Uyuşuk zihinlerden, durgun kanlardan meydana gelen kitleler, taş, demir, odun yığınlarından daha boş ve çirkindir.

Mustafa Kemal ATATÜRK.

Zabit ve kumandan ile hasbihal.

“Yirmi iki yaşındaki genç bir teğmenin görevi uğruna dökeceği kanın, aylık 700 kuruş maaşının karşılığı olduğunu kabul edecek hiç kimse bulunamaz. Bu kan, maddi olarak ölçülemeyecek yüce bir duygunun, vatanı ve milleti korumanın ve mesleki namus gayretinin şeref hissiyle dökülebilir. Bu da fedakarlık demektir”

Mustafa Kemal ATATÜRK.

Zabit ve kumandan ile hasbihal

Abdullah İhsan Yörük, bir alıntı ekledi.
21 May 17:04 · Kitabı okuyor · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Mustafa Kemal Atatürk'ün Sofya'daki Yıllarından Bir Hatırâtı
1914 yılı ilkbaharının bir günü, genç bir Osmanlı zabiti Sofya'nın şık kafelerinden birinde, Sobranye'deki Türk mebuslardan Zümrezâde Şakir Beğ'le birlikte oturuyordu. Mekân, müzik, servis mükemmeldi. Ansızın içeri giren bir köylü şık giyimli müşterilerin arasındaki boş bir masaya yöneldi ve oturdu. Etraf bu kaba giyimli köylüye yadırgayarak baktı, garsonlar surat astılar ve köylü tarafından çağırıldıklarında oralı olmadılar. Köylü ısrar edince kendisine hizmet edilmeyeceği ve buranın böyle kaba saba kılıklı birine göre yer olmadığı ve salonu terk etmesi gerektiği söylendi. Köylü kızmıştı, "Bulgaristan benim ekip biçtiğimi yiyor, benim silahımla korunuyor. Parasını verdikten sonra istediğim yerde otururum ve bana hizmet edersiniz." dedi. Köylünün diretmesi sonucu isteği yerine getirildi.

Genç zabit olayı dikkatle izlemişti. Arkadaşına şöyle dedi, "Şakir, günün birinde bizim köylülerimizi de böyle görmek isterim, kendilerinden emin olmalı ve haklarını istemesini bilmelidirler." Bu genç zabit Osmanlı İmparatorluğu'nun Sofya'daki ataşamiliteri Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal Beğ'di.

"Köylü milletin efendisidir."

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 93)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 93)
-Yusuf-, bir alıntı ekledi.
20 May 23:46 · Kitabı okuyor

Kendimden bile#
..

Yazsanıza Bay Komiser, zabıt filan tutsanıza ! Ulu Tanrım ! Kime güvenmeli gayrı bu dünyada ? Herkesten şüphe etmeli demek, herkesten ! Kendimden bile (!) Öyle ya kendim de çalabilirmişim demek.

..

Cimri, Moliere (Sayfa 90 - İş Bankası)Cimri, Moliere (Sayfa 90 - İş Bankası)

Zabit Karaköse, Çayyaş
Bence papatyaları koparmak yerine, sevdiğiniz insanı papatyaların olduğu yerlere götürün…
Böylelikle ne “sevmiyor” çıkar fallar,
ne incinir papatyalar…

PİSTE PİSTEK
  
Êvar bû 
Hemoyê biçûk î boyaxçî 
li quncikê Meydana Mezin 
li nav dilê bajarê Şamê 
serê westiyayî tewandibû 
wek firça nav destê xwe 
laşê xweyê zirav bilez bilez 
dihejand.             
Hemoyî biçûk î eware
di ber xwe de ,
bi piste pist ev digot:
Tu mamoste piyê xwe deyne!
Tu bazirgan piyê xwe deyne! 
Zabit… casûs… leşker… celad 
mirovê baş…
û mirovê pîç…
Hûn hemû!
yek li pey yekî piyê xwe deynin 
kes nema 
tenê Xudê ma
Ez bawer im
li wê dinyayê jî 
Xudê ji bo boyaxkirina 
pêlavên xwe
wê gazî Kurdekî bike 
kî dibê
“ew Kurd ne ez im”
Ax dayê!
Tu dibê pêlavên Xudê çi qas
mezin bin
çend numre ne lingên wî?
Lê ji bo pere!
dayê tu dibê wê Xudê çiqa sî bide

