"biliyor musun, charles butler için üzülüyorum," diye ekledi martin. "işin doğrusunu bilemeyecek kadar gençmiş, yine de yılda otuz bin dolar kazanma uğruna kendini yaşamaktan mahrum etmiş. o otuz bin doların toplamı, çocukken biriktirdiği on sentle satın alabileceği bir şekeri, fıstığı ya da bir sinemanın veya tiyatronun balkon katındaki bir koltuğu bugün alamaz."
"aynasız sarhoş olduğumu zannetti." kendi kendine tebessüm etti ve düşüncelere dalarak, "sanırım öyleydim," diye ekledi. "fakat bir kadının yüzünün buna sebep olacağı hiç aklıma gelmemişti."
aynanın üzerini şöyle bir sildi ve uzun uzun, dikkatle yeniden baktı. kendini hayatında ilk defa gerçekten görmüştü. gözleri görmek için yaratılmıştı fakat o âna kadar dünyanın sürekli değişen manzaralarına bakmakla o kadar meşgul olmuştu ki kendisine bakmaya fırsat bulamamıştı.
gerçekten büyük şairlerin her dizesi hakikatin güzelliğiyle bezenmiştir ve insanoğlunun yüce, asil yanlarına seslenir. büyük şairlerin tek bir dizesinden bile vazgeçmek, dünyayı o dizenin değerinden yoksun bırakmak demektir.