Çünkü, savaşlar gitgide insanların nasıl öldüğünü görmeden de onları öldürebileceğiniz teknolojiyi geliştirerek "evrim" geçirmekte. Füzeler buna en iyi örnektir. Füze fırlatan hiç kimse gidip de ne hasar verdiğine bakmakla uğraşmıyor bugün. Kendi bastığı düğmenin nelere yol açtığını görmese de oluyor. Cesetleri görmesine gerek yok.
Atom bombası da bunun tipik örneğidir. Bombayı attıktan bir gün sonra bombaladığı yeri gösterip, "Sen yaptın bunu." desek, normalde hiçbir pilot bir daha öyle bomba atmak istemeyecektir. Gözlerinin önünde onbinlerce, yüzbinlerce kurban yatıyor olacaktır çünkü.
Bu sonucu görmek istemedikleri için durmadan uzak mesafeden çalışan silahlar üretiyorlar. Başka deyişle, durmadan bedenlerden uzaklaşıyorlar. Silahların gelişmesi işte bu yönde oluyor. Birbirimizi bıçakla kılıçla öldürdüğümüz zamanlarda, doğrudan çalışan caydırıcı bir güç vardı. Gözünün önündeki düşmana bıçağı saplayınca, bunu elinde hissedersin, kendi üstüne kan sıçrar, düşman gözünün önünde devrilir, ölür.
Sapkın insanlar dışında bundan hoşlanacak kimse yoktur. Bu yüzden silahları olabildiğince bedenlerden uzağa götürmek istiyorlar. Bu isteği gitgide gerçekleştirdikleri için de sonuç olarak, silahlarla gelen hasarın boyutları durmadan artarak büyümekte.
Ancak insan ve bilgiyi, bu ikisinin temel özelliklerini karşılaştırırsak, hangisinin kalıcı hangisinin geçici olduğu hemen anlaşılacaktır. Bu nedenle gençlere herkesten farklı ol falan dememeli, başkalarının neler hissettiğini anlayan bir insan ol demeliyiz. Onlarla uğraşmasak da her biri apayrı kişilikteler zaten, bunu anlamak önemlidir. Herkesle aynı olacaklar, kişilikleri olmayacak falan diye korkmayalım.
Ödünç almak, ancak aldığını geri verme sözüyle birlikte olursa bir anlam ifade eder. Aslında sözünü tutmak toplumun en üst konumda koruduğu kurallardan biri olmalıydı.
İnsan değişir ama söz değişmez. Bilgi değişmez olduğuna göre, verilen sözün de mutlak bir değeri var. Ancak yakın zamanlarda söz verme denen şey de hafife alınır oldu.
Bu da hep bahsettiğim altüst olmuş konulardan birisidir. Değişmemesi gereken bir şey değişiverdi.
Herhalde bu yüzden, ilkokul öğretmenleri verdiğin sözü tutacaksın falan diye söylemez oldular. Çocuklar da kendi aralarında bunu kullanmaz oldu. Sözüm söz olsun mu diye çocukların serçe parmaklarını kavuşturduğu günler mazide kaldı.
Yetişkinlerin dünyasına bakarsak bunu çok daha kolayca görebiliriz. Politikacılar seçim vaatlerine zerre kadar önem vermiyor. Hepsi yalancı oldu çıktı. Ancak artık bu vaatleri dinleyen taraf da, nasılsa seçim vaatleri değişen bir şeydir diye bu durumu kabul eder oldu.
Bu da verilen sözün değersizleştiği, başka deyişle bilginin değiştiği yanılsamasına çok iyi bir örnektir. Politikacılar tüm samimiyetleriyle vaatlerde bulunuyorlar, ama sonra kendi söylediklerine sadık kalmaları gerektiğini düşünmüyorlar. Söylenen şeyler nasılsa değişir, sözler de bir çeşit "bilgidir" yalnızca. Fakat seçimi kazanan kendisi sabit artık, değişmez çünkü. Böyle düşünüyorlar.
İnsanın değişmesi çok doğal bir şeydir. Bu yüzden "Samuray sözünden dönmez." diye Japon atasözü var. Samurayların az konuşur olmaları hava atmak için poz yapmalarından değildi, dikkatsizce bir şey söyleyivermeleri halinde bunun çok ağır sonuçları olabilirdi.
Samuray söz verip bunu tutamazsa, bedelini hayatıyla ödeyecektir. Sorumlu davranayım diye düşünen, sorumlulukları ağır olan insanların ağızları da ağır olurdu, çabuk lâf etmezlerdi. "Bedene ter dönmez, bey
Kendi cildimden bir parça kesip size nakletmeye çalışsam, kesinlikle uymayacaktır. Anne babanın cildi bile kendi çocuklarına uymuyor. Zorla yapmaya kalkarsanız, bağışıklık artırıcı aşılar falan kullanmadan kesinlikle başarılı olamaz.
Bir parça cilt dokusu için bile durum böyledir. Buna dayanarak kısaca söylersek, "bireysellik" doğuştan sahip olunan bir şeydir, ondan daha fazla bir şey değil, daha az bir şey de değil.
Kendimizi doğuran anne babadan bile bu kadar farklıyken, neden gönül rahatlığıyla kendimizin herkesten faklı bir kişilik olduğunu kabul edemiyoruz? Aksine, insan bilinci başkalarıyla anlaşabilecek ortak noktaları bulma peşinde. Demek ki aslında doğuştan farklıyız, başkalarının anlamayabileceği bir şeylere sahibiz.
Böyle düşününce, gençlerin eğitim aldığı yerlerde, bireyselliğini geliştir falan gibi aptalca şeyler söylememek daha iyi olacaktır. Bunun yerine, anne babanın hissettiklerini anlıyor musun, arkadaşlarının hissettiklerini anlıyor musun, sokaktaki evsizlerin neler hissettiğini anlıyor musun diye konuşulsa, çok daha iyi bir eğitim olmaz mıydı?