Şêrko Bêkes

Harâbâtı görenler her biri bir hâletin söyler
Letâfet nakleder rindân zâhid sıkletin söyler
*
Ser-âgaaz eyledikçe bahse bülbül revnak-ı gülden
Bizimle gulgul-i mînâ mülün keyfiyyetin söyler
*
Tecellî neş'esin ehl-i şikem idrâk kaabil mi
Bihişt andıkça zâhid ekl ü şürbün lezzetin söyler
*
Ne hükm-i hâkim-i aklî ne zabt-ı zâbit-i şer’î
Cünûn ıklîmini geşt eyliyenler râhatın söyler
*
Miyân-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun
Şecâat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler
*
Muvâfıkdır yine elbet mîzâca şîve-i hikmet
Tabîbin olsa da kizbi marîzin sıhhatin söyler
*
Perîşân hâtırımda nükte-i serbeste-veş kaldı
Ne kimse hikmetin anlar ne Râgıb illetin söyler
*** (Koca) Râgıb Muhammed Paşa ***
Meyhaneleri görenler, her biri bir halinden bahsederler.
Güzelliğini, hoşluğunu anlatır rindler; zahit ağır havasından bahseder.
*
Bülbül gülün göz alıcılığından konuya yeniden girdikçe,
Şarap şişesinin şıkırtısı da bizimle şarabın verdiği neşeyi söyleşir.
*
Cenneti andıkça, zahidin aklına ancak yiyip içmekten aldığı lezzet gelir.
Tecellî neşesini midesine düşkün olanların anlaması hiç mümkün mü?
-Tecellî: (Tasavvufta) Hak nûrunun tesîriyle makbul kulların kalbinde İlâhî sırların ayân olması hâli. / Cennette Allâh'ın cemâlini makbul kullarına göstermesi.
*
Ne akıl hakiminin hükmü, ne hukuk zabitinin disiplini varmış.
Delilik ülkesini gezenler, oranın ne kadar rahat olduğunu anlatırlar.
*
Kötü huylu kimse laf arasında kelimelerin (kendisinin de işlediği) çirkin manalarını vurgular.
Çingenenin açık yürekli olanı yiğitliğini göstermek için yaptığı hırsızlıkları anlatır.
*
Hekimlik yapmanın usulü elbette mizaçlara göre davranmaktır.
Doktorun yalanı olsa da, hastanın sıhhati için söyler.
*
Karışmış zihnimdeki çözülmeyen bir mana gibi içimde kaldı.
Ne Ragıb hastalığını kimseye söyler, ne de kimse bu halinin hikmetini anlar.

