sessizce bir göz yaşı dökmüştü
ağzı bükülmüştü adeta sesini bastırıyor gibi
içten içe hâlâ susturuyordu kendisini
fakat düşüncelerinin, birikmişliklerinin, belirsizliklerinin sesi... dinlediği müzikten daha yüksekti
trajikomik bir şekilde önündeki kurabiyeyi yiyordu
sesini daha da bastırır diye
hiç canı çekmiyor, ağzını daha da büküyordu fakat, üşeniyordu kalkıp mutfağa götürmeye
sanki çok mühim bir şey görmüş de gözünü kırparsa o şeyi kaçırır gibi korkarmışcasına gözlerini tek bir yere dikmişti
yanındaki küçük lambayı yeni almıştı, bir yandan içinde onun sevinci vardı... fakat lambanın ışığı gitgide huzmeleşiyordu, gözlerindeki yaşla birlikte,,, yüreğindeki yasla birlikte...
kendisini kendisinden başka dinleyen yoktu
kimseye anlatmaz, kimse de sormazdı
herkesin kendi derdinde olduğu bu çağda kimse kimsenin umurunda değildi
umursayan insanlar da tıpkı onun gibi kendisini tüketirdi, böyle insanlar tıpkı hiçbir şey onların umurunda değilmiş gibi rol yaparlardı, eğer umursadıklarını belli ederlerse oracıkta kurban olurlardı, toplum tarafından, sen ve ben tarafından... o ki bir mum edasında, ateşi yalnız kendineydi
hem en parlak hem en görünmezdi o...