Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölüm eskiden, ölecek olan kişiye oynanan -genellikle komik- bir trajediydi. Bugün ölüm, öleceğini bilmeyen kişiye oynanan -her zaman dramatik- bir komedidir.
Bu durumda mezar incelemesi bize, mahşer gününün, artes moriendi'lerin, ölüm temalarının öğrettiği hususları teyit etmektedir. XI. yüzyıldan itibaren, her bireyin ölümü ile bireyselliği arasında, eskiden bilinmeyen bir ilişki kurulmuştur. Bugün 1000 yılı ile XIII. yüzyıl arasında, çağdaş bir Ortaçağ uzmanı Pacaut'nun söylediği gibi, "çok önemli bir tarihsel değişimin gerçekleştiği" kabul edilmektedir. "İnsanların kendilerini çevreleyen ve kendileriyle ilgili olan şeylere düşüncelerini uygulama biçimi derinlemesine dönüşürken, zihinsel mekanizmalar -akıl yürütme, somut veya soyut gerçekleri kavrama ve düşünceleri anlama biçimleri- radikal bir biçimde evrim geçirdi."
Bu değişimi ölümün aynasında, eski zaman yazarlarının tarzıyla söylersek speculum mortis'te kavrıyoruz. Kendi ölümünün aynasında, her insan kendi bireyselliğinin sırrını keşfediyordu. Greko-romen antik dönemin ve özellikle epikürizmin sezinlediği, fakat sonra kaybolan bu ilişki, o zamandan bu yana bizim Batılı uygarlığımızı etkilemeyi sürdürdü. Geleneksel toplumların insanı, Ortaçağ'ın ilk döneminin, fakat aynı zamanda bütün popüler ve sözel kültürlerin insanı, hepimizin ölümlü olduğu düşüncesine pek zorlanmadan boyun eğiyordu. Ortaçağ'ın ortasından itibaren, zengin, güçlü veya okumuş Batılı insan, kendi ölümünü kabul ediyordu: kendinin ölümünü keşfetmişti.