Sezgi, bir alıntı ekledi.
20 Nis 21:20

Berivan, Kafka'yı arıyor
O günkü duruşmayı unutamıyorum. Aralarında Yaşar Kemal, Gencay Gürsoy, Orhan Pamuk,Ahmet Altan , Şanar Yurdatapan, Nilüfer Göle gibi ülkemizin tanınmış bir çok sanatçısı ve bilim insanı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde Terörle mücadele Yasası,yani, meşhur 8.Madde'yle yargılanıyordu.Bu maddeden yargılanan bir sanatçı dostumuzun yapıtının altına hepimiz imzamızı atıp " Bu sanatçıyı yargılıyorsanız, bizi de yargılayın; onu hapse atacaksanız,bizi de atın!" diyerek bir anlamda mahkemeye kendimizi ihbar etmiştik. Ve mahkeme de mecburen bize de dava açmış ve ifadelerimizi almak için bu duruşmaya çağırmıştı.
Salonda büyük bir medya ordusu vardı. Sanatçılar, bilim insanları bunu fırsat bilerek çok etkili ve dikkat çekici savunmalar yapıyorlardı. Kimisi bir anısını anlatıyor, kimisi şiir okuyor, kimisi geçmişte özgürlük mücadelesi vermiş kahramanları anarak savunmasına başlıyor ve bu duruşmanın bir gün tarihe geçeceğini vurgulayarak, savunmasını bitiriyordu. Sıra, oyuncu ve tiyatro yönetmeni Mahir Günşiray'a gelmişti. O da boş durur mu... Son derece etkili ve teatral jestlerle, Franz Kafka'nın, "DAVA" adlı romanından bir bölüm okuyarak başladı savunmasına;
"Siz kim oluyor da bizi yargılıyorsunuz? Bu mahkemenin anlamı nedir? Siz önce kendinizi yargılayın. Nedir bu oyun? Son verin artık bu saçmalıklara... Nedir, bu soytarılık?..."
Salonda çıt çıkmıyordu... Bütün kameralar Mahir Günşiray'a dönmüştü. Yüzünde flaşlar patlıyordu. Mahkeme heyeti son derece şaşkındı. Kısa bir sessizlik oldu. Günşiray, romanın o bölümünü bir daha okudu. Çok etkilenmiştik savunmasından. Mahkeme Başkanı hâkim, öfkeyle susturdu Mahir Günşiray'ı:
"Ne demek istiyorsunuz siz? Biz burada oyun mu oynuyoruz? Siz şimdi bize soytarı mı demek istiyorsunuz?"
Salonda kısa bir dalgalanma olmuştu. Kimse hâkimin bu denli öfkeleneceğini hesaplayamamıştı. Belli ki soytarı sözcüğü hakimin çok ağırına gitmişti. Yüzü hiddetten kıpkırmızı,ikide bir aynı şeyi tekrarlıyordu:
"Biz burada oyun mu oynuyoruz? Ne demek soytarı? Bu mahkemeye düpedüz hakaret..."
"Yaz kızım!" dedi hâkim, önünde oturan zabıt kâtibesi kıza: " Sanık Mahir Günşiray mahkeme heyetine hakaret etmiştir..."
Mahir Günşiray hâkimin öfkesini biraz olsun yumuşatmak için söz hakkı istedi. Hâkim " Evet,konuşun," anlamında bir hareket yapınca, sanatçı kendisini şu sözlerle savundu:
" Söylediğim sözler bana ait değildir. Franz Kafka'nın 'Dava' adlı romanından bir bölümdür. Mahkemeye hakaret kastım yoktur."
Hâkimin öfkesi dinecek gibi değildi. Önündekk dosyalara elinin tersiyle vurarak, "Kafka mı, o mu demiş bize,soytarı, diye; kim bu Kafka ne hakkı var yüce mahkemeye hakaret etmeye?!" Diye bağırdı...
Mahir Günşiray biraz şaşkın ama çok da tedirgin bir sesle:
"Ünlü romancı efendim.Franz Kafka..."
"Nerede yaşıyor bu adam?"
Salondan, " Yaşamıyor, öleli çok oldu" gibi hafiften sesler yükseldi, ama hâkim duyacak gibi değildi. Duysa bile öylesine öfkeliydi ki, öldüğüne inanmazdı zaten... Sinirli bir şekilde zabıt kâtibesi kıza yine dönerek:
" Yaz, kızım! Kafka adlı şahıs derhal bulunacak,mahkemeye çağrılıp ifadesi alınacak!"

Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın, Cezmi Ersöz (Sayfa 44 - Tekin Yayınevi)Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın, Cezmi Ersöz (Sayfa 44 - Tekin Yayınevi)
Ayşe Nur, bir alıntı ekledi.
20 Nis 16:45

“Büyümek, dertlere kucak açmaktır çocuk...”
Sakın büyüyünce ilk işin aşık olmak olmasın çocuk, ilk işin aşık olmak olursa, sonra ki yapacağın işlerde olumsuz bir etki oluşturabilir üzerinde...

Çayyaş, Zabit Karaköse (Sayfa 128)Çayyaş, Zabit Karaköse (Sayfa 128)
Ayşe Nur, bir alıntı ekledi.
20 Nis 15:56

“Çiçeklere soldu demeyin azizim, ‘soldurduk’ deyin ‘soldurduk...’

Çayyaş, Zabit Karaköse (Sayfa 124)Çayyaş, Zabit Karaköse (Sayfa 124)